Ümit Zileli
2 Ocak 2020

Bir kerecik de gelen gideni aratmasın!..


Çok uzağa gitmeyin…

Yalnızca son üç yılı, 5 yılı getirin gözlerinizin önüne… Sevgili Yılmaz Özdil, geçen yılın son gününde bu iktidarın yönetimde olduğu süreçte yaşadığımız “yılbaşı felaketlerini” şahane bir arşiv çalışmasıyla ortaya koydu zaten!..

Ben bir adım daha ileri gidip, o yılların tümünde ne acılar, ne yokluklar, ne felaketler yaşadığımızı düşünmenizi rica ediyorum…

Çok acıklı, acılı yıllardı çook!..

Üzerimizden adeta silindirle geçen, yaşam sevincimizi kuytulara saklayan, her biri bir öncekinden beter yıllardı; hep ama hep gelen gideni arattı!..

Her yıl daha
beter yoksullaştık… Bizlerin geleceğini çalanlar ise daha da semirdi!

-Her geçen yıl daha çok kadın yok oldu; kadın cinayetleri tavan yaptı, öyle ki, katil, katiller hapishaneden izin alıp cinayet işlemeye gitti!

-Her yıl daha çok sayıda evladımız kızlı erkekli tacize tecavüze uğradı… Çocuk gelin sayısı yüzbinlerle ölçülür oldu!

-Her gelen yıl daha çok hapishane yapımına tanık olduk. Hapishaneler ağzına kadar doldu taştı; öğrenci, kadın, emekli, aydın, gazeteci fark etmedi, hemen her kesim “hapishane hakkını” fazlasıyla doldurdu! En büyük Türk büyükleri “otel konforunda” 175 yeni E tipi, F tipi, L tipi hapishane müjdesi verdi!

-Her yaşadığımız yıl, Mehmetçiğimizin yad ellerde toprağa düşmesinden, birilerinin çizdiği “stratejiler” uğruna şehit edilmesinden helak olduk!

-Her geçen yıl doğamız, çevremiz, yeşilimiz daha da yoksullaştı, ağaçlarımız yok oldu, çiçeklerimiz soldu, beton yığınlarının arasında nefes almaya çalışan zavallılara dönüştük!

-Her yıl bir öncekinden daha da mutsuz uyandık sabahlara; çocuklarımız karanlığın en koyusunda, uyurgezer halinde gitti okuluna… Gülmenin, sevincin, mutluluğun ne menem şeyler olduğunu unuttuk, unutturdular!

Yeter artık!..

Kilidi açmak bizim elimizde!

Bir kerecik de gelen yıl, giden yılı aratmasın!..

-Bir senecik de kadınlarımızın hoyrat ellerde dövüldüğüne, yok edildiğine, çocuklarımızın iğrenç sapıklar tarafından tacize, tecavüze uğradığına tanıklık etmeyelim…

-Bari, henüz ikinci gününü yaşadığımız şu sene mutluluğumuza, sevinçlerimize, gülümsemelerimize el uzatmasınlar…

-Hiç olmazsa bu yıl, aslan gibi çocuklarımızı bize bağışlasınlar; bilmem nerenin çöllerinde gencecik evlatlarımızı toprağa düşürmesinler!

-Ne olur bu yıl, içinde “hapishane”, “orantısız güç”, “biber gazı”, “gözyaşı” geçen cümleler olmasın hayatımızda; gazetelerin üçüncü sayfaları boş kalsın, televizyon haberleri güzellikten, iyilikten, mutluluktan söz etsin!

Biliyorum, çok zor şeyler istiyorum! Dünyanın “adam gibi” ülkelerinde musluğu açmak, kapamak kadar kolay, olağan sayılan şeyler, bizim ülkemizde ulaşılması en olanaksız şeylere dönüşüveriyor!

Ancak bilelim ki, karanlığı, korkuları, eziyet ve baskıyı sürekli yaşamamız için üzerimize kapatılan devasa kapının paslı kilidinin anahtarı aslında bizim elimizde! O kapıyı ardına dek, bir daha kapanmamacasına açıp, güneşi, aydınlığı, iyilik ve güzellikleri içeriye davet edebiliriz!

Yeter ki korkularımızla başa çıkabilelim!..

Yeter ki, üzerimize serpilen ölü toprağını bir çarpıda silkeleyip dimdik ayağa kalkabilelim! El ele verip yeni bir sayfa açabilelim! Ölümün, kargaşanın, yoksulluğun, açlığın siyasetini değil, aydınlık bir ülkenin siyasetini seçelim!

Herbirimizin oyu bir anahtardır!

Birleştiğinde çelikten kapıları bile eritecek güce sahiptir! Çocuklarımızın yaşayacağı, bizimle gurur duyacağı günler için bir öncekini mumla aratan yıllara mahpus olmaktan kurtulmamızın sihirli anahtarı işte budur…

Haydi karanlığı kovalım artık!..

Yazarlar

Bir kerecik de gelen gideni aratmasın!..
Ümit Zileli