Müteahhitlik kisvesi altında...

Hırsızlık yap...

Çal, çal, çal...

Soy, soy, soy...

Günün birinde yakayı ele ver!

Adliyede savcının karşısına çıktığında, “Ben itirafçı olacağım” de...

Gerçek suç ortaklarının adını bile anmayıp; iktidarın zaten hedefe koyduğu bir takım masum insanların isimlerinden oluşan bir liste yap...

Hepsi tek tek tutuklanırken, sen hakkında 704 yıla kadar hapis cezası istendiği halde ev hapsiyle kurtul...

Üstelik bu şartı da yerine getirme!

Ülkenin seçilmiş insanları demir parmaklıklar arkasında ömür çürütürken, her akşam farklı bir restoranda arz-ı endam eyle...

Sonra da yargılamanın başladığı gün mahkeme salonuna VIP’ten girip devletin görevlendirdiği 15 koruma polisiyle gövde gösterisinde bulun!

★★★

Kimden söz ettiğim belli:

AKP’li belediyelere ve kamu kurumlarına yüzlerce iş yapan ama hiçbirinde rüşvet verdiğini söylemeyen... Sadece birkaç CHP’li belediyeyi hedefine koyan Aziz İhsan Aktaş...

Dün bu arkadaşın tiyatrosu başladı.

Kendisi baş sanık; ama özgür...

Herkesi suçluyor...

Ne kadar suçlarsa o kadar çok özgür kalacağını biliyor!

Diğer sanıklar ise suçlandıkları konuları bile doğru dürüst öğrenmiş değil!

★★★

Bu yargılama dün “cezaevi mahkeme salonu”nda başladı.

Hakim beylerin açıklamasına göre bir ay sürecekmiş.

Sonra... Karar!

Karar; yargılamanın yapılış şeklinden belli:

Bütün siyasi sanıklar hakkında hapis...

“Ben hırsızım, çaldım ama bakın adalete hizmet ediyorum” diyen kolpacı müteahhide ise ya göstermelik bir ceza ya da özgürlük...

★★★

Böyle adalet olmaz!

Böyle yargılama olmaz...

Böyle suçlama, böyle sanık, böyle tanık olmaz...

Olursa, orada hak olmaz, hukuk olmaz!

Mahkeme salonuna bile 15 korumayla, hakimlerden sonra gelen hırsız, mahkemeye değil de “hamam”a gelmiş olur...

★★★

Biz bu “hamam”ları “kumpas davaları”nda da gördük...

Kirlilerin yıkandığı, masumların ise “odun olarak” yakıldığı o hamamlarda verilen kararların hepsi iptal edildi.

Çünkü Yargıtay dedi ki, “Hamamda yargılama olmaz...”

★★★

Silivri’deki mahkemenin bu imajı yıkacağına inanmak istiyorum!

SYYY Partisi!

MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, “Aziz İhsan Aktaş suç örgütü” davasının başlamasına dakikalar kala bir açıklama yaptı ve “Keşke mevzuat müsait olsa da duruşmalar televizyonlardan canlı yayınlanabilseydi. Vatandaş daha çok bilgi sahibi olurdu” dedi...

Oysa partisinin milletvekilleri, daha üç hafta önce CHP’nin bu konudaki önergesine Meclis’te ret oyu verdi.

Yani o oylamada MHP’liler “Hayır” yerine “Evet” deseydi, Feti Bey’in bugün yakındığı mevzuat hazretleri “müsait” olacaktı.

★★★

PKK’yla, AKP’yle ilgili çelişkilerini bir kenara bırakıyorum; bu partinin çelişkileri say say bitmez!

Emeklilerin sefalet ücreti aldığını söylüyor, artırılması gündeme geldiğinde “Hayır” oyu veriyorlar.

Belediyelerde kayyum uygulamasına karşı çıkıyor; gereğini yapmıyorlar.

Bu parti artık MHP falan değil...

Çünkü; ne “milli”liğinden eser kaldı ne de inandığı konularda “hareket”e geçme yeteneği...

Bu nedenle isminin en kısa zamanda Söylediğini Yap, Yaptığını Yapma Partisi (SYYYP) ya da Keşke Partisi olarak değiştirilmesini öneriyorum.

Yine Sedef Kabaş!

Gazeteci Sedef Kabaş, X hesabından yaptığı bir paylaşım nedeniyle gözaltına alındı; daha sonra da adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Kendisine yöneltilen suçlamayı artık ezbere biliyoruz:

“Cumhurbaşkanı’na hakaret” ve “Suç işlemeye tahrik!” 

Peki; ne demiş Sedef Hanım?

“Darbeyi hala sadece askerler yapar sanan var mı? #19Mart itibariyle ülke ‘sivil bir darbe’ ile yönetiliyor... Geleceğin en güçlü cumhurbaşkanı adayı hapsedildi. Şimdi de ülkenin en köklü ve en büyük siyasi partisine çökülüyor!”

★★★

İyi de bu sözleri Sedef Kabaş’tan önce yüzlerce siyasetçiden, aydından, gazeteciden duymadık mı?

Onlar için suç olmayan bu sözler, Sedef Hanım söyleyince mi suça dönüştü?

Ayrıca bu sözlerin neresinde Cumhurbaşkanı’na hakaret var? Hangi sözcüklerde “suç işlemeye tahrik suçu” işleniyor?

Biri anlatsa da öğrensek!

GÜNÜN SORUSU

Dün Köy Enstitüleri’nin kapatılmasının 72’nci yıl dönümüydü... Köy Enstitüleri’nin kurulmasını sağlayan Hasan Ali Yücel, kapatmaya karşı çıkar ve “Bu okulların yararları belli. Peki; zararları ne? Neden kapatmak istiyorsunuz?” diye sorar... Toprak ağası milletvekili Reşat Şemsettin Sirer yanıt verir:

“Ben üçü beşi bilmem. Bindiğim eşek benden akıllı olmayacak. Olursa düşürür. Okuyan köylü de zapt olunmaz!

 Sorum size: Köylülerin zapt edilemediği bir Türkiye’de yaşamak istemez miydiniz?