Can Ataklı
1 Temmuz 2021

Demek ki Peker’in söylediği her şey doğru


ANALİZ

Demek ki Peker’in söylediği her şey doğru

Sedat Peker, 2 Mayıs’tan bu yana 10 uzun video yayınladı YouTube üzerinden.

Birkaç telefon görüşmesi kaydını da YouTube üzerinden paylaştı.

Bulunduğu ülkenin Türkiye ile anlaşmaları gereği, video yayınlarına biraz ara verdi ama bu süreçte videoları hiç de aratmayan inanılmaz tweetler attı.

Başından bu yana birkaç önemli iddiayı tekrarlayalım.

 Mehmet Ağar, Yalıkavak Marina’ya çöktü, çünkü uyuşturucu ticareti yapıyor.

 Venezuela ile Türkiye arasında uyuşturucu trafiği var. Bu trafikte eski Başbakan Binali Yıldırım’ın oğlu başrolde.

 Süleyman Soylu’nun oğlu üzerinden pek çok yasa dışı operasyon yapıldı, yapılıyor.

 Amerika’da kara para aklama suçundan aranan ve Türkiye’de de tutuklanan Sezgin Baran Korkmaz, bir anda önce tahliye edildi sonra pasaportu iade edildi. Bunları sağlayan yargı mensubu, Adalet Bakan Yardımcılığı’na getirildi.

 Süleyman Soylu, Sezgin Baran Korkmaz’ı aynı gün iki kez makamına çağırarak İnan Kıraç’tan alacağı olan 40 milyon dolardan vazgeçmesini sonra da hemen yurt dışına kaçmasını söyledi. Korkmaz ertesi gün yasal yollardan yurt dışına çıktı.

 Sezgin Baran Korkmaz, çok sayıda gazeteci, iş insanı, siyasetçi, polis ve yargı mensubuna milyonlarca dolar rüşvet verdi.

 Ankara’da devlet içindeki bir “klik” Sezgin Baran Korkmaz’ı kurtarmak için 10 milyon Euro istedi, bunun için gazeteci Veyis Ateş aracılık yaptı.

 İnternet sitesi olan Hadi Özışık, Soylu ile Peker arasında arabuluculuk yapmaya soyundu.

 AKP’ye çok yakın olduğu bilinen iş insanı Cihan Ekşioğlu, İsrail’den 3 milyon dolara aldığı istihbarat cihazını, devlete 50 milyon dolara sattı.

 Aynı kişi, Soylu ile ortak biçimde bazı kişilere “FETÖ’cülükten dosyan var, temizlemek için bedelini öde” diyerek çok yüklü miktarlarda para aldılar. Vermeyenlerin de şirketlerine çöktüler.

Detaylar arasında daha pek çok iddia var.

Her biri dehşet.

İktidar bunlara şu ana kadar hiç cevap vermedi.

Hatta ağzına bile almadı, yok saydı.

Kemal Kılıçdaroğlu ise bir teknik hata yaparak Katar’la yapılan öğrenci anlaşmasından “Katarlı öğrenciler tıp fakültelerine sınavsız girecek” sonucunu çıkardı.

Aslında yalan söylemedi, hata yaptı.

Ama iktidar ayağa kalktı.

İki gündür saray medyası, “Muhalefet yalan üreterek algı yaratmaya çalışıyor, bunu darbelerden önce de yapmıştı” başlıkları atıyor.

Bir anlamda “darbe hazırlanıyor” havası yayıyor.

Velev ki Kılıçdaroğlu hata yapmadı da yalan söyledi.

O halde AKP’nin yalana hiç tahammülü yok ve anında tepki gösteriyor.

Çok güzel.

Şimdi diğer olaya bakalım.

Yalana hiç tahammülü olmayan iktidar ve çevresi, Sedat Peker’in açıklamalarına tek satır bile yalanlama yapmıyor.

Yani?

Çok açık değil mi?

Peker’in söylediği her şey doğru…

CANIMI SIKAN ŞEYLER

Devlet üslubu, giderek daha rahatsız edici oluyor

Türkiye şu anda “tek adam rejimi” ile yönetiliyor.

Erdoğan eşittir devlet tanımı yanlış değil.

Ki, zaten bütün tutum ve davranışları da bu yönde…

Durum böyle olunca Erdoğan da canı istediği gibi davranıyor, tıpkı bir padişah gibi, aslında bir padişahtan bile çok daha yetkili, en üst perdeden konuşuyor.

Ama bu üslup giderek daha rahatsız edici bir hal alıyor.

Erdoğan’ın, içinde en az beş ağır hakaret kelimesinin geçmediği konuşması artık hiç yok.

Dünkü konuşmasında CHP Genel Başkanı için “ahlaksız” dedi.

Sonra “yalancı, iftiracı” gibi tanımlamaları yine kullandı.

Kılıçdaroğlu’nun “klinik vaka olduğunu” söyledi.

“CHP Genel Başkanı artık siyasetin değil, tıp ilminin, psikiyatrinin konusudur” dedi.

Bu iyi bir gidiş değildir.

İşler bugünkü kadar kötü hale gelmemişken Erdoğan’ın hakaretleri, kullandığı çok ağır kelimeler, vücut dili, jest ve mimikleri toplumun bir bölümünde sempati bile topluyordu.

Ancak şimdi görüyorum ki, AKP’ye oy vermiş olanlar bile bu konuşmalardan ciddi biçimde rahatsız olmaya başladı.

Çuvalla maaş alan danışmanları, kendi arkalarını kurtarmak için Erdoğan’ı sürekli tahrik ediyorlar ve alkışlıyorlar ama fena halde altında kalacaklar, bunu unutmasınlar.

HOŞUMA GİDEN ŞEYLER

Meral Hanım, sadece kastettiğiniz vicdansızlık değil, sorular da dağıtılmış olabilir

Ortaokul son sınıf öğrencilerinin katıldığı LGS sonuçları dün açıklandı.

Konuştuğum bütün veliler, “Çocuklarımız perişan” diyor.

Ağlayan veliler vardı; “Onca emek boşa gitti, oğlum aldığı puanla hiçbir okula giremez” diyordu.

Matematik sorularının çok ağır olduğu bir gerçek…

Geçen hafta, “Bu kadar zor sorular sorup altyapı mı hazırlandı yoksa yine soruları sizden olanlara mı dağıttınız?” diye sormuştum.

Dün itibarıyla birçok veli ve çocukları, “Zaten sınavda başarısız olmuştum” psikolojisi içinde; işin başka tarafı var mı, üzerinde durmayacak bile.

Meral Akşener de dün bu konuya değindi.

İYİ Parti lideri konuyu çocukların psikolojisi üzerinden anlattı dün.

Akşener, “Milli Eğitim Bakanı’na sormak istiyorum; siz bu öğrencilere neden böyle gıcık oluyorsunuz? 1.5 yıldır zorluklarla eğitimlerine devam etmeye çalışan gencimizin önüne getirilen sınavın bu kadar zor soru, formlarının da bu kadar farklı olmasının sebebi nedir?” diye sordu.

Çok doğru, aylardır bu sınava hazırlanan çocuklara böyle bir travma yaşatmak nasıl açıklanır acaba?

Meral Hanım’a hatırlatmak isterim.

Bu iktidarın alışkanlıkları arasında sınav sorularını kendi taraftarlarına dağıtma ve başkalarının geleceğini çalma alışkanlığı var, konuyu lütfen bu açıdan da inceletsin.

ÇOK GÜLDÜM

Doktor Sedat Peker ilaç çıkarmış

Sedat Peker, konuşmalarında biliyorsunuz fena halde sardığı isimlere “Ben sizin doktorunuzum, sizi tedavi edeceğim” diyor.

Dün sosyal medyada gezinirken önce ilaç reklamı sandığım bir fotoğraf gördüm.

İlaç sanmamın sebebi, görüntünün tam bir ilaç kutusu olmasından…

Adına dikkat edince gülmeye başladım tabii ki.

Sedatsilin isimli bu ilaç “geniş spektrumlu anti-depresan” olarak sunulmuş.

İşin içine “orantısız zeka” da girince iktidarın bataklıktan çıkma şansı pek kalmaz.

KAFAMI BOZAN ŞEYLER

O şampanya 2011 yılında içilmiş fark etmez ki

Sosyal medyada dolaşan bir fotoğraf var.

Fotoğraf bir özel uçakta çekilmiş.

Prag’a büyükelçi olarak gönderilen “bakara-makaracı” bakan Egemen Bağış biriyle karşılıklı oturmuş.

Masada çerezler ve şampanya ile dolu kadeh duruyor.

Karşısında oturan kişi hayli eski yıllarda gazetecilik yapan, sonra da AKP yancılığını seçen Ali Bayramoğlu imiş.

Sosyal medya paylaşımlarında “Egemen Bağış da Sezgin Baran Korkmaz’ın uçağına binmiş, şerefine de şampanya açmışlar” diye yazıyor.

Ancak şampanyanın diğer ortağı Ali Bayramoğlu, fotoğrafın 2011’de Egemen Bağış AB Bakanı iken çekildiğini ve özel uçağın Sezgin Baran Korkmaz’a ait olmadığını açıkladı.

Eskilerin gazetecisi Bayramoğlu, daha sonra da o sıralar pek dost olduğu Egemen Bağış’ı satışa getirerek “Şampanya da muhtemelen bakanın ikramıdır” dedi.

Fotoğrafın eski ya da yeni olması hiç fark etmez.

Bir yandan din ticareti yapanların, diğer yandan içkici olmaları ve buna rağmen dindar kesimlerin baş tacı edilmesi çok trajikomik bir durum.

HOŞUMA GİDEN ŞEYLER

Bu kadar mı güzel anlatılır?

Dikkatinizi çekerim; Türkiye’de ilk kez bir siyasetçi çok açık biçimde yabancı ülkelerin haklarını korumak için muhalefete ağır sözlerle yüklendi. Yerlilik ve millilik demek ki artık farklı biçimde tanımlanıyor.

Yazarlar

Demek ki Peker’in söylediği her şey doğru
Can Ataklı