Can Ataklı
5 Haziran 2022

Çaresizliğin korkunç ezikliği


BUNU YAZMAK GEREK

Çaresizliğin korkunç ezikliği

Bundan 120 yıl önce hayata veda eden Anton Çehov büyük bir Rus yazarı.

Edebiyat tarihine geçmiş pek çok tiyatro oyunu ve hikayesi var.

Yazar Yılmaz Dikbaş, 50 yıl önce çevirdiği Çehov hikayelerinden birini “Anton Çehov’un ÖDLEK adlı öyküsünü, günümüz Türkiye’sinde, vatanın varlıkları satılırken gıkı çıkmayanlara armağan ediyorum” notunu ekleyerek sosyal medyada paylamıştı hayli zaman önce.

Gerekten insanın içini burkan, hüzünlendiren, öfkelendiren ve ‘yoksa bizler de mi böyleyiz çoğu zaman?’ dedirten hikâyesini sizlere yeniden sunmak istedim.

ÖDLEK

Birkaç gün önce, evde çocuklarıma ders veren öğretmen hanımı çalışma odama çağırmıştım.

“Otur, Julia Vassilyevna” dedim. “Aramızdaki hesabı kapatalım. Her ne kadar şu anda paraya ihtiyacın varsa da, resmi bir merasimde bekler gibi bekleyeceğini ve bir türlü kendiliğinden gelip alacağını istemeyeceğini biliyorum. Neyse, gelelim hesabımıza: Ayda otuz rubleye anlaşmıştık…”

“Kırk.”

“Hayır, otuz. Not etmiştim, çok iyi aklımda. Hem ben öğretmenlere her zaman ayda otuz ruble öderim. Bu duruma göre; buraya geleli iki ay oluyor, dolayısıyla…”

“İki ay beş gün.”

“Tam tamamına iki ay. İşe başladığın günü özellikle not etmiştim. Bu demektir ki, altmış ruble kazanmışsın. Ancak sen bu iki aydan Pazar günlerini çık… biliyorsun ki, pazarları Kolya’ya bir şey öğretmedin, sadece beraber yürüyüşlere çıktınız. Ve üç tatil günü…”

Julia Vassiyevna kızgınlıktan kıpkırmızı kesildi ve öfkeden iki eliyle sıkı sıkı entarisinin eteklerine yapıştı. Fakat hepsi bu kadar… tek bir çıt dahi çıkarmadı.

“Dokuz Pazar, üç tatil günü, yani on iki rubleyi çık! Dört gün Kolya hastaydı, dolayısıyla ders falan vermedin, zaten o sıralarda Vanya ile uğraşıyordun. Üç gün de bir diş ağrısı yüzünden çalışmamıştın ve karım sana öğleden sonraları dinlenmen için izin vermişti. On iki, yedi daha… eder on dokuz. Altmıştan çıkar, geriye ne kalır?.. hımm… Kırk bir ruble. Tamam mı?”

Julia Vassilyevna’nın sol gözü kızarmış, yaşla dolmağa başlamıştı bile. Çenesi hafifçe titriyordu… Sinirli sinirli öksürdü, hızla burnunu sildi. Ancak hepsi bu kadar… tek bir çıt yok.

“Yılbaşına yakın bir gün, bir çay bardağı ve bir de tabak kırmıştın. Bunlar için de iki ruble çıkar. Çay bardağı dededen kalma antika olduğu için aslında iki rubleden çok daha fazla ederdi, ama neyse… boş ver. İşin sonunda ben ne zaman zararlı çıkmadım ki! İhmalin yüzünden Kolya bir gün ağaca tırmanmış ve ceketini yırtmıştı. Onun için de on ruble say. Yine senin dikkatsizliğinin yüzünden hizmetçi kız Vanya’nın ayakkabılarını çalmıştı! Evde tüm olup bitenleri dikkatle izlemen gerekir. Sana bunun için para veriyoruz. Dolayısıyla beş ruble daha çık. Ocak ayının sonunda sana on ruble vermiştim…”

“Hayır, böyle bir şey yapmadınız!” diye Julia Vassilyevna zorlukla yutkunarak cevap verdi.

“Not etmiştim. Yanlış olmama imkân yok!”

“Şey… Peki, öyleyse.”

Kırk birden yirmi yediyi çıkar… kalır sana on dört.”

Kızcağızın şimdi iki gözü birden yaşla dolmuştu. Küçücük şirin burnunun altında da ter damlacıkları belirmeye başlamıştı.

Zavallı kız! “Şimdiye kadar bana bir kere para verildi” diye titreyen sesiyle konuştu. “Ve o da sizin karınız tarafından. Hepsi üç ruble, fazla değil.”

“Sahi mi? Görüyor musun, ben onu not etmemişim! On dörtten üç daha çıkar… kalır on bir. Al azizim, işte paran: Üç, beş, dokuz, on, on bir. Tamam mı?”

On bir rublesini de avucuna koydum. Uzandı, aldı ve titreyen parmaklarıyla cebine sokuşturdu.

“Mersi” diye boğuk bir sesle fısıldadı.

Birden yerimden fırladım ve başladım odanın içinde bir aşağı bir yukarı gidip gelmeye. Sinirlerim son derece bozulmuş, kan tepeme fırlamıştı. Kızgın kızgın;

“Ne için bu… ‘Mersi’” diye sordum.

“Verdiğiniz para için.”

“Hakkını yediğimi sen de bal gibi biliyorsun Aman Tanrım! Ne biçim insansın sen, görmüyor musun ki, seni göz göre soydum! Daha ötesi var mı bunun, paranı çaldım! Ve sen hâlâ ‘Mersi’ diyorsun!”

“Bundan önce çalıştığım yerlerde hiç vermemişlerdi.”

“Hiç mi vermemişlerdi? Şaşırmaya da gerek yok ya! Bana gelince, sana ufak bir şaka yaptım. Sırf ders olsun, öğrenesin diye bu insafsızca yolu seçtim… Merak etme, seksen rublenin tamamını da sana vereceğim! Al işte, hepsi şu zarfın içinde seni bekliyor… Ancak bir insanın bu kadar pısırık olabileceğine de hâlâ inanamıyorum! Neden haksızlığa baş kaldırmıyorsun? Dünyada bu denli yüreksiz, tabansız olmak mümkün mü… Bu kadar ödlek olmak?”

Acı bir gülümseme dudaklarının kenarında kıvrıldı. Yüzündeki ifade, “Mümkün”, diyordu.

Kendisine zalim bir yoldan ufak bir ders verdiğim için özür diledim. O hâlâ şaşkın şaşkın bakınırken eline seksen rubleyi sıkıştırdım. O yine her zamanki ‘Mersi’siyle mırıldanır gibi üst üstü defalarca teşekkür etti ve odadan çıktı. Arkasından bakarken kendi kendime düşünüyordum:

“Şu dünyada zayıfları ezmek ne kadar kolay!”

KOMİK

Saçmalamak da bazen iyi gelir insana

Geçenlerde düştü sosyal medya hesaplarımdan birine.

Kimine tanık olduğumuz kimini duyduğumuzda güldüğümüz ama aklımızdan uçup giden esprileri derlemiş biri.

Okuyalım birlikte, ama bilin ki çoğunu unutacağız yine.

Sonra zaman geçecek yine bir demet olarak gelecek önümüze, yine güleceğiz tabii.

–  Alo oğlum nerdesin?

– Tramvaydayım anne, geliyorum.

– “Çıktın mı okuldan?”

– Yok anne, tramvayı okula soktum, içinde bekliyorum.

★★★

Annemin damatları için yorumu,

“Bütün öküzler de bizi buluyor, nasıl ot yetiştirdiysem artık”

★★★

 Psikoloğa gittim, sorunlarım var dedim. Hepimizin var, geçer dedi, şimdi daha iyiyim.

★★★

Arap kanalında maç izliyorum. Spiker ne derse babaannem “amin”diyor.

★★★

 50 kadına kocasının adını sorduk, 20 yeni hayvan adı öğrendik.

★★★

Eczaneden çıkarken “Tekrar bekleriz” lafı beddua değil de nedir abi.

★★★

 Bir erkeğin ne kadar tehlikeli olduğunu görmek için, maç izlerken kanalı değiştirmek yeterlidir.

★★★

Otobüste arkaya doğru yürüyelim diyen adama “yürümek isteseydik otobüse binmezdik” diyen genci tebrik ediyorum.

★★★

Hap yazma yutamam, şuruptan midem bulanır, iğneden de korkarım, diyen ergene “Muska mı yazayım “diyen doktora saygılar.

★★★

“Derste hep aynı parmakları görüyorum” diyen hocama, değişiklik olsun diye orta parmağımı kaldırdım. Dersten atıldım, mağdurum.

★★★

Mezarlık girişinde, 

“Biz de gezerdik siz gibi, 

Siz de geleceksiniz biz gibi..” yazıyor. 

Adam ölmüş hâlâ laf sokuyor.

★★★

Doğru insanı bulduğunuzda beni de çağırın ne olur.

Neye benziyormuş şu, bi bakayım. Meraktan çatlayacağım valla!

★★★

Doktora gittim, 

“Ağrı nerde?” dedi. 

“Doğu Anadolu Bölgesi’nde” dedim. 

Oksijen tüpüyle kovaladı beni

ŞAKA GİBİ

Devlet Bahçeli’den özel bir rica

Devlet Bahçeli’nin dedikleri öyle veya böyle çıkıyor. Önce: “Recep Tayyip Erdoğan Başbakan olamaz” dedi. Oldu .

Sonra: “Erdoğan, Cumhurbaşkanı olamaz” dedi. Oldu.

Şimdi rica ediyoruz: 6’lı masa kimi aday gösterirse lütfen onun için “Bu kişi cumhurbaşkanı olamaz” desin. Belki kerametini bu sefer de gösterir. (Esin kaynağı Avukat Erdem Akyüz’e teşekkürler)

ÇOK GÜLDÜM

Üç fıkramız var

Bu hafta Yıldırım Tuna’dan üç fıkra geldi. Birlikte okuyalım;

Yetti Artık

Karımla bu yıl haziran kaçamağı için Kuşadası’na geldik, otelin lobisinden içeri girer girmez girişin tam karşısındaki verandadan altı rengarenk çiçek dolu palmiyelerle masmavi denizin kucaklaşmasını görünce, “Hiii.. Şu güzelliğe bak, vallahi dilim tutuldu..!” dedi..“Ciddi misin?..” dedim,“Mmmm..!”“ Gerçekten mi?..” “…………….. ““O zaman 6 ay buradayız hayatım..!”

Adam

Karımla ne zaman kavga etsek, hemen abisini arıyor, abisi de sinirli bir tip, o da ilk uçakla İstanbul’dan gelip bana tekme tokat girişiyor, üstelik o saygısızın gidiş-dönüş uçak bileti de benim kredi kartımdan ödeniyor.. Sizce ne yapmalıyım?..

Evlilik Danışmanı

Maalesef maço abisi olan kadınlarda bu çok sık rastlanan ve hepimizin başına gelebilecek bir bela.. En iyisi siz İstanbul’da bir iş bulup oraya yerleşin, en azından uçak bileti parası falan ödemezsiniz..!”

Yüksek tansiyon

Doktor hastasının olağanüstü kırmızı ten rengine dikkat çekince “Yüksek tansiyon doktor..” demiş adam, “Bu benim ailemden geliyor..” “Anne tarafı mı?.. Yoksa baba tarafı mı?..” diye meraklanmış doktor.. “Hiç biri.. Eşimin ailesinden doktor..” “Hadi oradan..!” diye cevap vermiş doktor gülerek, “Karınızın ailesi size nasıl yüksek tansiyon verebilir ki?..” “Ahh..!” demiş adam, “Onları bi tanısanız..!”

Yazarlar

Çaresizliğin korkunç ezikliği
Can Ataklı