Can Ataklı
13 Ekim 2020

Bu eğitimle okulları açsak ne olur!


ANALİZ

Bu eğitimle okulları açsak ne olur!

İktidar, korona konusundaki beceriksizliğini örtbas etmek için okulları kısmi olarak açtı.

Şu anda teknik olarak okullar açık, böylelikle ekonomi çarklarına bir destek sağlanmış gibi oldu ama asıl olarak, özel okullar aldıkları paraları iade etmek ya da indirim yapmaktan kurtarıldı.

Peki okullar açıldı açılmasına ama bunun ne yararı olacak?

Sadece korona süreci için yazmıyorum bunu, açıkçası böyle bir eğitim anlayışı ile okulları açsak ne olur, açmasak ne olur?

40 yılını eğitime vermiş bir öğretmenden aldığım mesajı okurken, ister istemez bu duygulara kapıldım.

Bakın deneyimli öğretmen eğitimin durumunu nasıl özetlemiş;

TARİKATLARIN GÜCÜ: 81 ilin ve 900 ilçenin milli eğitim müdürü; milli eğitim müdür yardımcıları, milli eğitim şube müdürü, yerel siyaset ağaları tarafından belirlendiğinden, bunların yüzde 90’ı bir dini cemaate, tarikata, kliğe, fraksiyona mensup olanlar arasından seçilmektedir. Yüzde 99’unun evrensel standartlarda eseri, makalesi, projesi, düşüncesi yoktur.

DİJİTAL OYUNCAKLAR: 50 bin civarı okula kurulan çok pahalı dijital oyuncaklar (etkileşimli tahta, web ağları) amaca hizmet etmiyor. Zira öğretmenlerin yüzde 90’ı dijital öğretim yöntemlerini bilmiyor. Dijital kod yazabilen, kod okuyabilen öğretmen sayımız binde 2 bile yoktur.

BİLİMSEL MAKALE YOK: Makale yazan, rapor yazan, araştırma yapan, herhangi bir alanda kitap yazan öğretmen sayımız on binde 1 bile yoktur.

YETERSİZ PERSONEL: Okullarda yeterli hizmetli yoktur. Devlet, kadrolu hizmetli almıyor. 8 ay çalışmak üzere hiçbir deneyimi, yeteneği, becerisi, enerjisi olmayan yoksul insanları İŞKUR üzerinden, asgari ücretle işe alıyor.

KÖLE GİBİLER: Okullarda hâlâ 1000-1500 TL para ile ücretli öğretmenler çalıştırılıyor. Dikkat: Devlet asgari ücretin altında bedelle insan çalıştırıyor.

MEDYA HABERSİZ: Eğitimin sorunları ile ilgili olarak ulusal basında analizler yapan 3-4 gazeteci-yazar var. Onlar da sırça köşklerinden hep aynı 10-20 konuyu yazıyorlar ya da korkudan yazamıyorlar.. Zira bağımsız gazete yok.

UZAKTAN EĞİTİM: “Cep telefonuyla, tabletle, bilgisayarla uzaktan eğitim yapılıyor” deniyor ama bu yüzde 10 bile verim sağlamıyor.  Birçok öğretmenin e-posta hesabı bile yok. Bilgisayar kullanmasını bilmeyen çok sayıda öğretmen var.

TARİKAT KİTAPLARI: MEB’in verdiği ders kitapları tamamen tarikatçı, cemaatçi, bilgisiz kişiler tarafından yazıldığı için öğretmenler yüzde 90 oranında kitapları kenara koyduruyorlar. Yani MEB, her yıl 160 milyon kadar kitap için 300 milyon dolar kadar para harcıyor. Ama bu paralar çöpe gidiyor. Bu tiyatro 13 yıldır devam ettiriliyor. Devlet kitap vermekten vazgeçmelidir.

ÜST KADRO ÇAPSIZ: MEB’in merkez teşkilatında “bakanın” vizyonu vardır. Ama üst bürokratların yüzde 90’ı siyaset ağalarının akrabalarıdır. Yaklaşık 200 kişilik tepe kadrosuyla kalite elde edilemez. Zira çoğunun, siyasetçi dayısının olmasından başka özelliği yoktur. Bunları bir AB ülkesine götürsek memur olarak bile işe alınmazlar. 10-20-30 yıldır daire başkanı, danışman, müdür olarak Ankara’da çalışan isimler var. Bir tek eserleri yok.

BUNU YAZMAK GEREK

Büyük Birlik Partisi’nden açıklama geldi

Bu hafta sonu genel kurul yapacak olan Büyük Birlik Partisi Genel Sekreteri Üzeyir Tunç dünkü yazımla ilgili aradı.

Önce biraz sitem etti.

Mustafa Destici’nin genel başkanlığının hukuki durumu ile ilgili bilgilerin, kendilerinden de teyit edilmesi gerektiğini söyledi.

“Size yakıştıramadık” diye kibarlık da gösterdi.

Bir açıdan haklı tabii, ama konuyu taraflar arasında bir tartışma gibi sunmadım yazımda, hukuki olarak ortaya konan manzarayı aktardım.

Dünkü yazıyı okumayanlar için çok çok kısa bir özet; BBP Başkanı Mustafa Destici, AKP’den milletvekili seçildiği için genel başkanlığı düşmüş olmalı. Bu durumda yeniden başkan olabilmesi için genel kurul yapılması gerekiyordu. Oysa YSK kararına rağmen Meclis Başkanlığı eliyle Destici, BBP milletvekili olarak tescil edildi. Bu tam hukuksuzluktur.

BBP yönetimi buna itiraz ediyor.

Üzeyir Tunç dedi ki, “2018 seçimlerinde oluşturulan Cumhur İttifakı, Büyük Birlik Partisi’ni de kapsıyordu. Bu nedenle genel başkanın istifa etmesine gerek yoktu. Seçildikten sonra da zaten bu görevi devam etmiştir.”

Tunç, “Yüksek Seçim Kurulu hata yaptı” dedikten sonra ekledi; “Bu durumu yazı ile YSK’ya bildirdik. Cumhur İttifakı içinde yer aldığımızı, ancak parti olarak seçime katılmadığımızı belirttik. Seçimden sonraki başvurumuza rağmen; YSK, Sayın Destici’yi AKP milletvekili olarak tescil etti. Bu hatayı daha sonra Meclis’te düzelttik. YSK yönetimi de daha sonraki görüşmelerimizde hata yaptıklarını kabul ettiler.”

Tunç ayrıca Mustafa Destici’nin makam aracı olmadığını, kendi aracını kullandığını ve her türlü masrafını da şahsen karşıladığını, parti parasını da harcamadığını sözlerine ekledi.

Üzeyir Tunç’a gösterdikleri ilgi nedeniyle teşekkür ederek, bu açıklamalara da mutlaka yer vereceğimi belirttikten sonra “Sanıyorum Genel Başkan’ın durumuyla ilgili tartışma pazar günü yapılacak genel kurulda bizzat parti üyeleri tarafından sonuçlandırılacaktır” dedim.

MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

Kavala’ya bu eziyet neden çektirilir?

3 yıldır hapiste tutulan iş dünyasının ünlü ismi Osman Kavala’nın eşi ve avukatları dün sanal ortamda bir basın toplantısı yaptı.

Söylenenler zaten bildiklerimiz.

Ortada ciddi bir suç ve delil olmamasına rağmen Kavala hapiste tutuluyor.

Aylardır bunu söylüyor ve yazıyorum ben de.

Bir insana bu eziyet neden çektiriliyor?

Bunun tek nedeni var.

Kavala, AKP iktidarına önceleri destek veriyordu.

Erdoğan’ı demokrat zannediyor ve Türkiye’nin özgürleşeceğini sanıyordu.

Ancak geçen yıllar içinde yanılgısını fark etti, iktidarı eleştirdi.

İşte sarayı çileden çıkaran bu.

Türkiye’nin hukuk ve demokrasi çetelesi, her gün kalın bir çizik yiyerek daha da ağırlaşıyor.

Yazıktır bu ülkeye.

DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER

Kıbrıs’ta çarşı karıştı

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı için pazar günü seçim yapıldı.

İlk turda hiçbir aday yüzde 50’yi bulamadığı için önümüzdeki pazar günü ikinci tur yapılacak.

Siyasi gözlemciler, ikinci turda mevcut Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın daha şanslı olduğunu söylüyor.

Çünkü halen başbakan olan diğer aday Ersin Tatar, başarısız icraatları nedeniyle yoğun eleştiriler alıyor.

Ama asıl önemlisi; Tatar’ın “sarayın desteklediği aday” olarak ortaya çıkması.

Eğer Tatar, ikinci turda kaybederse bu AKP’nin aldığı en önemli “seçim yenilgisi” olacak.

Sarayın buna tahammülü olmaz.

Bu nedenle pazar gününe kadar Kıbrıs’ta “Tatar seçilmezse siz bilirsiniz” propagandası yapılacaktır.

Akıncı’nın yeniden kazanması halinde, Türkiye’den maddi destek gelmeyeceği, hatta tamir edilip törenle açılan su borusunun tekrar kapatılacağı bile söylenebilir.

Aslına bakarsanız, KKTC’de kimin kazanacağı çok da önemli değil çünkü mevcut politikaların değişmesi kolay değil.

Ancak saray, konuyu gurur meselesi yapıp “Biz asla seçim kaybetmeyiz” algısı yaratmak için harekete geçerse, adada yaşayan Türkler için hiç de iyi olmayacaktır.

KOMİK

Evlere şenlik bir tartışma

Bir erken seçimin yaklaştığı sinyalleri güçlenirken, CHP’li kimi yöneticilerin olmadık kavgalara girmesini anlamak mümkün değil.

Yazımın vinyetine “komik” sıfatını koydum ama aslında durum trajikomik.

Olay, araştırmacı Hakan Bayrakçı’nın bir TV programında, CHP İstanbul İl Başkanı’nın görevinden alınması gerektiğini söylemesi üzerine çıktı.

Bayrakçı, “Kaftancıoğlu’nun icraatlarını beğenmiyorum, 15 kez söyledim. İma yollu da olsa, ‘24 Nisan’da ne oldu? Neyi kastettiğimi biliyorsunuz değil mi? 1915 desem bir şey hatırlar mısınız?’ diyerek, sözde Ermeni soykırımını savunan paylaşımları yapma hakkı yoktur. Olmaz. Türkiye’nin ana muhalefet partisinin il başkanı bunu diyemez. Onu geçtik. PKK konusundaki imalar…” dedi.

Daha sonra sözü CHP yönetimine getiren Bayrakçı şöyle konuştu; “Faik Öztrak’ı çok beğeniyorum. Partinin sözcüsü. Çıkıyor, Canan Kaftancıoğlu’nu eleştiriyor. Niye hâlâ görevinde? 50 kere söyledim. Cemal Canpolat gibi milli duruşu olan bir adamı, niye göreve getirmiyorsunuz? Engel oluyorsunuz. Adam imza toplamış. Yoksa adam Alevi diye mi?”

Sözler ağır mı?

Evet çok ağır.

Kaftancıoğlu bu sözlere Twitter üzerinden cevap verdi.

Şöyle yazdı Kaftancıoğlu; “Bir pazar eğlencesi.. Gençler; resimdeki ‘insan’ (sakın ola ki hayvanlara hakaret edilmesin) randevu alarak hiç ‘beğenmediği’ kişiye övgüler düzerek -aynı ben’e:))- profesyonel çalışmak istemiş, güvendiğim bir başkasıyla çalıştığımı ifade edince de tanımadığından olsa gerek genel merkezden iş koparabilmek için ahlaksız bir süreç tarif edip bari buna yardımcı olun diyebilecek kadar ‘insan’ biri. Kürekle ağzının ortasına vurmuştum tahmin edebileceğiniz üzere:) Gençler insan görünmeye değil, insan kalmaya çalışan biri olarak pazar tavsiyem; siz siz olun böyle ‘insanlardan’ olmayın ki, insan kalabilesiniz. Son olarak itiraf edeyim sevimli bir ‘insan’ :)”

Bir araştırmacı neden bir partinin il başkanının görevden alınmasını ister?

Bir il başkanı, böyle bir talebe neden bu kadar alengirli cevaplar vermeye çabalar?

Ve olayın hemen ardından, Bayrakçı’nın mahalle temsilcisi olan oğlu neden görevden alınır?

Trajikomik bir durum değil midir bu?

Yazarlar

Bu eğitimle okulları açsak ne olur!
Can Ataklı