Korkusuz
Ümit Zileli

Atatürk’ün fikir fedaisi

Cumhuriyet tarihini kinle, nefretle, yalanla, dolanla yok etmeye çalışıyorlar...

Yerine, çapsız, yalancı, bağnaz “özel tarihçilerin” çiziktirdiği, bir zavallı tarih müsveddesi yaratmaya çalışıyorlar... Ama olmuyor, cumhuriyetin kahramanlarına karşı giriştikleri her saldırıda, söyledikleri yalanlar yüzlerine çarpılıveriyor... Her yalan, gerçekleri ters yüz etmeye yeminli kampanyanın çirkin yüzünü açık ediveriyor...

Büyük devrimciye, Mustafa Kemal Atatürk’e cepheden, açıkça saldırmaya cesaretleri yetmediği için, çevresinde dolaşıyor, en yakın çalışma arkadaşlarını, Cumhuriyetin devrimci kadrolarını hedef alıyorlar.. Mahmut Esat Bozkurt, İsmet İnönü, akıl almaz sataşmalara, kinle bezeli saldırılara hedef oluyor... O fedailerden birisi de Reşit Galip...

- Andımız’ın yazarı, büyük aydınlanma devrimcisi!

AKP’li Cumhurbaşkanına bu sütundan çok seslendim; “etrafınızda danışman kılığında dolaşanları değiştirin, bunlar çapsız, sizi fena açığa düşürüyorlar” dedim her seferinde... Mesela, Reşit Galip’e ağır suçlamalar yaptığı bir konuşmasında yine tarihi gaflarından birini yapmış, “ezanı Türkçeleştiren kişi” olduğu gerekçesiyle eleştirmişti Heyhat, ezanı Türkçeye uyarlayan o değildi; Dürri Turan’dı!.. Ezanı “Bayati” makamında besteleyen ise Rakım Erkutlu’ydu..

- Bilmemek ayıp değildir, öğrenmemek ayıptır!..

Mehmetçik için kobay oldu!


Pekii, ölümünden uzun yıllar sonra bile, kindarların ağır saldırılarına hedef olan Reşit Galip kimdi?.

Bir devrimciydi... Tıp tahsil etmişti.. Aynı zamanda hem hukuk hem de edebiyat doktoruydu... Tıp fakültesi ikinci sınıftayken, iki cepheye gitmek için gönüllü yazıldı. Balkan Harbi’nde savaştı, yaralandı.. Kafkas cephesine katıldı. Verem mikrobu kaptı. Ordudan onbaşı rütbesiyle emekli oldu ve tıp tahsiline geri döndü...

Hocası ve iki arkadaşıyla Fransız hardal şişelerini laboratuvar tüpü olarak kullanıp, gaz lambası ışığında 37 derecede tutarak bakteri, aşı, serum ürettiler. Savaş sürüyordu. Orduya serum gerekiyordu ve üretilen serumu denemek için zaman yoktu. Kendisini kobay yaptı, serumu kendinde denedi.. Cephedeki Mehmetçiğe yetişmesini sağladı...

Kurtuluş Savaşı’nda, Tavşanlı cephesini örgütledi. Savaş kaçaklarını yargılayan İstiklal Mahkemesi üyeliği yaptı. 1925 yılında milletvekili seçildi. 1932 yılında Milli Eğitim Bakanı oldu. Bakanlığının çok ilginç hikayesini Yener Oruç’un “Atatürk’ün Fikir Fedaisi” isimli müthiş eserinden aktarıyorum:

- Atatürk, Dolmabahçe’deki yemekte Milli Eğitim Bakanı Esat Mehmet’i sert bir dille eleştiren Dr. Reşit Galip’e, “Yoruldunuz, biraz dinlenseniz iyi olacak, buyurun istirahat edin” dedi. Bunun üzerine Reşit Galip, “Burası sizin değil, milletin sofrası, oturmak benim de hakkım” karşılığını verdi. Atatürk, “Öyleyse biz kalkalım” diyerek masayı terk etti. Olaydan bir kaç ay sonra Reşit Galip’in bir radyo konuşmasını dinleyen Atatürk, aynı sofrada, kulağına “Yarın Milli Eğitim Bakanısın” diye fısıldayacaktı...

Kitaplar ve 5 lira!


Reşit Galip 11 ay Milli Eğitim Bakanlığı yaptı.

O kısacık sürede Türk Tarih kurumunun temelini attı. Türk Dili Tetkik Cemiyeti’ni Türk Dil Kurumu’na o dönüştürdü. Halkevleri’nin kurulmasına öncülük etti. Üniversite reformunu gerçekleştirdi. Köy Enstitüleri’nde ilk öncülüğü de o yaptı. Bakanlığının hedefine “İçinde 1 milyon kitap olan kütüphane” çıtasını da o koydu... Ancak gerçekleştiremedi, 1934 yılında, 41 yaşında yaşamını yitirdi... Evindeki binlerce kitaptan başka hiçbir şeyi yoktu...

- Cebinden de yalnızca 5 lira çıktı!..

O Atatürk’ün fikir fedailerinden biriydi. Kısacık yaşamına büyük işler sığdırdı. İşte bu nedenle; yalnızca ranttan beslenen, memleketin zenginliklerini “babalar gibi” peşkeş çeken, ülkeyi parçalanmanın eşiğine getiren, halkı mezhebine göre tasnif eden kindarların tüm saldırılarını, hakaretlerini sonuna dek hak etti!

- Hak etmeseydi ayıp olurdu zaten, mezarında ters dönerdi vallahi!