Hüsnü Mahalli
12 Haziran 2022

Alevi olmak


Henüz adaylığını açıklamamakla birlikte Kılıçdaroğlu’nun Aleviliği tartışma konusu oluyor ve öyle devam edecek gibi görünüyor.

Çok ayıp, yazık ve tehlikeli.

2011 ve 2015 seçimlerinde mezhepsel söylemlerle seçim kampanyalarını yürüten Erdoğan ve arkadaşları öncesinde ve sonrasında Kılıçdaroğlu’nun Suriye politikasını hedef alarak “Kendisi gibi Alevi olduğu için Esad’ı destekliyor” gibi söylemlerle ona yüklenmişlerdi.

Bu da çok normal çünkü AKP ve onunla birlikte hareket eden Arap ülkelerinin kral, emir ve şeyhleri Esad’a karşı savaşlarında sürekli mezhepsel vurgular yapıyorlardı. Dünya Müslüman Alimler Birliği Başkanı Yusuf Kardavi başta olmak üzere yüzlerce din adamı “Alevi ve Şiilerin katli vaciptir” ya da “Kadınlarına ve kızlarına tecavüz edebilirsiniz” türünden fetva veriyorlardı. Bu fetvaları duyan ve mezhepsel saplantıları kışkırtılan on binlerce Suriyeliyi ayaklandırırdı. Bu da yetmeyince yüz binlerce ruh hastası, manyak ve sapık yaklaşık 100 ülkeden yola çıkarak Suriye’ye gitti. Katar eski Başbakanı Hamed Bin Casim’in itiraflarıyla hepsi Türkiye sınırından girdi ve IŞİD, NUSRA, ÖSO ve benzeri örgütlere katılarak bildik katliamlarını gerçekleştirdi. Nasıl olsa arkalarında bölgenin “Sünni” iktidarlarıyla onların patronu ABD ve Batılı ülkeler ve elbette İsrail vardı. Suriye ordusuyla savaşırken yaralanan “dini bütün” teröristleri İsrail helikopterleri gelip götürüyor ve tedavi edildikten sonra tekrar savaş alanına bırakıyordu.

Aynı mezhepsel provakasyonlarla Haziran 2014’de Musul’u ele geçiren IŞİD on binlerce Şii’yi öldürdü, köylerini ve evlerini yaktı ve kadınları kaçırıp köle pazarlarında sattı.

Ezidi kız ve kadınlara yaptığı gibi.

Din ve mezhep adına her türlü katliama imza atan ruh hastaları bununla yetinmeyerek Suriye ve Irak’da Hıristiyanları da hedef aldı. Tarih boyunca katliamlardan haz alan Hıristiyan Batılı ülkeler kendi dindaşlarının öldürülmesine, tecavüze uğramasına ve tehcire zorlanmasına sesini çıkarmadı çünkü onlar “doğulu” Hıristiyandı!

Yaptıkları katliamlarla yetinmeyen ruh hastaları bu kez Mısır ve Libya’da olduğu gibi kendileri gibi Sünnileri öldürmeye başladılar. İşin ilginç olan tarafı bu katil sürülerine ve Libya’da savaşan gruplara destek veren ülkelerin hepsi Sünni.

Demek ki hikaye yalnızca bir Sünni-Alevi/Şii düşmanlığı değil. Hikaye emperyalizmin ve onun bölgesel işbirlikçilerinin hizmetinde olup olmamaktır.

2011’de olayların daha ilk hafta ve aylarında bu tehlikeli oyunlara dikkat çekmek için “Ortadoğu’da Kanlı Bahar” kitabımı yazdığımda ve televizyon ve gazetelerde gerçekleri anlatmaya çalıştığımda ruh hastaları sosyal medya hesaplarından beni öldürmekle tehdit edip durmuştu.

Onlara göre ben en iğrenç ifadelerle “aşağılık bir Alevi ya da kafir bir Şii’yim”.

Sünni olmam onları ilgilendirmiyordu.

Esad’ın Alevi ama eşinin Sünni olması ruh hastaları için hiçbir şey ifade etmiyordu.

Suriye’de öldürdükleri insanların ezici çoğunluğunun Sünni olması ve tarihin en gaddar saldırısına direnen Suriye ordusunun en az % 80’inin Sünnilerden meydana geldiğini umursamıyorlardı.

Çünkü birer ölüm makinesine dönüştürülen bu tiplerin bir tek derdi var o da emrinde çalıştıkları ülke, karanlık odaklar ve istihbarat örgütlerinin talimatlarını yerine getirmekti.

2011 Kanlı Arap Baharı’nın özet hikayesi budur.

Sünni-Alevi düşmanlığıyla başlatıldı ama nerelere varıldığı ortada ama her nedense aynı oyun şimdi Türkiye’de oynanmak isteniyor.

Çok uzaklara, yani Yavuz Selim’e kadar gitmenin bir alemi yok çünkü en acılı anılarıyla Sivas-Madımak katliamı henüz unutulmadı.

Türkleri Kürtlerle düşman etme çabalarından sonra şimdi de Sünni-Alevi gerginliği yaratmanın hiç kimseye yararı yok ve olamaz. Bu söylemlerle herkes zarar görür ve bu ülkeye yazık olur.

Kim neyi, neden ve kimin için yapar bilinmez ama bu ülkenin onurlu ve erdemli insanları bunca kötülüğü haketmiyor.

Yazarlar

Alevi olmak
Hüsnü Mahalli