Ümit Zileli
17 Ocak 2020

Diyanet “İslam’ı Protestanlaştırma Kurulu” mu?..


Kadir Has Üniversitesi “2019 Türkiye Eğilimler Araştırması” sonuçlarını açıkladı…

26 ilde bin kişi ile yapılan görüşmelerde her alanda sorular soruldu. Bunlardan biri de “kurumlara güven” sorusu. İşte bu alanda dibe vurmuş iki kurum var. Çuvaldızı önce kendimize, yani güzide medya kuruluşlarına batırayım:

Güvenirlik konusunda medya en alt sırada yer aldı!..

Ehh, haketmediğini iddia etmek yalan olur! Diğer kurum hangisi peki, biliyor musunuz?

Diyanet İşleri Başkanlığı!..

Son olarak  Assam isimli kuruluşun “Şeriat toplantılarında” boy gösteren, “faiz” konusunda “caizdir” hükmüyle büyük tepki çeken bu muhterem kuruluş da medya ile birlikte en dip sırayı paylaştı!

Peki, islam dininde “kesinlikle yasak” kabul edilen faiz nasıl oldu da “caiz” hale geliverdi dersiniz?

Çünkü halkın vergileriyle milyarlarca liralık bütçelere sahip olan, yetmeyince kolayca ek bütçe edinen kurum, çoktandır iktidarın dümen suyunda da ondan!

En iyisi baştan anlatayım: Kısa bir süre önce Saray eliyle yapılan açıklamada TOKİ kanalıyla dar gelirli yurttaşlara “ucuz konut” müjdesi verildi. Açıklamada yüzde 10 peşin, geri kalanı ise bankalardan alınacak düşük faizli kredi ile yıllar içinde ödenecekti. Ne güzel! Ancak mütedeyyin yurttaşlar açısından büyük bir sorun vardı:

Faiz ödeyerek mal almak caiz değildi!

Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu’na şöyle bir soru soruldu:

Toplu konut İdaresi( TOKİ) tarafından uygulanan Sosyal Konut Projesi’nin dini hükmü nedir?

Kurul fetva verdi:

Caizdir!..

“Öyle olursa caiz böyle olursa haram!”

Nasıl olmuştu da Kur’an’ın indiği tarihten bu yana “kesinlikle haram” olarak kayda geçen faiz bir anda “caiz” olabilmişti?..

Bakın, kurulun kararıyla bu “mucize” nasıl gerçekleşmişti: Aynen alıntı yapıyorum:

İslamda faiz kesin olarak haram kalınmıştır. Bir zaruret bulunmadıkça faiz almak da vermek de caiz değildir. İş kurmak, ev, araba satın almak üzere kişi, kuruluş ya da bankalardan alınan faizli krediler de bu kapsamda ve caiz değildir…

Buraya kadar zaten Kur’an’da emredilen sözler aktarılıyor; ancak çok önemli bir fark, daha doğrusu sözcük farkıyla:

Bir ZARURET bulunmadıkça!..

Ben, din alimi filan değilim; ancak faizle ilgili hiç böyle bir şey duymamıştım! Birazdan bu konunun uzmanının söylediklerini paylaşacağım; ancak önce kurulun “faizi,” hangi cingözlükle caiz hale soktuğunu görmenizi istiyorum; buyurun kurul kararının devamını okuyun:

TOKİ aracılığı ile devreye alınan son uygulama ise devletin, alt veya orta gelirli yurttaşlarına yönelik olarak ürettiği bir sosyal konut projesidir. Bu projede, peşinat haricindeki tutar, kamu bankaları vasıtasıyla kredilendirmekte olup, devletin söz konusu borçlandırmadaki amacı faiz geliri elde etmek değil, aksine ödeme güçlüğü içindeki vatandaşlarının ev sahibi olmalarına yardımcı olmaktır. Bu itibarla devlet TOKİ’nin bu uygulamasında başka bir yolla konut alma imkanı tanımadığından, belirtilen nimet ve amaçlar doğrultusunda söz konusu projeden yararlanmak CAİZDİR.

Nasıl fetva ama, tam adamına göre cingözlük örneği değil mi!..

“Faizde zaruret diye bir şey yoktur!”

Sözü uzmanına bırakmadan önce birkaç kelime de ben söyleyeyim:

Benim fikrime göre, insanların bir şeye sahip olurken hangi yolu kullandığına bakmak adetim değildir… Borç olur, faiz olur beni hiç ilgilendirmez… Ancak, bu konuda hassasiyeti olan insanları kandırmak, onları “günah olarak” nitelendirdikleri yola “hile ile” yönlendirmek, dinen günah olduğu kadar, insani vasıflar gereği “vicdansızlıktır”, “ahlak yoksunluğudur” bütün inanışlarda da bu böyledir zaten!

Diyanet, kelime oyunları yaparak “devletin vatandaşına yardımcı olduğunu” bu nedenle bankadan kredi almanın faiz sayılamayacağını söylüyor; ancak yalan söylüyor! Neden mi?

Çünkü devlet bu projede şahısları bilerek bankalara yönlendiriyor. Bankalar kredi işlemini faizsiz mi yapıyor? Tabii ki hayır!.. Yani faiz gelirini devlet değil yurttaşla sözleşme yapan bankalar alacak. Daha açık izah edeyim:

TOKİ’nin uygulamasıyla yaptığı konutu satan müteahhit arasında ufacık bir fark bile yoktur! Bir müteahhit yapınca nasıl caiz olmuyorsa, bir kamu kurumu yapınca da caiz olmuyor…

Bu kadar basit işte! Zaten uzun süre Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcılığı yapan, Erbakan’ın başdanışmanı da olan Prof. Dr. Mete Gündoğan da aynen bunları söyledi… Gündoğan, sosyal medyadaki mesajında Diyanet İşleri Başkanı ve Din işleri Kurulu’na şöyle seslendi:

Sizler İslam’ı Protestanlaştırma Kurulu değilsiniz. Elde kalmış evlerin satış temsilcileri ise hiç değilsiniz!..

Çok ağır değil mi?!. Gündoğan, “zaruret” şartının faiz için asla geçerli olmadığını ise şu sözlerle anlattı:

Faiz bir tercih işlevidir. Bir tercih varsa zaruret yoktur. Kur’an-ı Kerim’de şarap ve domuz eti ile ilgili olarak ifade edilen “zaruretler” ölüm tehlikesinden doğar. Bir insan susuzluğa üç gün, açlığa ise üç hafta dayanabilir, ötesi ölümdür. Haddi aşmayacak şekilde yemek, ölmeyecek kadar yemek demektir. Faize yönlendirilen şahısların hangi hayati tehlikesi olabilir?..

İşte böyle, bir profesör, üç, beş sözcükle kurulun verdiği kararı çöp sepetine atıveriyor!

Diyanet de güvenirlik listesinin sonuna demirliyor!..

Yazarlar

Diyanet “İslam’ı Protestanlaştırma Kurulu” mu?..
Ümit Zileli