Bugün 1 Mayıs... Hani takvimlerde, “Emek ve Dayanışma Günü” diye geçen, ama bu topraklarda çoğu zaman “sabır ve dayanma sınavı”na dönüşen gün...
Kutlu olsun.
Ama önce bir hatırlayalım: Bugün bu ülkede işçi olmak ne demek?
★★★
Bir işçi düşünün...
Aynı işi yapıyor, ama kadrolu değil... Güvencesi yok...
Arkadaşlarıyla aynı üretimi yapıyor, ama yarın kapının önüne konulma ihtimali cebinde taşıdığı kimlik gibi duruyor...
Bir başkası...
Fabrikada çalışıyor. Mesai üstüne mesai... “İşin var, şükret” denilerek susturuluyor. Ama o işyerinin kapısından çıkan arkadaş tabutlarını sayıyor!
Bir başkası...
Diplomalı ama işsiz... Ya da iş bulmuş ama okuduğu meslekle ilgisi yok... “Gençsin, çalış” deniyor! Ama nasıl, nerede, hangi ücretle?
Bir başkası...
Emekli... Yıllarca çalışmış, prim ödemiş... Şimdi geçinmeye çalışıyor... Market poşetini doldururken değil, yarısını geri bırakırken emekli oluyor insan aslında...
★★★
Ve tüm bunların ortasında, televizyonlarda nutuklar:
“Büyüyoruz”, “gelişiyoruz”, “şahlanıyoruz”, “kalkınıyoruz!”
İyi de kim?
İşçi değil, memur değil... Emekli hiç değil!
O zaman kim?
Kim oldukları o kadar belli ki aslında! Artık saklamaya bile gerek duymuyorlar...
★★★
1 Mayıs...
Sadece kutlama günü değil...
“Hatırlama” günü... Hakkını hatırlama... Alın terinin değerini hatırlama... “İnsanca yaşamak” diye bir hakkın olduğunu hatırlama...
Ve en önemlisi, unutmama günü!
Unutursan... Sana verilenle yetinirsin...
Unutmazsan... Hakkını yedirmezsin!
★★★
Bugün işçi bayramı...
Sevinçtir, neşedir, coşkudur, güvendir bayram...
Yarınından korkan, geçinemeyen, çocuklarının aç kalmasından endişe eden, her sabah işe ölme olasılığıyla giden bir işçi, bayram falan kutlamaz; kutlayamaz!
Yine de... En son, umut terk eder insanı...
Bize de “umut etmek” kalır 1 Mayıs’larda!
Elbet bir gün...
Elbet bir gün...
Elbet bir gün!
Şamil’in kehaneti!
AKP’li eski Milletvekili Şamil Tayyar dün, CHP’nin Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’ndeki butlan davasında, kararın “mutlak butlan” şeklinde alındığını, ancak siyasetin etkisiyle açıklanmasının ertelendiğini iddia etti.
Ayrıca bazı “akil insanlar”ın siyaset/yargı arasında mekik dokuduğunu da yazdı.
Sorularım davayı gören sayın hakimlere:
Bir: Eski bir siyasetçinin sizin kararınızı sizden önce doğru ya da yanlış bir şekilde açıklaması, iradenizin gaspı anlamına gelmiyor mu?
İki: Mahkemenizin üstünde siyasi baskı oluştuğu yönündeki iddialara seyirci mi kalacaksınız?
Üç: Şamil’in dünkü paylaşımı için suç duyurusunda bulunacak mısınız?
Ahmet Hakan, neyse o!
Hürriyet’in “takkeli liboş” Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Hakan, Müjdat Gezen’i ve sahneye koyduğu “Gırgıriye”yi aşağılamış...
Müjdat Gezen de onu, dönüp duran bir vantilatöre benzetmiş...
Ahmet Hakan’dan yanıt gecikmemiş:
“Vantilatör demiş bana. Dönek mönek demeye getiriyor yani... Başka? Başka bir şey yok. Adamın yapabildiği en kıyak espri bu...”
★★★
Kusura bakmasın ama Müjdat Gezen’in saptaması yanlış...
Çünkü Ahmet dönek falan değil; belki de Türk medya tarihinin en “istikrarlı” yazarı!
Kanal 7’de haber sunmaya başladığı ilk gün nasıl “takkeli liboş”sa... Aradan 30 yıl geçtikten sonra bugün de o kadar takkeli liboş!
Bir yandan, dini ticarete ve siyasete alet edenlere yakın durur, diğer yandan özel hayatını Cihangir ve Nişantaşı mekanlarında sürdürür...
‘Gül’dürmeyin beni!
Önceki Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, en yakın arkadaşı yazar Fehmi Koru’yla birlikte yeni bir siyasi oluşum için çalıştığı söyleniyor...
Neymiş; Yeniden Refah Partisi, Saadet Partisi, Gelecek Partisi, DEVA Partisi ve muhafazakar-milliyetçi çizgideki diğer partileri bir araya getirecekmiş...
İşte; bu yüzden “Gül’dürmeyin beni” diyorum.
Çünkü bu saatten sonra Abdullah Gül turşu bile kuramaz...
AKP tabanından oy-moy alamaz...
DEVA dışındaki partilerde zaten hiçbir gücü yok...
Yaş olmuş 76; ille de bir şey yapmak istiyorsan... Geç oğlunun çikolata dükkanlarından birinin başına...
Hem para kazan, hem de ağzın tatlansın!
Bu millete ettiğin “hizmetler” (!) yetmedi mi; daha ne istersin?
GÜNÜN SÖZÜ
İBB Yolsuzluk Davası’nda dün ilk ifadelerini veren sanıklardan çoğu yine tahliye edildi. Sorum mahkeme heyetine:
İfade sıralarının gelmesi için beklettiğiniz diğer sanıkların cezaevinde geçirdikleri her gereksiz günün; önlem değil, işkence olduğunu görmüyor musunuz?