Ahmet TAKAN
4 Aralık 2020

Bakan Koca, Erdoğan ile konuşmadan aşı yaptırmasın!..


Öküz altında buzağı arayanlar için özel haber!.

Aslında, kiminin hatırladığı kiminin de hatırlamak istemediği ancak herkesin bildiği malumun tekrar ilanı kıvamında haber!..

Yıl 2009… Dünya ve Türkiye domuz gribi salgınından kırılıyordu. Aynı bugün olduğu gibi “aşı” tartışılıyordu…

Neyse ki, her şeyin üstesinden gelen dünya lideri (!) yönetimindeki hükümet Türkiye’ye aşı getirtebilmişti… Hafızam yanıltmıyorsa, 2009 Kasım ayının ortasıydı. Zamanın Sağlık Bakanı Recep Akdağ, -sıraya giren bürokratları ile birlikte- televizyonlardan canlı canlı yayınlanan- törenle aşı olmuştu. O gün aşı olurken gazetecilerin sorularını yanıtlayan Recep Akdağ , “Cumhurbaşkanına, Başbakan’a, bakanlara, milletvekillerine aşı olmalarını önerdiniz mi?” sorusuna şu yanıtı vermişti:

“Bilimsel kurullarımızın sıralamasına göre aşılama yapacağız. Benim önerimle kimseye aşı yapılmıyor. Bir de tabii 55-60 yaşın üzerindeki insanların biraz daha virüse karşı korumalı olduğu kabul ediliyor. Ancak siyasetçilerin ve benzeri toplumla yakın ilişki kuranların özelliği de şu; virüsü yayma konusunda onların daha dikkatli olması lazım. Bir siyasetçi yerine göre günde 300-500 insanla, bin insanla bile el sıkışabilir. Normal bir kişiye göre çok daha fazla kişiyle temas edildiği için hem kendisini koruması, hem diğerlerini koruması açısından gerekli tedbirlere riayet etmesi lazım. Aşı konusu yine bilimsel kurullarımızın sıralamasına göre olacak.”

Recep Akdağ’ın bu değerlendirmesi “Başbakan da aşı olacak” diye yankılanmıştı. Gel gör ki, aynı gün öğleden sonra yapılan AKP grup toplantısında konuşan Başbakan Tayyip Erdoğan, Recep Akdağ’ın gözlerinin içine baka baka onu kuşbaşı gibi doğruyordu. Erdoğan, şunları söylüyordu;

“Bu konuda Sağlık Bakanım ile aynı düşünmüyorum. Kimseyi icbar edemeyiz. Bu konuda vatandaşım kendi isteğine bağlı olarak böyle bir yolu tercih ederse, eyvallah… Ama etmiyorsa, ‘muhakkak yaptırmanız gerekir’ diye böyle bir kampanyanın sürdürülmesi doğru değildir, yanlıştır. Bu konuda eğer ebeveyn kalkıp da ‘ben bunu istiyorum’ diyorsa bu olmalıdır. Çünkü otoritelerde görüyorsunuz, değişik kanaatler belirtiyor. Kimisi (olmalıdır) kimisi (olmamalıdır) diyor. Öyle ise yapacağımız şey, siyasi irade olarak bunu isteğe bağlı hale getirmektir. Yarın bunun faturasını siyasi iradeye kesmesin. Cebren bu iş olmaz, isteğe bağlı olur. İsteğe bağlı olarak hazırlıklarımızı yaptık, altyapımız hazırdır, aşı vardır. Aşı, arzu edene, isteyene yapılıyor, yaptırılıyor ücretsiz olarak. Bizim görevimiz de bu.”

Gündeme yine bomba düşmüştü. AKP grup toplantısını izleyen gazeteciler herhalde duyduklarına inanamadıkları için çıkışta Başbakan Erdoğan’a yine soruyorlardı, “Siz, domuz gribi aşısı olmayı düşünüyor musunuz?”… Erdoğan, üstüne basa basa yanıtlıyordu;  “Ben aşı olmayı düşünmüyorum”…

★★★

Ahali, o günlerde domuz gribinden can derdine düşmüşken, gündeme, Erdoğan’dan fırça yiyen Recep Akdağ’ın Sağlık Bakanlığı’ndan istifa edeceği iddiaları düşmüştü. Sonra bir de duyduk ki; Recep Akdağ, Tayyip Erdoğan ile özel bir görüşme yapmış ve geri vitesine takmıştı. Akdağ’ın son sürat geri adım atmasının ardından ağzından şu cümleler dökülüvermişti;

Ufak bir yol kazası yaşadık, her şey normal devam ediyor. Başbakanımız çok doğru bir söz söyledi, insanlar aşı olup olmamakta özgürdür”…

Ve hatta, o günlerde bugünkü kadar şöhret olmayan Prof. Dr. Mehmet Ceyhan televizyonlarda Tayyip Erdoğan’ın sözlerini ve tavrını savunuyordu.

Kabinede yer alan o günün sayın bakanları da ortalığa teker teker çıkıp aşı yaptırmayacaklarını söylüyorlardı…

Sonra ne olmuştu?

Yine hafızam beni yanıltmıyorsa, Türkiye’nin ithal ettiği 8 milyon doz aşının en az yarısı elde kaldı. Sonra da elde kalan aşıları hibe edecek ülke aradılar!..

★★★

Türkiye, 18 yılda, kötü idare edilmeye ve onların sonucunda acı bedeller ödemeye bağışıklık kazandı herhalde!.. Veya beynimiz nasır mı tuttu?..

“Nereden icap etti bu şimdi” diyenler… Dünkü yazımın son bölümünde Çin’den getirilecek Kovid aşısı için yaptığım çağrıyı sorgulayanlar… Şahsım, 2009 yılında yaşanan kargaşa günlerini unutmadı. Neyse ki o günleri toplum olarak en az hasarla atlattık. Ama bugün, dünden çok çok daha büyük bir tehditle karşı karşıyayız. Kaybedeceğimiz sadece milyon dolarlar değil. En yakınlarımızda nice acılara şahit oluyoruz. Kovid belası yüzünden her gün ne trajik hikayeler duyuyorum. Günde en az 5-6 kere “geçmiş olsun” telefonu ediyorum. Bu kadar kötü yönetilen bir ülkede hem de  Kovid salgının en başından beri tüm gerçeklerin saklandığı bilinen bir ülkede uyarmayıp da ne yapacaktım?.. Eyy öküz altında buzağı arayanlar!.. Bugün yaşanabilecek bir yol kazası o günküne benzemez. Faturası çok acı ve daha ağır olur. O yüzden dünkü yazımın son bölümünü tekrar ediyorum;

İktidarın, Çin’den getireceğini müjdelediği Kovid aşıları ile umutlandık. Aşı yapılacaklar için öncelik sırası da aşağı yukarı belli. Ancak, toplumda haklı bir tedirginlik var. Sıralamadan daha çok bu aşının faydalı olup olmayacağı, yan etkileri olup olmayacağı ile alakalı. Naçizane bir önerim olacak;

Aşıları ilk olarak, Tayyip Erdoğan, Fahrettin Koca, Mustafa Şentop, Hulusi Akar, Hakan Fidan, Mevlüt Çavuşoğlu’na -ekranların önünde, canlı yayında, hem de  orijinal aşı tüplerinin içinden şırıngaya çekilip kola vurulurken en yakın çekimde- yapılırsa çok ikna edici olur. Çok sevinir, mutmain oluruz!..

★★★

Ulu Tanrı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK ve onun kahraman silah arkadaşlarına rahmet etsin. Nur içinde yatsınlar.  Mekanları cennet olsun.

Yazarlar

Bakan Koca, Erdoğan ile konuşmadan aşı yaptırmasın!..
Ahmet TAKAN