Can Ataklı
13 Aralık 2020

Zavallı yandaş medya; Çin treni nerede?


ÇOK GÜLDÜM

Zavallı yandaş medya; Çin treni nerede?

Biliyorsunuz Çin’e “beyaz eşya” götüren tren, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı tarafından Kazlıçeşme’den törenle uğurlandıktan sonra Maltepe’de durmuş, üzerindeki pankartlar söküldükten sonra Halkalı istasyonuna gelmişti.

Gerçek gazeteciler hemen Halkalı’ya gittiler, törenle uğurlanan trenin görüntülerini çektiler ve haber yaptılar.

Bu sırada yandaş medya kılını bile kıpırdatmıyordu.

Haberin duyulması üzerine demiryollarını yöneten kişiler, akla ziyan bir açıklama yaptılar.

Dediler ki, “Tren yurt dışına gittiği için gümrük işlemlerinin yapılması için Halkalı’ya geri geldi.”

Gerçek gazeteciler bu açıklamayı da haberleştirdiler ve “İyi de gümrük işlemleri yapılmadan neden tören düzenlendi?” diye sordular.

Yandaş medya bu sırada da suskundu.

Demiryollarının başında olanlar, muhtemelen tepeden gelen “Bi beceremediniz şunu, böyle mantıksız açıklama olur mu?” fırçası yedikten sonra, kendilerince çok akıllı ve mantıklı bir açıklama daha buldular.

Dediler ki; “Efendim tren tam gidecekken, Çin’den yeni siparişler geldi, bu yüzden oldu.”

Gerçek gazeteciler bunu da haber yaptılar ve “Tren tam kalktığında mı geldi bu siparişler?” diye de gülüştüler elbette.

Yandaş medya bu aşamada da suskundu.

Sonunda tren kalktı.

Tren artık yolunda gitmeye başlayınca demiryollarını yönetenler iftiharla, “Çin treni yolda” başlığı ile sosyal medyayı bombardımana tuttu.

İşte yandaş medya bu sırada harekete geçti.

Trenle ilgili “Törenle yola çıktı” haberinden başka hiç haber yapmayan bu medya, birden “Muhalefet yine yalanlara sarıldı, asılsız haberleri şimdi ne yapacaksınız?” yayınına başladı.

Seviyesiz kimi sözde gazeteci televizyoncular, Halkalı’ya gidip kenara çekilen Çin treninin görüntülerini çeken gazeteciye, “Nabeeer. Hani tren Halkalı’daydı? Merak edersen söyleyeyim, tren şu anda Sivas’ı geçti” zırvalıklarına sarıldılar.

Yeni Türkiye’nin ürünü bu seviyesiz gazeteci tipleri, ne yazık ki ne kadar komik duruma düştüklerini bile fark etmeyecek kadar akıl ve izandan yoksunlar.

Şunu açıkça yazayım, gazetecilik öldü, gazeteciler öldü.

Ne yazık ki medyada artık  “patron” bile yok.

Yeni tür medya sahipleri, tamamen iktidardan beslenen ve saray tarafından seçilen, muhtemelen gazete okumayı bile beceremeyen, televizyonla uzaktan kumandasına basmaktan başka ilişkisi olmayan insanlar.

Bu nedenle çalıştırdıkları ve bol maaş verdikleri sözde gazetecilerin ne kadar zavallı halde olduklarını görmüyorlar ve hatta bunu beğeniyorlar.

Bitecek elbette bunlar.

Merakım şu; bu zavallıların içinde, geçmişte gazetecilik yapmış olanlar da var.

Onlar ne yapacaklar?

Çok üzülemem doğrusu.

FIKRA GİBİ

Omurgalı gazeteci!

Haydi bir medya yazısı daha paylaşayım.

Abdulkadir Selvi, Hürriyet’in saray yazarlarından.

Ankara’da ne olup bittiğini sarayın gözüyle öğrenmek isterseniz Abdulkadir Selvi’yi okumalısınız.

Bunu daha önce de dile getirdim aslında. Selvi, diğerlerine oranla daha nitelikli ve daha vicdanlı bir yazar.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, bir söyleşi sırasında gazeteci Ruşen Çakır’ın; “Abdulkadir Selvi, sizin partinize atfen CHP’nin adayı Abdullah Gül demiş” sorusuna cevap verirken, Selvi’den söz ederek şöyle demiş.

 “Neye dayanarak bunları söylüyorlar, doğrusunu isterseniz ben bilmiyorum. Abdulkadir Selvi, telefon açıp sorabilirdi bana, ‘Ya şunu yazma, bunu yaz’ falan diyebilirdik yani. Konuştuk mu? Hayır, konuşmadık. Benim adıma Abdulkadir Selvi niye konuşuyor? Hangi gerekçeyle konuşuyor? Yoksa Abdulkadir Selvi’ye birileri yazdırıyor mu?”

Abdulkadir Selvi de Kılıçdaroğlu’na cevaben, “Biraz omurgalı gazetecilerle çalışmaya alışın” diyor.

Omurgalı gazeteci ve yandaşlar.

Selvi’yi tenzih edeyim ama galiba “omurganın” ne olduğunu bilmiyor.

Yandaşlar arasında omurgalı gazeteci olduğunu söylemek fıkra gibi bir şey.

BAŞIMDAN GEÇENLER

Gecenin üçü bir uyandım 38.5 ateş

Geçen haftanın ilk günüydü.

Gecenin üçünde uyandım.

Bir tuhaflık vardı, sanki her tarafım yanıyordu.

Hemen ateşimi ölçtüm.

38.5 gösteriyor.

“Eyvah” dedim, “yoksa?”

Öyle ya koronadan yeni kurtulmuşum, ama “ikinci kez yakalananlar da oluyor” haberlerini biliyorum.

O saatte yapacak bir şey yok tabii, bir ateş düşürücü alıp tekrar yattım.

Sabah uyandığımda ateşim yoktu.

Birden aklıma geldi.

Sevgi dostum, ortopedi uzmanı ve cerrahı Metin Ağcaoğlu’nu aradım.

Ağcaoğlu ile dostluk ve arkadaşlığımız uzun yıllardır sürüyor. Hastası olmadığı zamanlarda, muayenehanesi en güzel sohbet yerimiz. Bir de tavlada yenebilse…

“Bana verdiğin ilaçların yan etkilerinden biri ateş olabilir mi?”

Ağcaoğlu güldü, “Evet ama sürekli olmaz, ateşin mi çıktı?” dedi.

Belimde 30 yıldır sorun var.

Aslında 91 yılında bel fıtığı ameliyatı olmuştum ama geçen yıllarda çok dikkat etmeyince ağrılar yine başladı.

Dostluğumuz uzun yıllardır süren Ağcaoğlu, değişik zamanlarda çeşitli tedaviler uyguladı.

Bazen ilaçla, bazen iğnelerle düzeldim, ağrıların kesildi ama sonra yeniden başladı.

Önceki hafta sevgili doktorum bir daha muayene ettikten sonra “Kesin bir tedavi uygulayacağım ama bir ay dayanacaksın” dedi.

Sonra 4 ilaç yazdı. Bazı yan etkileri var.

Örneğin ateş, ama o bir kereliğine oldu.

Bunun dışında biraz halsizlik, uykulu olma hali, yorgun hissetme, baş dönmesi, unutkanlık da var.

Ancak birinci hafta sonunda ağrılar çok azaldı. Üç haftam kaldı, yan etkilere de alıştım sayılır.

Doktor Ağcaoğlu, kariyerini Amerika’da yapmış, bir dönem Baltalimanı Kemik Hastanesi’nin başhekimliğinde bulunmuş.

Asıl alanı benim gibi bel ağrıları değil, çok önemli ve kritik kemik ameliyatları.

Yaptığı ameliyatlarla “mucize doktor” olarak tanınıyor.

Pek çok cerrahın “olmaz” dediği ameliyatlardan başarı ile çıkmış.

Sohbetlerimizde bu ameliyatlarını anlatırken, “Yanlış yapılmış ameliyat sonucu mağdur olan birçok kişiyi tekrar ameliyat edip hayata döndürdüm. Neye üzülüyorum biliyor musun, bu yanlış ameliyatları yapan doktorlardan bazıları, herkesin tanıdığı ünlü isimler” dediği çok oldu.

DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER

Muhalefet değil Erdoğan hesap soracağını söylüyor.

Çok ilginç bir siyasi görüntü var önümüzde.

İktidarın başı her gün esip gürlüyor.

Muhalefet suspus.

İktidarın başı sürekli gündem belirliyor.

Muhalefet bu gündem üzerinden laf yetiştirmeye çalışıyor.

Erdoğan önceki gün de “CHP’den hesap soracağını” söyledi.

Müthiş.

İcra kimdeyse ondan hesap sorulur, ama bizde iktidar muhalefetten hesap soracağını söylüyor.

Muhalefet ise hesap sormaktan hiç söz etmiyor bile, “devr-i sabık yaratmayız” şirinliği içinde.

Maksat, gösterilecek ortak adaya AKP’den de oy sağlamak.

Ama bunları bir kenara bırakalım da AKP Başkanı, CHP için neler söylüyor ona bakalım.

Diyor ki, “Türkiye’nin ikinci büyük partisi, yüz kızartıcı iddiaların yuvasına dönüştü. Bundan biz utanç duyuyoruz. CHP teşkilatlarında ve belediyelerde şu ana kadar ortaya çıkan rezillikler buzdağının görünen kısmı. Derine inildikçe kim bilir daha neler çıkacak? Nitekim her gün yeni ifşaatlarla karşılaşıyoruz. CHP yönetimi bu utanç bataklığından çıkıp temizlenmek yerine, suçluları gizleme telaşında.”

Sonra ekliyor öfkeyle, “Her tecavüzün her tacizin, her hırsızlığın, her gizli ihanet pazarlığının hesabını vereceksiniz.”

Aslında Erdoğan, bir anlamda suç işliyor.

Çünkü kendini mahkeme yerine koymuş ve CHP hakkında hükmü vermiş. CHP’de çıkan rezaletin, buzdağının görünen yüzü olduğunu söylüyor.

Peki belgesi var mı?

Bilmiyoruz.

Varsa gereği yapılmalı.

Tehdit, devlet adabına uygun bir davranış olamaz.

MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

Aman Türkiye-Azerbaycan ilişkileri Suriye’dekine dönmesin

Günlerdir Azerbaycan’ın Ermenistan’ın saldırısına karşı kazandığı zafer kutlanıyor.

AKP Genel Başkanı, büyük kutlamalar için Bakü’ye gitti.

Yanında bir komando taburu ile mehter takımını da götürdü.

Azerbaycan halkı, Erdoğan’a büyük sevgi gösterisinde bulundu.

Erdoğan ile Aliyev çok yakınlar.

Çok samimi pozları yayınlanıyor özellikle yandaş gazetelerde poster gibi.

Eşlerin durumu da aynı…

Azerbaycan’la ortak kimlik kartları çıkarılıyor.

Vizeler kalkıyor, meğer iki ülke arasında karşılıklı vize uygulanıyormuş.

Bir an düşündüm de sanki bunları hatırlıyoruz.

“Dostum kardeşim, biz etle kemik gibiyiz” sözleri, zamanında Suriye ve lideri Esat için de söylenmişti.

Sarmaş dolaş pozlar verilmişti.

Birlikte tatiller yapılmıştı.

Bu dönemde tıpkı şimdi Azerbaycan’da olduğu gibi, Arap ülkelerinde halklar Erdoğan’a sevgi gösterileri yapıyorlardı.

Sonuç çok fena oldu ama.

Umarım bu da böyle olmaz.

Türkiye bu sayede Orta Asya’ya açılır, bütün Türk devletleri bir araya gelir.

Yazarlar

Zavallı yandaş medya; Çin treni nerede?
Can Ataklı