Can Ataklı
31 Aralık 2020

Yılın son gününde hâlâ cevaplanmayan sorular


MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

Yılın son gününde hâlâ cevaplanmayan sorular

Erdoğan iktidarının en temel özelliklerinden biri eleştirilere asla kulak asmaması ve sorulan hiçbir soruya cevap vermemesi.

Eleştirenlerin bir kısmına dünya dar ediliyor, soru soranlar ise kara listeye alınıyor.

Böyle olunca da yıllardır birikmiş pek çok soru cevapsız kaldığı gibi unutulup gidiyordu.

Adalet Partisi Genel Başkanı Vecdet Öz, yılların birikmiş sorularını derlemiş yılın son günlerinde.

“Bakalım bunlara önümüzdeki yıl cevap alabilecek miyiz?” diyor umutsuzca.

Bu soruların bazılarını sizlere de sunuyorum, benim de eklemelerim oldu bu arada…

– Devlet Bahçeli’nin ölçüsüz Tayyip Erdoğan düşmanlığı bir anda nasıl vazgeçilmez Tayyip Bey hayranlığına dönüştü?

– Ergenekon tutuklusu Doğu Perinçek’in kronik Tayyip Erdoğan düşmanlığı bir anda nasıl “Tayyip Bey desteklenmelidir” söylemine dönüştü?

– BOB Eş Başkanı olduğunu söyleyen biri, bir anda nasıl Rus dostu olabildi?

– Açılım ve demokratikleşme süreci, akil adamlar safsatası nasıl oldu da bir anda ortadan kalktı?

– Sınırda teröristlere tören düzenleyen bir zihniyet nasıl oldu da bir anda sınır ötesi terör avı başlattı?

– Sarayın gözde isimlerine 4-5 maaş bağlanırken neden bu kişiler, “Bu maaşları almıyoruz, bağışlıyoruz?” diyorlar. Bu maaşları hangi hayır işlerinde kullandıklarını neden açıklamıyorlar?

– Kozmik Oda baskını ve sırların, dış güçlerin eline geçmesine sebep olan Bülent Arınç ve diğer failler hakkında neden herhangi bir işlem yapılmadı?

– Sondaj gemimizin donanma eşliğinde görev yaptığını söyledikten sonra ne oldu da gemi tekrar Antalya Körfezi’ne çekildi?

– Rusya, İdlib’de 35 kahraman askerimizi şehit etti, neden bir kelimelik tepki bile gösterilemedi?

– Ayakkabı kutularında yakalanan önce inkar edilip sonra kabul edilen paraların akıbeti ve menşei konusu neden hasıraltı edildi?

– Eski Başbakan Tansu Çiller’in vazgeçilmez Tayyip dostluğunun ardında neler yatıyor?

– Süleyman Soylu ve Numan Kurtulmuş’un hakarete varan Tayyip Erdoğan söylemleri, bir anda nasıl hayranlığa dönüştü?

– Melih Gökçek ve Kadir Topbaş’la başlayan belediye operasyonları sonrası, başta her söze bir cevabı olan Melih Gökçek olmak üzere neden hiçbir belediye başkanından ses çıkmadı?

– Alman gazeteci için, “Bu can bu bedende oldukça o kişi dışarı çıkamaz” dedikten sonra ne oldu da o gazeteci bir anda hapisten çıkıp ülkesine dönüverdi.

– Amerikalı papaz için “Bu ülkede hukuk var” dedikten hemen sonra Trump’ın iki telefonu nasıl bir etki yarattı ki, papaz anında serbest bırakıldı?

– Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı görevi sonrası tüm bağlantıları mercek altına alındı ve hakkında ciddi spekülasyonlar yapıldı. Bunlara neden hiç tepki göstermedi? Helikopter baskınına bile neden iki çift laf edemedi?

-İktidarın hukuk dışı her icraatını eleştiren Metin Feyzioğlu nasıl oldu da bir anda çark etti?

– Bölünmüş ve tüm kamuoyu araştırma şirketlerinin yüzde 5’lerde gösterdiği MHP’nin, seçimlerde yüzde 11.13 oy alması nasıl açıklanabilir?

– YSK Başkanı, Seçim Kanunu harici keyfi uygulamalar yaparken bu cesareti ve gücü nereden aldı?

– İsrail’in şeytan, haydut olduğunu söyledikten sonra şimdi ne oldu da iyi ilişkiler kurulmasından yana olduğunu söyleyebiliyor?

– Erdoğan’ın üç kere başvurduğu ve adalet beklediği Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, o günlerde siyasi karar almıyordu da şimdi mi almaya başladı?

Bu sorulara sizler de daha onlarca hatta yüzlerce soru ekleyebilirsiniz.

Önemli olan sormaktır.

Cevabını vermeseler bile.

Çünkü verilmeyen cevapların hesabı bir gün mutlaka görülür.

CANIMI SIKAN ŞEYLER

Dünyada “aşı geldi” diye bu kadar sevindirik olan başka ülke yoktur

Artık iyice şaşırdılar.

Toplumdaki öfkenin giderek büyüdüğünü görüyorlar.

Seçimlerde ağır bir hezimete uğrama korkusu sardı çoğunu.

Bu nedenle iktidarı övme yarışında ipin ucunu da giderek kaçırıyorlar.

Korona bütün dünyayı esir aldı.

Her ülke kendi çapında bu musibetle başa çıkmaya çalışıyor.

Medeni ülkeler kendi halklarını koruma altına aldı.

Bu ülkelerde korona nedeniyle işini kaybeden, geliri azalan hiç kimse mağdur edilmedi, kayıpları devlet tarafından karşılandı.

Yine bu medeni ülkeler, bir yandan kendi tıbbı önlemleri için araştırma geliştirme çalışmaları yaparken, vatandaşlarının ihtiyacı olan aşı ve ilaçları çoktan temin ettiler.

Bizde ise daha ilk günden itibaren her şey yanlış yapıldı.

Korona önlemleri siyasi ve dini nedenlerle delik deşik edildi.

Aşı ve ilaç konusunda dünyanın en geç kalan ülkelerinden biri olduk.

Çin’den bir miktar aşı temini mümkün oldu, o da Uygur Türklerinin iade talebine takıldı.

Saray, Meclis’e verdiği emirle gece yarısı Çin ile karşılıklı suçluların iadesi kararını imzalattı.

Çin, “Uygur Türkleri canımızdır, onları asla yalnız bırakmayız” diyen iktidarı, diz çöktürdükten sonra insafa geldi ve aşıları hükümete satacak olan aracı şirkete teslim etti.

Bu aşılar Çin’e giden THY uçağına yüklendi.

Pilotlara, “Ülkemize aşı getiriyoruz, kutlu olsun mutlu olsun” videosu çektirip dağıttılar.

Uçak Türkiye’de törenle karşılandı, iktidar medyası canlı yayına geçti.

Zavallı sunucular ne söyleyeceklerini bilemedikleri için, “Görüyorsunuz, şu anda bir konteyner indiriliyor, bu ne güzel bir tablo” gibi saçmalıklar yaptılar.

Bütün amaç “Cumhurbaşkanımızın dirayeti ile aşılar ülkemize geldi” demekti.

Çaresizliğe bakar mısınız…

İnanın bu iş sona yaklaşıyor.

ŞAŞIRDIM

Milli Piyango biletleri satılmadı galiba

Özellikle özelleştikten sonra “güven endeksi” iyice düşen Milli Piyango, sanıyorum tarihinde ilk kez yılbaşı şoku yaşıyor.

Onlarca yıldır milyonların büyük umudu olan yılbaşı Milli Piyango biletlerinin bu yıl büyük oranda elde kaldığını sanıyorum.

Çünkü çekilişe sadece bir gün kala, Milli Piyango’nun sahiplerine ait olan yayın organlarında yılbaşı çekilişi ve büyük ikramiye, “haber paketi” şeklinde reklam ediliyor.

Dünkü Hürriyet’in manşetinde “Milli Piyango özel çekilişi: 100 milyon TL” başlığı vardı.

Bu yıl büyük ikramiyenin 100 milyon lira olduğu iki aydır biliniyor.

Son gün hâlâ bilet kuyruğu fotoğrafları eşliğinde özendirici haber yapılması, biletlerin çoğunun elde kaldığının bir göstergesi sanki.

Muhtemelen bu yıl için yapılacak fazla bir şey yok. Buna karşı Milli Piyango’nun yeni sahiplerinin bundan sonrası için oturmaları ve “Biz neden bu kadar güvensiz hale geldik, neden milletin umudu olmaktan çıktık?” diye düşünmeleri ve yeni bir yol çizmeleri gerekir.

BUNU YAZMAK GEREK

Sığınmacı mı yoksa göçmen mi?

Neredeyse 10 yıldır Türkiye’de yaşayan Suriyeliler için kimileri “sığınmacı, mülteci” diyor, kimileri ise “göçmen” sıfatını kullanıyor.

Suriyelilere veya başka ülkelerden gelenlere göçmen demek çok yanlış…

Tabii bu yanlış tanım kullanılınca, bu büyük kitlenin geri dönmesini istemek de “teknik olarak” ırkçı, ayırımcı söylem gibi görünüyor.

Bu nedenle tanımlamaya dikkat etmek gerek.

Mülteci/sığınmacı; yaşadığı ülkedeki olağanüstü bir durum nedeniyle, bu siyasi baskı, doğal afet, iç savaş olabilir, bir başka ülkeye giden ve geçici süre için koruma talep eden insanlardır.

Göçmen ise yaşadığı toprakları tamamen terk edip bir başka ülkede kalıcı olarak yaşamak için hareket eden insanlardır.

Göçmenler, gittikleri ülkede belli bir statü içinde yaşar, bir süre sonra yerleşik hale gelir ve o ülkenin kuralları gereği vatandaşlık haklarından yararlanmaya başlar.

Sığınmacılar, bir gün geri gitmek üzere geçici süre için bir başka ülkede kalırlar, bu süreçte bazı kişiler, bulunulan ülkelerin yasaları gereği “göçmen statüsüne geçmek için” başvurabilirler. Kararı o ülke yöneticileri verir.

Bu açıdan bakınca, Suriye’de suların durulmasından sonra ülkemizde yıllardır yaşayan milyonlarca Suriyelinin artık kendi yuvalarına dönmelerini istemek ırkçılık, ayırımcılık olarak nitelenemez.

Bazı iktidar taraftarlarının, “Almanya, Fransa, İngiltere veya diğer Avrupa ülkeleri; oradaki Türklerin geri dönmesini istiyor mu?” diye sormaları çok yanlıştır.

Çünkü bu ülkelerde yaşayan Türklerin ezici çoğunluğu, buralara göçmen statüsüyle ve ilgili ülkelerin davetiye gitmişlerdi.

Bu nedenle bu ülkelerin Türklere, “Ülkenize dönün” demeleri kendi yasaları gereğince de mümkün değildir.

Türkiye’nin içinde bulunduğu açmaz işte bu noktada başlıyor.

Aslında “sığınmacı” olarak ülkemize gelen milyonlarca kişi “yerleşik” duruma geçtiler.

Bu çok büyük bir tehdit ve tehlikedir.

Kötü bir günde komşunun muhtaç insanlarına kucak açmak, onlara sahip çıkmak başkadır, milyonlarca kişiye göz göre göre kalıcı statü tanımak başka şeydir.

Suriyeli ve başka milletlerden mültecilerin Türkiye’de daha fazla kalmaları ulusal güvenliğimiz için de çok sakıncalıdır.

Yazarlar

Yılın son gününde hâlâ cevaplanmayan sorular
Can Ataklı