Hüsnü Mahalli
8 Ağustos 2021

Dostumuz Katar


11 Eylül saldırısı öncesinde ve sonrasında, Kaide’nin Suudi Arabistanlı lideri Usame Bin Ladin, propaganda videolarını yalnızca Katar’ın el-Cezire televizyonuna gönderirdi.

Onlar da ‘hava basarak’, bu videoları yayınlardı.

1996-2001 yılları arasında Taliban yönetiminde Kabil’de, bir tek el-Cezire televizyonun ofisi vardı.

Kasım 2001’de ABD işgalinden sonra el-Cezire’nin ‘Kaide ve Taliban sevdası’ devam etti.

Oysa Afganistan, sonra da Irak’ı da işgal eden ABD, tüm operasyonlarını Katar’daki üslerinden yönetiyordu.

Üsler el-Cezire’ye 50 kilometre uzaktaydı.

El-Cezire ve sahiplerinin Kaide ve Taliban sevdası tam da biterken, ‘Arap Baharı’ başladı.

Eski sevdalar yerini taze aşklara bıraktı:

Taliban ve Kaide’nin yerini IŞİD ve NUSRA aldı.

Her şey ABD’nin istemleri doğrultusunda gelişiyordu.

Bu kez el-Cezire, ABD yani CIA ile birlikte hareket ediyordu. WikiLeaks belgelerinde, kanalın genel müdürü İslamcı Waddah Hanfer’in CIA ile ilişkisinden söz edildi.

Görevden alınan Hanfer’in yerine daha radikal İslamcı

Yaser Abu Hilale getirildi ancak o da Mayıs 2018’de işi bıraktı.

Tam da ABD işgaline karşı savaşan Taliban’ın, başkent Doha’da Amerikan üslerine 50 kilometre uzaklıkta temsilcilik açtığı günlerde.

Meğer Katar Emiri, Deli Trump’la Taliban yönetimini barıştırmaya heveslendiği ya da ondan böyle bir arabuluculuk görevi istendiği sırada.

Her tarafı Amerikan üsleriyle donatılmış Katar, sonunda verilen görevi yerine getirerek ABD ile Taliban’ı barıştırdı ve Başkan Biden, 1 Eylül’e kadar Afganistan’dan çekileceklerini ilan etti.

Şimdi Afganistan’da büyük bir kargaşa yaşıyor.

ABD ve NATO destekli hükümet güçleriyle Taliban arasında yoğun çatışmalar devam ediyor. Olağanüstü bir gelişme yaşanmazsa; Taliban, er ya da geç Kabil’i ele geçirir.

Kendisiyle iş birliği yapan 50 bin kadar Afgan vatandaşını alıp kaçacak olan ABD, müttefiki bölge ülkelerine, “Bu işbirlikçilerin bir bölümünü de sizler alın” diyor.

Son dönemde Türkiye’ye gelen Afganlılar belki de bu bölümlerin bir bölümüdür.

Afganistan Devlet Başkanı Eşref Gani ise ‘her şeyden ABD’yi sorumlu’ tutuyor.

Kendi adamları Gani’nin gönlünü almak isteyen Başkan Biden, Taliban’ın hızlı ilerleyişini durdurmak için Katar’daki uçaklarını devreye soktu.

Katar ise Taliban’a, “Az idare edin” diyor.

Kaide ve Taliban’ın ilk patronları Suudi Arabistan, BAE ve Pakistan idi.

Şimdi ise Taliban’ın yeni sponsoru Türkiye müttefiki Katar.

Pakistan aynı Pakistan.

Bağnaz Vahabi Suudi’lerin yerini daha az bağnaz Vahabi Katarlılar almış durumda ama Taliban aynı Taliban ve ‘oyun kurucu büyük patron’ değişmiyor.

Yazılan senaryolar zamanla güncelleniyor ve roller değişebiliyor ama İslam coğrafyasında hikaye aynı.

Din, her zaman geçer akçe.

Demokrasi, özgürlük ve insan haklarına ne gerek var.

Kur bir diktatörlük, 30-40 yıl hizmet etsin sana!

O da yetmezse, İslamcı örgütlüler ne güne duruyor.

ABD ve müttefiki batının elinde her zaman her türlüsü yedekte tutulmaktadır.

Hiç kimse olup biteni anlamıyor, anlayanlar da çaresiz.

Bu coğrafya hep böyle olmuş.

Olmaması için bir şey yapmalı!

Ama önce gerçekleri anlamalı.

Örneğin Katar gibi küçük bir ülkenin bölgesel misyonunu.

Örneğin böyle bir Katar’ın bölgenin en önemli ülkesi Türkiye ile olan ‘stratejik ittifakı’nın nedenlerini.

Ve elbette silahlı, silahsız, ılımlı ve radikal siyasal İslamcıların Amerikan sevdasını.

Yazarlar

Dostumuz Katar
Hüsnü Mahalli