Ahmet TAKAN
28 Temmuz 2020

Başkentte cereyan sıkıntısı var!..


Alice harikalar diyarında, çağ atlayan, asrın liderinin yönettiği, dünyanın en kabadayı  en zengin en müreffeh ülkesinde bazen böyle şeyler de başımıza gelebiliyor!.. Olur böyle vakalar türünden… Siz, teknik arıza diye de nitelendirebilirsiniz…

Başkent Ankara’da yaşamımı sürdürmekte olduğum, ikamet adresimin de bulunduğu semtte son zamanlarda sık sık elektrik kesintileri yaşıyoruz. Geçen günlerde  üniversite son sınıf öğrencisi olan oğlum bu yüzden bir dersten ikmale kaldı.

Nasıl mı oldu?..

Biliyorsunuz, pandemi yüzünden üniversiteler de kapalı. Öğrencilerin vize ve final sınavları internet üzerinden yapıldı. Bir pazar günü benim oğlanın “Zor sınavlardan biri” diye nitelendirip haftalar boyunca kapanıp çalıştığı dersin final sınavı sırasında elektrikler kesildi. Böyle olunca evin internet sistemi de devre dışı kaldı. Oğlan, panik içinde beklemeye başladı. Ha gelir derken 3 saatten fazla sürdü kesinti. Elektrikler geldiğinde final sınavı süresi çoktan bitmişti. Oğlan, sınavını tamamlayıp gönderememişti. Ve çaktı!.. Kayıtlarda sınava girmemiş gözüküyordu. Bütünleme sınavına kadar üzüntüsü ve hırsından odasından pek çıkmadı. Bizimle neredeyse hiç konuşmadı. Anasıyla birlikte kendimizi bu durumdan sorumlu hissettik. Bu çağda böyle bir Türkiye’yi çocuklarımıza bırakacağımız için!.. Allah’tan oğlan yılmadı. Bütünlemede dersi verdi geçti. Ama, anası o sınavdayken diğer oda da hatim indiriyordu!.. Elektrik duasına çıkmıştı!..

Benzeri bir olay dün de benim başımdan geçti. Eski model gazeteci olduğumdan sabah erken saatte kalkar ilk iş olarak tüm gazeteleri ve önem verdiğim köşe yazılarını okurum. Telefonlar ve gerekirse yüz yüze görüşmeler yapıp sonra yazımın başına otururum. Bismillah dedik güne başladık “şak” diye elektrikler gitti. 10 dakika bekledim. Başkente elektrik dağıtım hizmeti sağlayan şirketin müşteri temsilcisi hattını aradım. “Arıza mı yoksa planlı bir kesinti mi?” diye  sordum. Telefondaki hanımefendi, gerekli sorgulamaları yaptıktan sonra bilgisayarından baktı. “Planlı değil ama kesintinin sebebi bildirilmemiş” dedi. Telefonuma en kısa süre içinde arıza nedeni ve enerjinin verileceği zamana ilişkin SMS bildirimi geleceğini söyledi. Vedalaştık. Bekledim. Telefonuma ekiplerin arıza bölgesine doğru hareket ettiklerine dair bilgi geldi. Bir süre daha bekledim. Elektrikler saniyeler içinde gidip gidip geliyordu. Bu en az 10 defa tekrar etti. Yazım aksayabilir veya gecikip yazı işlerimizi sıkıntıya sokabilirdi. Dayanamadım ilgili yeri bir daha aradım. Bu sefer karşıma çıkan hanımefendi kimlik bilgilerim hakkında daha kapsamlı bir sorgulama yaptı. Haklıydılar… Rus veya Yunan ajanı olabilirdim!.. Sözlü sınavı başarı ile geçtikten sonra meramımı tekrar anlattım. Enerjinin ne zaman verileceğini, arızanın nedenini ve saniyeler içinde gidip gelen bu elektrik yüzünden evdeki elektronik eşyalara bir şey olursa yasal haklarımın ne olduğunu sordum. Hanımefendi, önce, fiber kablo arızası yüzünden bu arızanın yaşandığını söyledi. Devam etti; Enerjinin 13.30’da verileceğini bildirdi. Evdeki aletlerin fişini çekmemizi tavsiye etti. Elektronik bir arıza olduğunda internet veya telefonla hasar kaydı bildirimi yapabilecekmişim, elemanlar gelip bakarlarmış, aletler kesintiden mi yoksa başka bir nedenden dolayı mı arızalandı diye. Tanrıya şükür ettim. Bu haklardan hiç biri eski Türkiye’de yoktu. Bu çağda saatlerce elektrikten yoksun evlerimizde oturuyoruz ama olsun!.. Pandemi sürecinde zam yapılan elektrik faturalarını şakır şakır tahsil eden şirkete hasar kaydı bildirebiliyoruz. Aletler çöplük olunca elemanlar gelip bakacak !.. Lider Türkiye!..

Dişlerimi sıkıp koltukta uzanırken telefonum çaldı. Şarjı da bitmek üzeriydi. İstanbul’da yaşayan çok sevdiğim bir siyasetçi dostum arıyordu. “Ne var ne yok” diye sorunca derdimi anlattım. Gülmekten kırılırken, “Mansur Yavaş’ı seçmeseydiniz kardeşim” dedi.

Ne alaka?..

Hemen erken seçim isteyin. Mansur Yavaş’ı gönderin. Onun yüzünden elektriksiz kalıyorsunuz. Karanlığa mahkum edildiniz” diye ekledi. Biraz şakalaştıktan sonra, Ayasofya’yı, ATATÜRK’e hutbede hakaret eden geçmişte FETÖ’nün adamı olduğu söylenen Diyanet İşleri Başkanı kılıklı adamı, iktidarın SETA ve SADATçıların gazlamasıyla yürüttüğü maceracı sözde “aktivist” dış politikalardan konuştuk. Dostum, “Ayasofya şovunu ABD yol vermeden yapamazlardı. ABD ve FETÖ ilişkilerini hiç aklından çıkarma. Barışacaklar” dedi. Ben zaten BO-ŞA-NA-MI-YOR-LAR diyenim!..

Sohbet biterken dostumun çok önemli tavsiyesi oldu;

“Güne başlarken ilk iş olarak mutlaka Sabah Gazetesi oku. Ben öyle yapıyorum. Güne büyük bir moralle başlıyorum. Her şeyi toz pembe görüyorum. Sen de öyle yap, bana dua edersin!”

Yıl 1945… Almanlar gazetelerine bakıp ordularının Moskova’ya girdiğini sanarken ertesi gün Rus ordularını Berlin’de görmüşlerdi!..

Ha!.. 11 civarında kesilen elektrikler 14.30’da geldi…

★★★

Ah şu bizdeki “eski” AKP’li siyasetçiler… Aynı bizdeki “ eski” askerlere benziyorlar!.. Sonradan geçekleri görüp konuşmaya başlıyorlar.

Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı AKP eski Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ, Enpolitik’de “Demokrasi ve Eşitlik” başlıklı bir makale kaleme almış. Tayyip Erdoğan’a ve bizdeki totaliter rejime göndermeler yapmış. Yazdıklarından birkaç satır;

“Müslümanlığı despotluk, başkalarına hayat hakkı tanımama, farklı olanı susturma, bir şeyhe bağlanır gibi bir siyasetçiye veya yöneticiye bağlanma olarak görenler var. Daha kötüsü, bir insanın peşinden giderken bunu bir fikir veya düşünceye hizmet olarak  görmek. Bu ülkenin siyasal İslamcısı aslında İslamcı olmaktan ziyade Erdoğancı, milliyetçisi milliyetçi olmaktan çok Bahçelicidir. Böyle olunca da fikir ve düşünce hatta dini değerler ikinci planda kalmaktadır.

Dünya çapında fikir veya sanat adamı yetiştiremeyişimizin arkasında da siyasete hakim olan bu şeyh-mürit ilişkisi vardır. Bu ilişki biçiminde mürit edilgen bir varlıktır, asla siyasi şeyhine rağmen bir fikir serdedemez. Partilerin ufku liderlerin kapasitesi ile sınırlıdır. Kişiye odaklı siyaset anlayışı zamanla kişi kültüne neden olmakta, o kişiyi de güç zehirlenmesine itmektedir”

Ahh Selçuk Özdağ ah!.. Daha önceleri neredeydiniz?..

** Ulu Tanrı, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK ve onun kahraman silah arkadaşlarına rahmet etsin. Nur içinde yatsınlar. Mekanları cennet olsun.

Yazarlar

Başkentte cereyan sıkıntısı var!..
Ahmet TAKAN