Ahmet TAKAN
1 Temmuz 2020

“Gül gibi açıklama” deyip geçelim mi?..


Meslek hayatımda haber merkezi yöneticilik görevini sürdürdüğüm her dönemde meslektaşlarıma –özellikle genç muhabirlere- tavsiyem ve yönlendirmem hep şöyle olmuştur;

Doğru habere, en iyi en özel habere ulaşmak ve yazmak istiyorsanız mutlaka doğru soruyu bulun ve sorun… Doğru soruyu da dosdoğru sorun…

11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Karar Gazetesi’nden Taha Akyol’a açıklamalar yaptı. Kaygılarını dile getirdi!.. Bana sorarsanız, söyleşiden çok matbu hazırlanmış bir açıklama bütünüydü. Ayarı milimetrik olarak düşünülmüş. İnce elenip sık dokunmuş. Neyse… Siyaset kulislerinde önceki gün garip bir tartışma yaşandı. Bu garip tartışmanın içine medyanın da dahil olmaması düşünülemezdi. Tartışmanın başlığı da oldukça garipti; “Abdullah Gül neden konuştu?”… Yandaş medya saraydan aldığı havadan mı bilemem ama tedirginliklerini çok açık ettiler.

Sonda söyleyeceğimizi yine en başta ifade edelim; Abdullah Gül’ün Karar Gazetesi’ne yaptığı açıklamalardan sonra gündeme getirilen soru yanlıştı. Doğru soru şu olmalıydı;

Abdullah Gül’ü kim/kimler konuşturdu?.. Veya; Abdullah Gül neden konuşturuldu?..

Vay efendim, Gül, siyaset dışında kalacağını daha önce açıklamıştı da şimdi niye konuşmuş muş…

Hani, Ali Babacan’ı gölgelememek için perde arkasında kalacakmış mış…

16 Nisan referandumunda neredeymiş miş… Neden o zaman hiç sesi çıkmamış mış…

Kaygı duyduğu durumları yeni mi görmüş müş…

En gülünç iddia ise; Abdullah Gül, Ali Babacan ile taht kavgasına girişmiş miş…

Bakın, altını çizerek bir kez daha bağırıyorum; Ali Babacan, Abdullah Gül’den icazet almadan bir bardak su içmeye bile gitmez gidemez. Kayıkçı kavgalarına aldanmayın!..

Bebelerin bile inanmayacağı bu tezgahları kim yemişti acaba?..

Abdullah Gül’ün mesaj bütününe bakılırsa Ali Babacan ve daha önce ve şimdi beraber olduğu kadroları işaret ediyor. Onları anlatıyor. Ha, kendisine çıkardığı bir pay yok mu?.. Elbette var… 25-26 Temmuz tarihinde yapılacak CHP Olağan Kurultayı’na selam ve sıcak mesajlar yolluyor. Kimin için?.. Tabii ki kendisi için!..

Şimdi ne yapalım?.. Taa, Londra’lara gidip Gül’ün mesajlarının perde arkası için Kraliçe hazretlerini rahatsız mı edelim?….

Kendimizi Exeterleri mi vuralım?…

Bilderbergçilerin peşine düşüp canımızdan mı olalım?..

Abdullah Gül’ün, Tayyip Erdoğan’dan nasıl çekindiğini, korktuğunu, karşısına yekten çıkıp asla mücadele edemeyeceğini şahit olduğum somut olaylara da dayanarak kaç defa köşe yazılarımda dile getirdim. Aksi olsaydı, 24 Haziran 2018’de yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminden kaçar mıydı?..

Boş verin!.. O kadar da yorulmaya değmez zaten… Abdullah Gül’ün saray ve çevresini hoplatan açıklamalarının ardında buram buram küreselciler kokuyor. Onların ayak izleri var. Doğru takip etmek gerek!..

Abdullah Gül’e yaptırılan bu hamlenin ardından Millet İttifakı ve geleceği de hayati derecede önem kazandı.

1-CHP Olağan Kurultayı’nda Kemal Kılıçdaroğlu’nun partisinin organlarını ve beyin takımını nasıl organize edeceğine bakacağız. Acaba, CHP’de Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı adaylığına karşı çıkan veya çıkacak isimler yer bulabilecek mi?.. CHP, dikensiz bir gül bahçesi haline gelir mi?..

2- İYİ Parti ve Lideri Meral Akşener’in konumu. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu geçen seçimde Abdullah Gül’e yeşil ışık yakmıştı. Meral Akşener ise Gül’e geçit vermemiş kendisi aday olmuştu. Şu günkü konjonktür itibarıyla İYİ Parti ve Meral Akşener kilit parti konumuna geldi. Bakalım Meral Akşener gelişmeler karşısında nasıl bir tavır sergileyecek?..

Israrla vurgu yapmaya devam edeceğim. Karşımıza konulan tabloda, önümüze sürülen, dayatılan “Erdoğan mı?”, “Gül mü?” seçeneklerine bağlı iç siyaset gibi görünen gelişmeler günlük rutinimiz değil. Uzantıları çook uzaklara bağlı gelişiyor. Nasıl mı?

Önceki gün gündemimize giren şu haber;  “ABD’de Kongre’nin yıllık bütçe planlamasına bir madde eklenerek hükümete Türkiye’den S-400’leri satın alabilmesi için ihtiyaten yetki verildi. Ama bir şartla, eğer Türkiye bu satıştan elde edeceği gelirle NATO ile uyumlu olmayan başka askeri teçhizatlar satın almayacağını yazılı bir şekilde garanti ederse…”

Trump’ın, Tayyip Erdoğan’a gönderdiği ve hepimizin tepkisini çeken o malum mektup  kadar rezil bir durum. Türkiye bir defa daha aşağılanıyor. ABD’nin ”S-400’leri iade edin” baskını zaten biliyoruz. Peki, bu ABD rezilliğinin perde arkasında başka neler var?.. Diplomatik nezaket kuralları çiğnenerek yapılan baskılar ve kapı arkalarında yapılan milyar dolar bazlı yardım vaatleri. “Avrasyacılıktan vazgeçin. Çin’in yanında olmayın, ABD limanından hiç ayrılmayın” kamuflajıyla. Bu pis pazarlıkların büyük bir bölümün hısım, akraba, eş dost kanalı ve çok özel video konferans yöntemiyle İstanbul üzerinden yapıldığını duyuyorum. Daha çok kahroluyorum!..

ABD’nin Rus silah sistemi alıp kullanması mümkün değil. S-400’ler NATO sistemlerine entegre edilemez deyip kendisinin alması kendi sistemlerine entegre etmesi söz konusu olmaz. ABD, Türkiye’yi S-400 kullanımından vazgeçirmek için Rusya’ya yaptığı ödemeyi kabullenebilir mesajı mı?.. Ayrıca bildiğim kadarıyla nasıl ABD’den aldığımız en küçük silah sistemini askeri teçhizatı üçüncü bir ülkeye satamıyorsak yasaksa aynısı Ruslardan alacağımız sistemleri üçüncü ülkelere satışta da geçerli.  Yine bildiğim kadarıyla ABD ordusunun Rus silah sistemi alması yasak.

Kafanızı daha fazla karıştırmak istemem.

En iyisi mi eğer bugüne kadar rast gelmediyseniz 8 sezon süren Amerikan “Homeland” dizisini seyredin. Dizide rol alan ABD ajanı, son bölümde, son cümlesini  S-400’lerle ilgili olarak “Geri döndürülebilir” diye bitiriyordu. Amerikan dizisi  Nisan 2020’de bitmişti!..

Yazarlar

“Gül gibi açıklama” deyip geçelim mi?..
Ahmet TAKAN