Can Ataklı
5 Mayıs 2022

Adı “kur korumalı mevduat” ama korumuyor


ŞAŞIRDIM

Adı “kur korumalı mevduat” ama korumuyor

Maliye Bakanı Nureddin Nebati nasıl iştahla anlatmıştı 20 Aralık 2021 gecesini, hatırlıyorsunuz değil mi?

“Gelişinden belliydi” diyordu Nebati “çok önemli bir şey açıklayacak, bütün işler düzelecek.”

Kastettiği Erdoğan’dı tabii, aslında bakan olarak kendi açıklaması gereken şeyi açıklayacaktı; belli ki haberi bile yoktu, son zamanların en önemli ekonomik kararı ona danışılmadan alınmıştı.

Erdoğan dövizdeki yükselmelere karşı “Kur korumalı mevduat düzenine geçildiğini” ilan etti.

Şöyleydi bu “devrim” niteliğindeki karar.

Bankadaki döviz hesabını TL’ye çeviren ve 3-6-9-12 ay vadeli hesaba yatıranlara faiz artı bu süredeki kur farkı ödenecekti.

Yatırımcıya hiçbir yararı olmayan sadece parası olana daha fazla para kazandıracak bir yöntemdi bu.

Geçen günler içinde “uyanık” rantiyelerin bu “devrime” rağbet etmedikleri görüldü, bunun üzerine “Tamam döviz bozdurmanıza gerek yok, Türk Liranızı bu hesaba vadeli olarak yatırın bari” dendi.

Bu hesaplarda ne kadar olduğu şu an bilinmiyor, ekonomi yetkilileri sanki büyük rağbet varmış gibi göstermeye çalışıyorlar o kadar.

Peki döviz bozdurup kur korumalı vadeli hesaba girenler gerçekten kazançlı mı?

Bir yıl vadeli yatıranların kazancı ne olur bilmiyorum ama sevgili dostum Zafer Bengi, Yenigün gazetesinde dolarını bozdurup üç aylık vadeli kur korumalı hesaba yatıran bir arkadaşının ne kaybettiği yazmış.

Bayramın birinci günü akşam buluşup bir kahve içtik “Yazını okudum ama nasıl olur bu kıyamet kopması gerekmez mi?” diye sordum.

“Dur bekle biraz, millet farkında değil, nasıl gürültü kopacağını hep birlikte göreceğiz” dedi.

Şimdi sizlere Zafer Bengi’nin yazısında sözünü ettiği arkadaşının 20 bin dolarlık kur korumalı hesap macerasını özetleyeyim.

Adına Ahmet Bey diyelim ki yazarken kolay olsun.

Ahmet Bey 19 Ocak günü, 20 bin dolarını bozdurma kararı almış. Bankası 20 bin doları Merkez Bankası’nın o gün açıkladığı 13.6647’den bozarak kur korumalı hesaba 273 bin 294 TL koymuş..

Banka faizlerin resmi olarak yüzde 17 olmasına rağmen Ahmet Bey’e “Yüzde 20 faiz uyguladığını” bildirmiş.

Kur korumalı mevduat hesabının vadesi 19 Nisan’da dolmuş…

Sevinçle banka hesabına bakmış…

Hesabında 286 bin 771 TL’yi görmüş…

Aynı günün öğle saatlerinde de hesabına ayrıca, 6 bin 414 TL “kur farkı” yatmış…

Yani 3 ay önce 20 bin doları satarak, 273 bin 294 lira alan Ahmet Bey, vade sonunda 13 bin 477 TL’si faizden, 6 bin 414 TL’si kur farkından olmak üzere toplam 19 bin 891 TL kazanç sağlamış…

Güzel değil mi?

Evet TL olarak bakarsanız çok güzel.

Ama Ahmet Bey aynı gün “Paramı tekrar dolara çevireyim” demiş.

Bankadaki danışmanı “Şu anda dolar satış kurumuz 14.7715…” demiş…

Sonra hesabı yapmış ve “Efendim faiziyle birlikte 19 bin 848 dolar ediyor” demiş…

İşin özeti şu; 20 bin dolar bozdurup TL’ye çevrilir ve üç ay vadeli kur korumalı hesaba yatırılırsa, vade sonunda aynı para ile tekrar dolar almaya kalkarsanız 152 dolar eksik geçiyor elinize.

Tabii şaşırdım bu hesabı görünce.

Zafer Bengi, Ahmet Bey’in gönderdiği dekontları gösterdi; benim “İyi de nasıl oluyor?” soruma şu cevabı verdi:

“Devlet olarak halkı kazıklıyorlar. Doları bozdururken çok düşük kuru,  satarken ise en yükseğini uyguluyor.”

Ve son soru: “Ahmet Bey kur korumalı hesaba hiç geçmeyip parasını dolar olarak 3 ay vadeli tutsa eline ne geçecekti?”

20 bin 50 Dolar.

Demek ki neymiş; Nebati’nin “Gelişinden belilydi” sözünün gerçeği şuymuş:

İktidar ucuza döviz sahibi oluyor, halkının cebinden dolaylı da olsa parasını alıyor…

SORDUM ÖĞRENDİM

Bakan Nebati hiçbir şey bilmiyor

İhracata yönelik iş yapan bir iş insanına “Maliye Bakanı’nın sanayicilerle yaptığı toplantıda var mıydınız?” diye sordum

Oradaymış.

“Bakan müjdele açıkladıktan sonra kimsenin alkışlamamasına içerledi ve herkesi uyardı. Ancak ondan sonra alkış oldu, ne oldu o sırada” dedim.

“Aslında öyle alkış falan olmadı, ama hep alkışlayanları görüntüye getirip galiba biraz da alkış efekti yüklediler” dedi gülümseyerek.

Üsteledim tabii “Peki, bakanın söyledikleri geçekten müjde değil mi, faizler gayrı resmi olarak yüzde 30’ların üzerindeyken yüzde 9 faizle borç almak iyi bir şey değil mi?” diye sordum.

İş insanı tanıdığım güldü, “Ne müjdesi, millette kredi alacak hal bırakmadılar ki, ayrıca kimse buna güvenip de kredi almaya kalkmaz, maliye bakanının anlamadığı bu, çünkü ekonomiyi bilmiyor, böyle derme çatma tedbirler alarak işi kurtaracağını sanıyor, bu kafayla kendi mağazalarını nasıl ayakta tuttuğunu anlamıyorum” dedi.

Sonra ekledi, “Eğer zamanında faizleri zorla düşürmeye kalkmak yerine; bazı sektörleri belirleyip bu tür krediler vermeyi akıl etselerdi o zaman iş değişirdi. Ekonomi canlanır, piyasa güçlenirdi, ama şimdi iş işten geçti.”

Konuyu kapatmadan önce de “Şimdi neredeyse tamamı ithalata dayalı ihracat gelirlerinin piyasada TL’ye çevrilmesi sayesinde ortalıkta para var gibi görünüyor ama ikisi adasındaki kıskaç giderek daralıyor bir süre sonra bu da çare olmayacak” dedi.

Sığınmacılar arasında hiç kadın yok mu?

Son günlerde Türkiye’nin her yerinden “rahatsız edici” sığınmacı görüntüleri geliyor.

Sokaklarda alt alta üst üste oynuyorlar. Gelen geçene laf atıyorlar, ellerindeki telefonlarla görüntü çekiyorlar.

Kıyafetleri de tuhaf, ya beyaz entari var üzerlerinde ya şalvarlılar veya kirli giysiler taşıyorlar.

Saç sakal tıraşı olmuş neredeyse hiç yok aralarında.

Ama en önemlisi sokaklarda rahatsız edici biçimde görünenlerin tamamı erkek.

Son zamanlarda akın akın Türkiye’ye gelen bu sığınmacıların hepsi mi erkek.

Varsa bunların eşleri, kız kardeşleri nerede?

Yaş ortalamalarına bakınca ağırlıklı olarak 20’li yaşlarda oldukları görülüyor.

Bu iş sadece “zor koşullar nedeniyle ülkesinden kaçan zavallı insanlar” boyutunda değil sanki.

Büyük bir tehlikenin kapımızda olduğunu ve hepimizin gözü önünde yaşandığı gerçeğini anladığımızda iş işten geçmiş olmasın.

O görüntüleri yayanlar başkaları olmasın

İktidar sığınmacılar konusunda giderek sıkışıyor.

Çünkü sığınmacılar her geçen gün daha büyük sorun olmaya başlıyor.

Saldırılar, tacizler, çirkin görüntüler, toplu hareketler tüm Türkiye’de insanların tepkisini çekiyor.

Saray kısa bir süre öncesine kadar “sığınmacıları dokundurtmayız” anlayışındaydı.

Ancak yapılan kamuoyu araştırmalarında yüksek tepki ortaya çıkınca şimdi çark etti.

“Suriyelileri göndermeyeceğiz” diyen Erdoğan şimdi “500 binini gönderdik, 1 milyonunun daha göndermek için çalışıyoruz” diyor.

Tabi Erdoğan böyle olunca içişleri bakanlığı da anında çark etti, son günlerde kaçak sığınmacı girişlerine karşı nasıl mücadele ettiklerini anlatma yarışına girdiler.

Son olarak Twitter üzerinden yayılan bir görüntü ile ilgili açıklama yayınladı bakanlık.

Görüntülerde yüzlerce insan açık bir alanda koşuyor. Twitter mesajına göre bu insanlar Türkiye sınırını geçiyorlar.

Bakanlık açıklamasında bu görüntülerin geçen yıl 4 Mayıs’ta Ruşen Takva isimli gazeteci tarafından yayınladığı, bunların İran topraklarında çekildiği belirtiliyor.

Bakanlık bu yayının kasıtlı olduğunu da ileri sürüyor.

İyi de bir yıl önceki görüntüleri tekrar servis edenler kim acaba?

Elbette kötü niyetli kişiler olabilir.

Yoksa gelen tepkileri göğüslemek ve “Görüyorsunuz işte ortalığı karıştırmak için bunları yapıyorlar” demek için özellikle yayılıyor olmasın bu görüntüler.

Hani hiç yaşamamış olsak daha önce şaşıracağız da.

Geçen yıl haziran ayında Erdoğan biden görüşmesinden sonra “Biden, Erdoğan’a bazı ev ödevleri verdi. ‘Bunları yerine getir’ dedi” diye yazmıştım. Daha sonra bunları gerek televizyonda gerekse YouTube kanalımda birkaç kere dile getirmiştim. Bugün bakınca Biden’in tüm talimatlarının yerine geldiğini görüyoruz. YouTube sohbetimi izlerseniz tüm ayrıntıları da göreceksiniz.

Yazarlar

Adı “kur korumalı mevduat” ama korumuyor
Can Ataklı