Hüsnü Mahalli
30 Kasım 2021

Geliyor gelecek olan


Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dünkü söylediklerini görünce aklıma CHP’nin son sloganı geldi:

Geliyor gelecek olan”…

BAE’nın Başkanı konumundaki Muhammed Bin Zayid’in Ankara ziyaretiyle ilgili Cuma günkü yazımda “ABD ve İsrail’in bölgemizi yeniden dizayn etme projesinde (Yeni BOP) başrole soyunan Bin Zayid Ankara’yı bu projenin içine çekmek istiyor. Bunun için de “AKP İslamcıları desteklemekten vazgeçmeli, İsrail ve Mısır’la barıştıktan sonra Esed’e yeniden Esad demeli” demiştim.

Cumhurbaşkanı Erdoğan dün “Birleşik Arap Emirlikleri ile başlayan ilişki, ister istemez İsrail ve Mısır’la ilişkileri akla getirdi. Siz bu ilişkilere nasıl bakıyorsunuz? İsrail ve Mısır’a büyükelçileri atayacak mısınız?” şeklindeki soruya şöyle yanıt verdi:

Şimdi zaten kararımızı verdiğimiz zaman tabii ki büyükelçileri de belli bir takvim içinde atama durumunda olacağız. Bu söylediğiniz ülkelerin kiminde maslahatgüzar olarak atılmış bazı adımlar var. Büyükelçi yok ama maslahatgüzar var. Bu adımları da peyderpey belli takvim içinde atmış olacağız.

Birleşik Arap Emirlikleri ile aramızda nasıl bir adım atıldıysa, diğerleriyle de buna benzer adımları atacağız.”

Belli ki soru özellikle sordurulmuş.

Soruda Suriye yani Esad olmayınca yanıtta da Esad yok.

Şimdilik.

Çünkü BAE, Ürdün ve Mısır, Suudi’lerin de onayını alarak birlikte hareket ediyor.

Bu birlikteliğin hedefinde öncelikle Suriye sonra da Libya, Yemen ve Irak sorunlarının çözümü var.

Yemen hariç üç ülke direkt olarak Türkiye’yi ilgilendiriyor.

Suriye sorunu çözülmeden bölgeyi yeniden ve olumlu bir şekilde toparlanmanın imkanı yok ve asla olamaz. Suriye sorununun çözümü ise Türkiye’nin elinde. Türkiye istemediği sürece bu sorun çözülmez ve hiç kimse Türkiye ile barışmaz.

Türkiye şu anda Suriye topraklarının yaklaşık % 10’unu kontrol ediyor, on binlerce Suriyeli militanın maaş dahil tüm ihtiyaçlarını karşılıyor ve herkesin terörist olarak tanımladığı binlerce yabancı militanın işgali altında İdlib’i Suriye ordusuna karşı koruyor.

Bunu da ideolojik nedenle yapıyor çünkü İslamcı militanları müttefik kabul ediyor.

Özetle Ankara Suriye sorununu çözmek istemiyor.

Bu tavrını sürdürürse bölgesel hiçbir açılım işe yaramaz ve Ankara var olan dış ve iç sorunlarının hiçbirini çözemeyeceği gibi yeni sorunların ortaya çıkmasına neden olur.

Suriye’de çözüm istemeyen bir Ankara ile hiç kimse dost olmaz ve işbirliği yapmaz.

Oysa çok kolayı var.

Kanlı Arap Baharı’nın onuncu yılında iflası kanıtlanmış Siyasal İslama umut bağlamanın ne anlamı ne da yararı yok ve olamaz.

AKP yönetiminde Ankara’nın başka çaresi kalmamıştır.

Bölge barış ve istikrarına katkı sağlayabilecek bir Ankara yeni sürecin en çok kazanını olacaktır.

Bölgenin yeniden toparlanması için tek avantajlı ülke Türkiye.

Suriye ile barışacak olan bir Türkiye bölgenin tüm ülkelerine açılabilir ve 2011 öncesinde olduğu gibi her alanda büyük kazanımlar elde eder.

Ekonomide, ticarette, siyasette, güvenlikte ve en önemlisi dostluklarda.

Herkes herkesle barış, dostluk ve kardeşlik içinde yaşar ve Erdoğan’ın deyimiyle herkes “Kazan Kazan” diyerek bölgenin tüm ülke ve halkları kazanacak.

On yıllık yıkımdan sonra kurtulmanın başka çaresi yok ve olmayacaktır.

Bunun da bir tek yolu var:

İşgalci İsrail ve Darbeci Sisi ile barışmak değil Türkiye’ye hiçbir zararı dokunmayan Suriye ile barışmaktır.

Kim ne derse ya da kim ne yaparsa yapsın bunun başka yolu yok ve olmayacaktır.

Elbette birileri bölgenin geri kalan ülkelerini yakıp yıkmak istemiyorsa! 

Yazarlar

Geliyor gelecek olan
Hüsnü Mahalli