60 yıldır süren hödükleştirme dönemi…

Tabuları yıkmadan gelişim sağlanamaz.

Kişinin, insani gelişimin önündeki engelleri yıkması kolaydır ama…

Toplumların yıkması çok zordur…

Çünkü artık o engeller; töre, örf ve gelenek haline gelmiştir…

Töre, örf ve gelenekler ise siyasetçiler tarafından “Din” haline dönüştürülmüştür…

Töre, örf ve gelenek iken yıkılamayan o engeller “Din” haline getirildikten sonra…

Aşılmaz birer sıra dağ olarak dikilmiştir toplumların önüne…

Atatürk, Türk toplumuna “Din” haline getirilen o engelleri yıkıp atmayı öğretmişti…

Ne var ki…

1950’de başlayan dönemde siyasi iktidar (DP hükümetleri) halkı eğitmekten vazgeçti…

Seçmenleri “hödükleştirme” sürecini başlattı…

Çünkü “Hödük seçmen” gerici, tutucu, yasakçı bir zihniyete oy veriyordu…

DP, salt seçim kazanabilmek için “Din ve inanç özgürlüğü” adı altında gericiliğin, dinciliğin, İslamcılığın, mezhepçiliğin, tarikatçılığın hortlamasına hem izin ve hem de imkân verdi…

Atatürk’ün toplumun bizzat kendisine yıktırdığı alışkanlıklar yeniden geri geldi…

Atatürk ve İnönü dönemlerinde camiden, kışladan ve okullardan çıkarılan ve hatta yanlarına bile yaklaştırılmayan siyaset bir kez daha…

Ve hem de eskisinden daha vıcık vıcık olarak…

Camiye, mektebe ve kışlaya sokuldu…

Sonuç mu?..

Son 69 yılın yaklaşık 60 yılında ülkeyi; tutucu, gelenekçi, töreleri, örf ve adetleri “Din” belleyen seçmenlerin tercihleriyle seçilen siyasetçiler yönetti…

Bu sağcı siyasetçiler Mehter marşı ile iki adım ileri bir adım geri giderek muasır medeniyetler yolunu uzattıkça uzattılar…

Sürekli patinaj çeken bir ülke haline getirildik…

N’OLCAK ŞİMDİ?..

Bundan sonra ne olacak?..

Söyleyeyim…

Yakın dönemde…

Halkımızın çoğunluğu insani gelişmişliğini tamamlayacak…

Eğitimli, düşünen, sorgulayan, din taassubundan kendini kurtarmış seçmenler belirleyecek siyasi iktidarları…

“Çalıyor ama çalışıyor be abi” diyen hödüklerin sayısı giderek azalacak (Azalıyor)…

“Hem çalışıyor ama hem de çalmıyor” diyerek hukuk ahlâkına saygılı, bilgili, demokrat politikacıları tercih eden seçmenlerin sayısı artacak (Artıyor)…

KARARTMAYIN ENSENİZİ…

Canlarım benim…

Halkın yarısından fazlası özgürlük, adalet ve eşitlik istiyor…

Yarısına yakını ise halkın fazla özgür olduğunu ve hatta şımardığını iddia ediyor…

Haliyle özgürlüklerin daha da kısılması gerektiğine inanıyor…

Ekonomi “en az eşitsizlik” değil, “en acımasız eşitsizlik” üretiyor…

Ve fakat…

Halkın yarısına yakını bu felâketten memnun…

Yarısından çoğu ise içinde bulunduğu duruma hiçbir katkıları olmadığı halde çok ağır şartlarda yaşıyorlar felaketleri…

Yani…

Halkın yarısından çoğu seçmediği, yetki vermediği, güven duymadığı ve adil olduğuna inanmadığı bir iktidar tarafından yönetiliyor…

Yarısına yakını ise “hayat ne zaman adil oldu ki?” diyerek adaletsizliği meşrulaştırıyor…

Düzelecek be…

Karartmayın ensenizi…

Her şey çok güzel olacak…

Çünkü iktidarın tuzu bile koktu…

Göreceksiniz…

Benim yaşıtlarım ve benden önceki kuşaklar da çok güzel günler görecek…

ADAM UYANIKMIŞ…

Hüsmen hastanenin güvenlik görevlisiydi…

Tedavi edilmekte olan azılı bir katil hastaneden kaçmıştı…

Hüsmen’e:

“Kaçabilir diye uyarmıştık neden tedbir almadın?” diye sordular…

Kendini şöyle savundu:

“Erif uyanıkmış aga… Ben onu arka kapıdan kaçar sanmıştım ama meğersem ön kapıdan kaçmış…”

NOT:

“Adil Öksüz de ön kapıdan kaçmıştı” diye düşünenler lütfen Hüsmen’i suçlamasınlar…

Yazık olur kızana…

Yakarsınız başını…