Evde onlarca bardak vardır ama sen hep aynı fincanı alırsın. Sapı biraz çatlak, rengi solmuş, belki üstünde anlamsız bir yazı. Bulaşık makinesinden çıkınca bile hemen gözüne çarpar. Diğerleri dururken hep onu seçersin.
Bir gün elinden kayıp kırıldığında canın düşündüğünden fazla sıkılır. “Alt tarafı bir fincan” denir. Ama sen öyle hissetmezsin.
Çünkü mesele fincan değildir.
İnsan bazı eşyalara işlevi için değil, temsil ettiği şey için bağlanır. O fincan bir sabahı, bir dönemi, bir kişiyi, bir hali hatırlatır.
Sevdiğinle ya da yapayalnızken içilen kahveleri, zor zamanlarda sessizce düşünülenleri, huzurlu günlerin küçük rutinlerini hatırlatır. Bu yüzden yerine yenisi konmaz. Aynı model olsa bile aynı şey olmaz.
★★★
Aşırı bağlanma dediğimiz şey aslında hafızanın kısa yoludur. İnsan her şeyi hatırlamak istemez. Zihni doludur. Bu yüzden bazı duyguları, bazı dönemleri eşyalara yükler.
O fincan “o zamanlar” demektir. O defter “o halim”dir. O kolye “o kişi”dir. Eşya kaybolunca bu yüzden sadece nesne gitmez, o hatıra da gider.
Modern hayat ise bize bunun tam tersini dayatır. Kullan, at, yenisini al, geç... Ama insan zihni bu kadar vefasız değil. Her şeyin yedeği olabilir ama duygunun olmaz. Aynı fincanı ikinci kez sevmek mümkün değildir. Çünkü sevilen şey seramik değil, ona yüklenen anlamdır.
★★★
Bir de kontrol meselesi var. Hayatın büyük kısmı belirsizdir ve insanı en çok da bu yorar. Hayatınıza insanlar girer, ilişkiler başlar, ilişkiler biter, hayat değişir, planlar bozulur...
Ama o fincan hep oradadır. Yerini bilirsin, ağırlığını bilirsin, eline nasıl oturduğunu bilirsin. Küçük ama sabit bir şeydir. Zihin bunu sever. Tanıdık olan güven verir.
Bu sabitler çoğu zaman önemsiz gibi görünen ayrıntılardır. Anahtarın hep aynı yere konması, evde ışığın aynı sırayla yakılması, masada aynı köşenin seçilmesi gibi.
Bunlar düzen takıntısı değil, zihinsel tasarruftur. Beyin her şeyi yeniden karar vererek yaşamak istemez. Bazı alanları otomatiğe bağlar. Böylece asıl zor olanla baş edecek gücü kendine saklar.
Bu yüzden insan, büyük belirsizlikler içinde küçük sabitlere tutunur. Aynı sandalyeye oturur, aynı yoldan yürür, aynı şarkıyı açar. Sabah kahvesini hep aynı fincanla içer. Çünkü beyin, değişmeyen şeyleri risk dışı kabul eder. Onlar sizi hayal kırıklığına uğratmaz.
O fincan da tam olarak bunu yapar. Hayat karışırken yerinde durur. Elini uzattığında oradadır. Mesele alışkanlık değil. Mesele, insanın kendini güvende hissetmek için tuttuğu küçük dayanaklardır.