Ümit Zileli
14 Nisan 2021

Bir ülke nasıl çöker?!.


Ne demişti yıllar önce iktidar cenahından bir muhterem anımsıyor musunuz?

Madem imam hatip açamıyoruz, tüm okulları imam hatip yaparız!..

Sözlerinin eri çıktılar, henüz tüm okulları olmasa bile ülkenin en yetkin, başarılı okullarının çanına ot tıkamayı başardılar!.. Dün gazetelerde çöküşün yadsınmaz sonucu bir tokat gibi çarpıyordu koca bir milletin yüzüne!.. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün OECD her üç yılda bir 15 yaş grubu öğrencilerin bilgi ve becerilerini ölçmek için yaptığı Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı’nın (PISA) 2015’te yapılan ortak sınav sonuçları Türkiye açısından utanç verici bir faciayı haykırıyordu:

72 ülke arasında sondan ikinci sıraya yerleştik!..

Fen bilgilerinde, matematikte, okuma-yazmada deyim yerindeyse baş aşağı çakıldık! Algılamada yanlışlık olmasın diye değişik bir şekilde anlatayım:.. Bilimde, başarılı en üst dilime giren öğrencinin oranına bakılınca; en başarılı 5 öğrenci Singapur’da 100 kişi arasından çıkarken, Türkiye’de 100 bin kişi arasından çıkıyor!!!

İşte bu zavallılığın adına da basitçe ÇÖKÜŞ deniyor!..

Bunun sonu köleliktir yok olmaktır!..

Ben açıkçası şaşırmadım; bu sütunda okumayan, araştırmayan, söze dayalı toplumların ne hale düştüğünü defalarca anlatmıştım…

Önce size iki araştırmadan söz etmek istiyorum; ilki uzun yıllar önce yapılan “Dünya Okuma Eğilimleri” araştırmasından… Dünyadaki tüm ülkeler birbiriyle karşılaştırılmıştı o araştırmada; bizim şansımıza da Japonya çıkmıştı!.. Bir dehşet senaryosunu çağrıştıran o karşılaştırmadan yalnızca bir maddeyi paylaşacağım sizlerle:

Japonya’da sıradan bir yurttaş yılda ortalama 25 kitap okuyor. Türkiye’de ise 6 Türk yurttaşı yılda ortalama 1 (yazıyla bir) kitap okuyor!..

Burası sözün bittiği yer mi? Hayır daha da kötüsü var ama önce ikinci araştırmaya bakalım; bir kaç yıl önce yapılan bir araştırmanın sonucu:

İspanya’da her yıl ortalama 10 bin çeviri yapılıyor. Tüm Arap Yarımadası’nda bulunan ülkelerin toplamında varoluşlarından beri yapılan çeviri sayısı henüz 10 bin sayısına bile ulaşmamış durumda!..

Şaşırdınız mı?.. Ya da Arap ülkelerinin durumuna bakıp “Biz daha iyiyiz” diye sevindiniz mi?.. Öyleyse şu araştırmaların sonuçlarına bakın lütfen.

Dünya Ekonomik Forumu’nun 2010 yılında 134 ülke arasında yaptığı “Eğitim düzeyi sıralamasında Türkiye 109. sırada!..

-Her bin kişiye ABD’de 12 bin, Almanya’da 2 bin, Türkiye’de ise 7 kitap düşüyor!..

-Rusya da 2 bin 500, İngiltere’de 3 bin 500 kişiye bir kütüphane düşerken, Türkiye’de 64 bin 600 kişiye bir kütüphane düşüyor!..

İşte dindar, kindar gençler yetiştirmeye yönelen eğitim sistemimizin vardığı sonuç ne yazık ki bu!..

İşte yeni Türkiye’nin “Ortaçağ” verileri!..

Pekii, biz bu durumlara nasıl geriledik, bu trajik çöküş nasıl gerçekleşti diye bir soru geliyorsa aklınıza onun da yanıtı bize dayatılan eğitimde yatıyor… Önce imam hatip okullarının nasıl çığ gibi büyütüldüğüne bir bakalım.

2002-2003 yılında Türkiye’de 450 imam hatip okulunda 71 bin öğrenci eğitim görüyordu. 14 yıl sonra, 2015-2016 döneminde öğrenci sayısı 870 bine okul sayısı ise 1149’a ulaştı. O kadar ki “kız imam hatip okulları” bile açıldı!..

Dinimizde “kadın imam” olmayacağı, bu kadar imama da ihtiyaç olmadığı düşünülürse “o kafanın” ne amaçladığı da kendiliğinden ortaya çıkmış olmuyor mu?!.

Bu girizgahtan sonra ülkemizin eğitime ayırdığı bütçe, verdiği önem konusuna bir göz atalım:

2014 yılında, Türkiye’nin eğitime ayırdığı pay yüzde 3.45… OECD ortalaması ise yüzde 6.3, yani iki katı, ama bu sizi yanıltmasın; 2015 yılında OECD ülkelerinin ilk on ülkesinden bir örnek vereyim: ilk sıraya yerleşen Güney Kore milli gelirinin yüzde 16.5’ini eğitime ayırırken, bu oran 10 ülkenin sonuncusu olan İtalya’da yüzde 8.2!..

Kısacası sefaletimizi anlatacak o kadar çok örnek var ki, hangi birini sayayım bilemiyorum… Belki şu karşılaştırma daha fazla fikir verir:

Orta öğrenimde öğrenci başına ortalama harcama OECD ülkelerinde 9 bin 300 dolar, Türkiye’de 2 bin 900 dolar!.. Bu rakamın içinde özel okullar olduğunu da unutmayalım lütfen!..

Bu rakamları, oranları okuduktan sonra bu yazının başında anlatılan çöküşün hiç de anormal olmadığını görüyorsunuz artık sanırım!.. Aslında görmeniz gereken çok daha önemli bir şey var; bu rakamlar, bu sonuçlar “birilerinin” hiç mi hiç umurunda değil!.. Onlar çağdaş, bilimi rehber edinmiş bir toplum, bir gençlik istemiyorlar. Onların istediği çok açık biçimde sırıtıyor:

Yarısı eve kapatılmış, en az 3-5 çocuk doğuran, çocukları yobazların elinde biat kültürüne mahkum olmuş bir zavallı toplum!..

Onlar bunu istiyor, ya siz?!.

Bu yazı, beş yıl öncesinin tarihini taşıyor… Durum şimdi daha da içler acısı! Milyonlarca öğrencinin “uzaktan eğitimden” internet, bilgisayar yokluğu nedeniyle yararlanamadığı, eğitim ve öğretimin adeta durduğu, anayasadaki fırsat eşitliğinin tarihe karıştığı bir “zavallı süreç” yaşıyoruz!

Cahil toplumların hangi sona mahkum olduklarının yüzlerce, binlerce örneği tarih babanın defterinde yazıyor, bir göz gezdirin lütfen!..

Yazarlar

Bir ülke nasıl çöker?!.
Ümit Zileli