Can Ataklı
25 Ağustos 2020

Gürültülü gaz çıkarmak rezil eder


KAFAMI BOZAN ŞEYLER

Gürültülü gaz çıkarmak rezil eder

Kaç yaşında olduğumu bile hatırlamıyorum ama çok küçük yaştaydım, buna rağmen hiç unutmadığım bir hikayedir.

Rahmetli babaannem anlatmıştı.

Kalabalıkta gaz çıkarmanın iyi bir şey olmadığını anlatırken, “Biri gaz çıkardığı zaman şeytan hemen bir kap alır o kişinin poposuna tutar. Eğer gaz sesli çıktıysa kabı deler geçer, gaz sessiz çıkmışsa şeytanın kabını delemez, koku kabın içinde kalır” demişti. Sonra benim hayret içinde bakışıma karşılık gülerek eklemişti; “İşte bu nedenle sesli çıkan gazın kokusu olmaz ama gaz çıkaran çok mahcup olur, sessiz çıkan gaz ise çok fena kokar ama çoğu kez kimden çıktığını anlamak mümkün olmaz.”

Karadeniz’de gaz müjdesi haberlerini izlerken nedense aklıma taaa çocukluk yıllarımdan kalan bu anı geldi.

Sanki şimdi gaz çıktı ve sesli çıktı ama çıkaranın bundan pek mahcup olduğu falan yok.

Üstelik şeytanın elindeki kap delinse bile koku yine yayıldı ortalığa.

Niye yazdım bunları?

Çünkü gerçekten çok canım sıkılıyor ve öfkeleniyorum.

İktidar ve tetikçileri işi gücü bıraktı, yine toplumun yarıdan fazlasını “hainlikle” suçlama yarışına girdi.

Doğalgazın bulunmuş olmasına sevinmekten çok “Bizden olmayanlar buna sevinmiyor” yaygarası koparıyorlar.

Televizyonlardaki sözde tartışmacıları hayretler içinde izliyorum.

“Bunu biz bulduk, niye sevinmiyorsunuz? Erdoğan düşmanlığı, gözleri bu kadar mı köreltti? Bu milletin artık rahat nefes alacak olmasından niye üzüntü duyuyorsunuz?” türü ipe sapa gelmez neler söylenmiyor ki?

Yepyeni bir anlayışla karşı karşıyayız.

Ortada bir “Neden sevinmiyorsunuz” linççileri var.

Kervana en son olarak MHP Genel Başkanı da katıldı.

Demiş ki; “Karadeniz’de belirlenip üretime ve ticarileşme aşamasına geçecek doğalgaz kuyusu kötü niyetlilerin ipliğini bir kez daha pazara çıkarmış, vicdan ve ahlaklarının bütünüyle iflas ettiğini ibretlik şekilde gözler önüne sermiştir.”

Sanki bu milletin yarıdan fazlası ülkemizin kazanmasını istemiyor, petrol, doğalgaz bulunmasına karşı çıkıyor.

Peki niye çok öfkeleniyorlar ve linç kampanyası açıyorlar?

Nedeni çok basit.

İktidar çok sıkıştı.

Dibe batmakta olduğunu görüyor.

Yapılacak ilk seçimde tarihe gömüleceğini de biliyor.

Bu da iktidarı ve özellikle ondan nemalanan yandaşlarını, tetikçilerini panikletiyor.

Daha yüksek sesle, daha çok suçlayarak, kendilerinden olmayan herkese hain damgası vurarak, iktidar şiddetini artırmaya ve iktidardan asla gitmeyecekleri bir ortamı hazırlamaya çalışıyorlar.

Bu iktidarın artık tek hedefi var.

Bedeli ne olursa olsun bulundukları yeri kaybetmemek.

Bundan sonra ister seçimle, ister seçimsiz mutlaka iktidarda kalmanın bir yolu aranıyor.

Seçimle kalmanın çok zor hatta olanaksız olduğunu gördükleri için de iktidarı seçimsiz ve alternatifsiz sürdürebilecekleri formülü bulmaya çalışıyorlar.

Nereye kadar bilemiyorum tabii ama muhalefet de artık bu oyunu görmeli ve “rutin siyaset yaparak” bir yere varamayacağının farkına varmalı.

BUNU YAZMAK GEREK

İstanbul-İzmir Otoyolu’nda Bursa engeli

Türkiye’nin en pahalı yolu İstanbul-İzmir Otoyolu.

Körfez geçişiyle birlikte gidiş geliş 500 lirayı geçiyor.

Hafta sonu Körfez gezimizde zamandan kazanmak için bu yolu kullandık.

Geçen sefer de dikkatimi çekmişti, bu kez iyice eziyet olduğu için yazmak ve bir tüketici şikayeti olarak dile getirmek istiyorum.

İstanbul’dan İzmir’e gidişi çok pahalı olan ama zaman olarak hayli kısaltan otoyol, Bursa engeline takılıyor.

Çünkü bu yolun Bursa bölümü bedava.

Böyle olunca Bursalılar bu yolu çevreyolu olarak kullanıyor.

Bu çok haklı bir tutum ama dünyanın parasını verenlere de haksızlık oluyor bu.

İstanbul’dan çıkıp seri biçimde Bursa’ya varıyorsunuz, sonra adeta kent içi trafiğe girmiş gibi oluyor, hatta adım adım gidiyorsunuz, sonra tekrar rahatlıyorsunuz.

Bu olmaz.

Bursa’ya bir başka çevreyolu yapılmalı ya da otoyolun Bursa geçişi yeniden düzenlenmeli.

İstanbul-İzmir yoluna gidiş-geliş 500 lirayı aşkın para ödeyenleri kazıklamaktır bu.

BAŞIMDAN GEÇENLER

Yerli turiste açık bölgeler, koronayı biraz daha rahat geçiriyor

Turizmde çok kötü bir sezon geçiriyoruz.

Özellikle Güney’deki tesislerin önemli bölümü hâlâ kapalı ya da çok sınırlı sayıda turiste hizmet veriyor.

Temmuz ayında Çeşme-Kuşadası- Bodrum hattında kısa bir tatil yapmıştık.

Bu hafta, cuma-pazar arasını Edremit Körfezi’nde geçirdik.

Aynı gözlemi edindim yine.

Bu yıl yerli turiste yönelenler krizi bir parça daha rahat geçiriyor.

Çeşme ve Bodrum’da dolu olan otellerin müşterilerinin tamamına yakını yerli turistlerdi.

Edremit Körfezi’nde ise şunu gördüm: Her yer dolu, ama neredeyse tek yabancı bile yok, hepsi yerli turist.

Öncelikle şunu söyleyeyim; kimilerinin köpürtmeye çalıştığı gibi “Tatile gittiler, kalabalıklar halinde denize giriyorlar. Koronaya davet çıkarıyorlar” lafları palavra.

Bir kere tatil yapanlar çok dikkatli, herkes korona önlemlerine titizlikle uyuyor.

Lokantalar, oteller, moteller ve diğer hizmet veren yerler de kurallara çok uygun davranıyor.

Her yerde ateşiniz ölçülüyor, maske takılmasına müthiş özen gösteriliyor, fiziki mesafe kurallarına uyuluyor, hizmet veren kuruluşlar hijyene olağanüstü önem veriyor.

Biz de tabii harika bir hafta sonu geçirdik, denize girmenin yanı sıra çok hareketli bir kültür turu da yaptık.

Gidenler biliyor tabii de gitmeyenlere hararetle tavsiye ederim.

Bu bölge sadece yaz aylarının tatil beldelerinden oluşmuyor.

Olağanüstü doğası, müthiş lezzetleri, engin tarihi ile kış ve bahar aylarının da en cazip turizm merkezi Edremit Körfezi.

Bir ucu Dikili’den başlayıp Ayvalık, Burhaniye, Akçay, Güre, Altınoluk’tan Küçükkuyu’ya, oradan Assos’a uzanan Kazdağları’nın mağrur bakışlarla ev sahipliği yaptığı müthiş bir doğa ve tarih harikası bu bölge.

Vaktiniz oldukça gitmenizi tavsiye ederim.

NOT: Hiç hesapta yokken böyle bir gezi yapmamıza vesile olan Edremitli dostum Cemil Yavuz’a teşekkür ederim.

5 ALTIN MADALYALI ZEYTİNYAĞI FABRİKASI

Bu tür gezilerde sürpriz tanışıklıklar yaşanıyor. Küçükkuyu’da tesadüfen girdiğimiz Sabunhane’de tanıdığımız Melda As, ailesinin macerasını anlattı. Aile, 1924 Girit Hanya Mübadelesi ile gelmiş buraya. 4. kuşak olarak zeytinyağı/sabun üretimine devam ediyorlarmış. Mehmet Betil ile yeni kurdukları zeytinyağı fabrikasında Mavras markası altında, dünyada sadece üç adet olan oksijensiz sıkım makinasından bir tanesine sahiplermiş. Mavras Zeytinyağları, bu yıl içinde uluslararası yarışmalarda 5 altın madalya birden kazanmış. Fabrikanın teşhir bölümünde hatıra fotoğrafı çektirirken gördüğüm sayısız el yapımı sabun beni çok şaşırttı. Hepsinin ayrı bir işlevi var. Kadınlar daha çok anlıyorlar bunu.

FARELERİN EFENDİSİNİN BÜYÜLÜ DÜNYASI

Mitolojik tanrı Apollon’un yaşadığı Smintheion’daki fareler kızımın çok hoşuna gitti doğal olarak. Zeus’un oğlu Apollon, farelerin efendisi olarak da biliniyor. Yoksulların tarlalarını kemiren fareleri öldüren Apollon, zengin zalimlere ise farelerden aldığı veba mikrobunu bulaştırıyormuş. Pandemi günlerinde insanı ister istemez etkiliyor bu manzara.

KOMİK

Suriye sorununu üstlenmeseler de durum aynı olacakmış

Maliye ve ekonomiye bakan damat Albayrak çok mutlu.

Sürekli gülümsüyor.

Doğalgaz konusunda şöyle demiş; “Eksen değişikliği derken neyi kastettiğimiz çok açık. Cari dengede yıllık 40 milyar dolarlık bir girdinin, vatandaşın da cebine girmeyeceği düşünülebilir mi? Türkiye artık başka bir lige çıkıyor demektir bu. Sayın Cumhurbaşkanımızın bugüne kadarki yerli ve milli politika hedefinde ne kadar haklı olduğu bir kez daha ortaya çıktı.”

Demek ki 40 milyar dolarlık bir girdi, Türkiye’yi başka bir lige çıkaracak kadar büyükmüş.

O halde Suriyeliler için harcanan 40 milyar dolarlık bir çıktı ile Türkiye bir alt lige düşmüştü bu iktidar sayesinde.

Şimdi 40 milyarlık bir girdi ile aslında tekrar eski yerimize döneceğiz.

ÇOK GÜLDÜM

Sonunda Rus aşısı bulup yaptırdı sonra olan oldu

Günün esprisi olarak sizlerle de paylaşmak istedim.
Bana da sosyal medyadan geldi.
Putin aşı bulduklarını söyledi ya, ister istemez bunun da “geyiği” yapılacak.
İşte en yeni “Rus aşısı geyiği” bu;

Yazarlar

Gürültülü gaz çıkarmak rezil eder
Can Ataklı