Ümit Zileli
2 Eylül 2020

“Yeter! Salgın bize ayrımcılık yaparak önlenemiyor!”


Korona salgını bir kez daha ipini kopartıp kabus haline geliverdi…

Aman da ne güzel normalleşiyoruz” safsatalarıyla, insanlar sokağa salıverildi… Düğündü, askere uğurlamaydı, tatildi, LGS’eydi, üniversite sınavlarıydı derken, on milyonlarca insan adeta “sürü bağışıklığı” mantığıyla bir girdabın içine itildi!

Sonuçta, büyük kentler başta olmak üzere Türkiye genelinde salgın güçlenerek yükselişini sürdürdü. Her gün ilan edilen salgın bilgilerine kimse itibar etmemeye başladı. Sağlık Bakanı sıfatlı muhteremin yaptığı açıklamalar inandırıcılığını yitirdi; Bilim Kurulu üyesi profesörler bile tehlikenin iyice büyüdüğünü itiraf etmeye başladı. Türk Tabipler Birliği, bağımsız bilim insanları sağlık bakanının açıklamaları için “10 ile çarpın!” açıklamaları yaptı. Kent hastanelerinde yer kalmadığına, virüsü kapmış olanların bile sırada beklediğine dair haberler ortalığa yayıldı…

Böyle olunca da, yeniden yasakların, kısıtlamaların önü açılmış oldu!

Açıldı da ne oldu? Açın gazetelerin sayfalarını, namuslu yayın yapan televizyonları, yasakların nasıl “adamına göre muamele” şeklinde akıl almaz bir ayrımcılıkla yapıldığını göreceksiniz!

AKP’li Cumhurbaşkanı’nın mitingi, neredeyse kucak kucağa insanların “virüsü davet” şenliğine dönmüşken, sünnet düğününde yasak olmasına rağmen konvoy organize edip şehir turuna çıkan magandaların silahlarını ateşlemesiyle balkonda oturan 5 yaşındaki çocukcağız yaralanırken, sayın iktidar kimlerle uğraşıyor dersiniz?

65 yaş üstü yurttaşlarla 18 yaş altı gençler ve çocuklarla!..

65 yaş üstü manifestosu!

Salgının yaş almış insanlarımızın boğazını sıktığı günlerde kuruldu “65 Yaş Üstü Sosyal Medya Grubu” ve kısa sürede 30 bin üyeye ulaştı…

İşte bu grup, kısa bir süre önce bir manifesto yayınladı. Bilinçli, dokunaklı, baş eğmeyi reddeden bir manifesto… Bu yazının başlığında yer alan “Yeter!” sözcüğü ile başlayan bu manifestoyu yerim elverdiğince paylaşmak istedim; sayıları en az 7 milyon 500 bin olan yaş almış yurttaşlarımızdan biraz olsun “özür dilemek!”, acılarına, hüzünlerine, öfkelerine ortak olmak adına! Bakın, nasıl sesleniyorlar kendilerini ölüme yatıranlara:

“Ne kadar süreceği kestirilemeyen salgına karşı sürdürülebilir, herkese eşit, bilimsel ve akılcı tedbirler istiyoruz. Hemen şimdi!

‘Normalleşme’ dediniz, salgın yeniden ve tehlikeli bir boyutta yaygınlaşıyor. 65 yaş üstü yurttaşlar hâlâ çağdışı, ne işe yaradığı belirsiz yasaklar, polis ve ceza tehdidi altında yaşıyor. ‘Tedbir’ dediğiniz bu ayrımcı uygulamalar, toplumu yaşlılar ve gençler olarak ikiye böldü., yaşlılara nefreti derinleştirdi, 7.5 milyon insanın eşit vatandaş olarak yaşama hakkını ve insan haklarını çiğnedi!

Virüsün bulaşma nedeninin yaş almış insanlar olduğu algısını yarattı, bizi yaşamdan soyutladı ve tarifi imkansız bir şekilde rencide etti…

Bu kararları alanlara (ki, kendileri de çoğunlukla yaş almış kişiler) ve ülkede demokrasi mücadelesi verdiğini iddia edenler dahil, bu kararlar karşısında susanlara soruyoruz: aylarca en mahrem ihtiyaçlarınızı karşılamak için bile kolluk kuvvetlerine muhtaç bırakılmak; pazardan sebze-meyvenizi, fırından ekmeğinizi almanızın yasaklanması nasıl bir şey biliyor musunuz?

Hapsedildiğiniz daracık evde yürüyememekten kaslarınızın erimesini seyrettiniz mi, kalp krizi, felç ve daha birçok hastalık tehdidi altında bitmeyen günleri saydınız mı? Kapısında ’65 yaş üstü giremez’ tabelası yazan dükkanların önünde kalmak, çay bahçelerine sokulmamak, sabah ve akşam serinliğinde bir yürüyüş yapamamak, yemek yediği restoranda saatiniz geçti diye polis zoruyla kaldırılmak, binmek istediği taşıttan zorla indirilmek, saati ve kolluk güçlerini kollayarak yaşamak; üstelik bütün bunları salgın bulaşmasın endişesinin yanı sıra yaşamak reva mıdır? Reva mıdır, nasıl yaşayacağımızı valilerin keyfiyetine bırakmak, hangi şehirde hangi yasağa tabi olduğumuzu bile kestirememek, herkese tatil kredileri dağıtılırken atacağımız her adımda izne tabi olmak?..

“Yaşarken ölü muamelesine hayır!”

“Evet, salgında en çok biz ölüyoruz, başka hastalıklarda da en çok biz ölüyoruz. Çünkü yoksulluk gibi, hastalık gibi, yaşlanmak da bağışıklık sistemini zayıflatır. Hem bu salgında hem de başka hastalıklarda yaş almış kişilerin gençlere göre daha fazla ölmesi doğaldır, herkes bunu bilir. Ama yaşarken ölü muamelesi görmek istemiyoruz! Medeni haklarımızı kullanma yetisine sahip değilmişiz gibi vesayet altında tutulmaya hayır diyoruz. Bu ‘dostlar alışverişte görsün’ politikasından vazgeçin. SALGINA KARŞI ETKİN ÖNLEM ALIN!

Bulaşmanın tüm dünyada yüzde 80 oranında evlerde, kapalı ve kalabalık ortamlarda olduğunu artık herkes biliyor. Buna yönelik tedbirler alın. İşyerlerinde, sokaklarda maske, hijyen ve mesafe kurallarını daha sıkı denetleyin, işe gidiş ve dönüşlerde taşıtlardaki yoğunluğu önleyin…

Biz, 65 yaş üstü yurttaşlar, sizin ‘saygıdeğer ve korunmaya muhtaç büyükleriniz’ değil, ülkenin eşit, reşit ve tecrübeli yurttaşlarıyız! Ayrımcılık bizi korumadı, koruyamaz! Bizi korumak isteyenlere önerilerimiz şunlardır: En düşük emeklilik maaşını derhal asgari ücret düzeyine çıkarın… Sağlık hizmetlerini ulaşılabilir ve parasız yapın. Önleyici sağlık hizmetlerini mahallemize taşıyın… Huzurevleri kapalı hapishanelere döndü. Akılalmaz yasakları kaldırın… Yaş almış insanların üretkenliğini köreltmeyin, destekleyin.

Unutmayın, bu yasakçı zihniyetin failleri yarın aynı zihniyetin kurbanı olacak!”

Tüm yaş almış yurttaşlarımıza saygı ve sevgi ile…

Yazarlar

“Yeter! Salgın bize ayrımcılık yaparak önlenemiyor!”
Ümit Zileli