Can Ataklı
15 Eylül 2021

Vatandaş bunu bile ödeyemiyorsa…


ANALİZ

Vatandaş bunu bile ödeyemiyorsa…

Kimi iş insanlarına sorarsanız ekonomi tıkırında.

Tabii “tıkırında” olan ekonomi değil kendi işleri.

Çünkü ekonominin en kötü olduğu dönemde bile birileri mutlaka herkesten fazla kazanıyordur ve onlar tüm şikayetlere rağmen mutludur, keyiflidir.

Para ve altın işi yapanlar, ihracatçılar, bankacılar, gıda sektöründe olanlar için şu yaşadığımız dönem cennet gibi gelir.

Ama işin en kötü tarafı, ekonomin böyle kötü olduğu dönemlerde ortaya konan “sanal gerçekler” öyle göz boyar, öyle aldatıcı olur ki, aslında çarklar arasında ezilip yok olma noktasına gelenlerin bile bir bölümü kendi mutlu hissetmeye çabalar.

Etrafınıza bakın, yollar, yüksek binalar, lüks yaşam alanları, dolu lokanta ve kafeler, pırıl pırıl araçlarla adeta duran trafik herkesin aklını çeler.

Son zamanlarda “Hani ekonomi kötü deniyordu, ekonomi kötüyse bunlar ne?” diye soran pek çok kişiye rastlıyorum.

Sanal gerçeklik herkesin gözünü kör ediyor demek ki.

Oysa hayatın gerçeği bu değil.

Bakın küçük bir örnek vermek istiyorum bugün.

Vatandaş ödeme sıkıntısına düştüğü için iktidar vergi, sigorta, cezalar ve faizleri konusunda “yapılandırma” operasyonları hazırlıyor.

Ödenmemiş kimi borçlar daha uzun vadelere yayılıyor ve bunların ödenmesi için vatandaşa borçlanma olanakları da sunuluyor.

Korona başlayıp da özellikle dar gelirliler, küçük esnaf çok sıkıntıya düşünce iktidar kamu bankalarını harekete geçirerek çok düşük faizli ve uzun vadeli tüketici kredisi dağıtmıştı.

Ziraat Bankası, Vakıfbank ve Halkbank vermişti bu kredileri .

3 bin, 5 bin, 7 bin 500 ve en fazla 10 bin lira tutarındaki bu kredilerin faizi aylık 0.49 ve vadesi de 36 aydı.

Üstelik ilk 6 ayı da ödemesiz verilmişti bu krediler.

Kredilerden aylık geliri 5 bin liranın altında olanlar yararlanabilmişti.

Şimdi anlaşıldığı kadarıyla bu kredilerin geri ödenmesinde çok ciddi sıkıntı çıkıyor.

Beş bin liralık krediyi bile 36 ayda ödeme gücü bulamayan vatandaşa destek olmak için yeni bir yapılandırma kararı alınmış.

Buna göre temel ihtiyaç destek kredisini yapılandırmak isteyenler 18 ile 36 ay arasında vade uzatımı yapabiliyor. Vade uzatımı ile taksitler daha da düşerken faiz oranı ise yüzde 1.42 olarak düzenlenmiş.

İşte Türkiye’nin gerçek ekonomisi bu.

Milyonlarca insan borçla ayakta durmaya çalışıyor ve bunu bile üstelik çok cazip planlar sunulsa da ödemekte zorlanıyor.

Bunun yanı sıra ekonominin hiç de iyi olmadığını bizzat AKP genel bakanı da itiraf ediyor sıklıkla son günlerde.

Örneğin “Enflasyonun denetim altına alınacağını” söyledi.

Demek ki artık enflasyonun çok yükseldiğini kabul ediyor.

Yine “Ekonomide toparlanma başladı en kısa sürede düzelecek” dedi.

Oysa ne zamandır ekonominin çok iyi olduğunu pandeminin bile teğet geçtiğini söylüyorlardı.

Gerçeklerin çok kötü bir huyu vardır, mutlaka ortaya çıkarlar.

BUNU YAZMAK GEREK

200 Lira 100 dolara karşı basılmıştı

Erdoğan iktidarının ekonomide yaptığı en iyi iş bana göre liradan 6 sıfır atılmasıydı.

Her şeyi milyarla konuşmak gerçekten çok kötü bir duyguydu.

6 sıfır 31 Ocak 2004 tarihinde paramızdan atılmıştı.

Aradan 17 yıl geçmesine rağmen hâlâ eski birimlerden konuşanlara rastlıyorum, ne garip..

Tabii bazen Erdoğan da işine gelince eski para biriminde konuşuyor.

Örneğin bir ile yatırım mı yapılmış, aslında 5 milyonluk bir işi “Size 5 trilyon liralık yatırım getirdik” diye pazarlıyordu.

Vatandaş o an paranın gerçek değerini hesaplayamıyor ve alkışlıyor.

SÖZCÜ gazetesinin manşetinde dün çok güzel bir haber vardı.

2009 yılında ilk kez basılan 200 lira ile o gün 123 dolar alınabildiğini ancak aynı para ile bugün sadece 23 dolar alınabildiğini yazmışlardı.

İşte ekonominin iyi olup olmadığını ya da AKP iktidarının ekonomiyi iyi yönetmediğinin en güzel göstergesi budur.

Peki 2009’da neden 200 lira basılmasına gerek duyulmuştu.

Amerikan Doları’nın tedavülde olan en büyük parası 100 dolardır.

2009’da tedavüldeki en büyük paramızın üzerinde 100 lira yazıyordu.

İşte o günün ekonomi kurmayları “Amerika’nın yüz dolarını karşılayan bir para basalım” dediler.

200 lira basıldığında bu tek banknotla 123 dolar alabiliyorduk.

O günkü dolar fiyatı 1.62 TL idi.

Peki bugün?

Sadece 23 dolar alıyoruz.

Yani “En büyük Amerikan parasına karşı basılan” 200 liramızın karşılığından tam 100 dolar uçtu gitti.

AKP iktidarı eseri ile övünebilir.

MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

O gazeteci hangi kurala uymadı?

İlginç bir medya tartışması var.

Konu aslında hep anlattığım bir durumla ilgili.

İktidar önceden hazırlayıp vermediği hiçbir soruya cevap vermiyor.

Saray yönetimi gazetecileri kendi propaganda araçları olarak görüyor.

Muhalif olanları ise gazeteciden saymadığı gibi hiçbir yere de sokmuyor.

Tele, HalkTV, KRT, SÖZCÜ, KORKUSUZ, Birgün, Yeniçağ muhabirleri AKP’nin faaliyetlerini izleyemiyor, gezilerine katılamıyor, törenlerine sokulmuyor.

Bunlara geçen hafta FoxTV muhabiri de eklendi.

Parti sözcüsü Ömer Çelik bu kanalın muhabiri Barış Kaya’yı düzenlediği basın toplantısına almadı.

Tabii herkes bunun nedenini merak etti.

Ben elbette merak etmedim çünkü neden olduğunu bilmemek mümkün değil.

FoxTV muhabirleri AKP’lilere “önceden hazırlanmamış ve dağıtılmamış” sorulardan sormaya kalkıyor.

Bu da AKP’yi şiddetle rahatsız ediyor.

AKP  Sözcüsü Ömer Çelik yaptığının açığa çıkması üzerine bir savunma açıklaması yapmış.

Konunun kişiselleştirildiğini ileri süren Çelik “Bazılarının takıntılı bir şekilde ağır ifadeleri olsa da biz bunu kişiselleştirmemeye çalışıyoruz. Buradaki yalanlardan bir tanesi burayı düzenli izleyen biri değildir. 3-4 ayda bir buraya gelen biridir. Buraya her girdiğinde de toplantıya alınmaması ya da soru sorulmaması gibi durum söz konusu değildir. Buradaki sorun kuralların uyulmamasıdır. Bu muhabir arkadaş uyarıldığında sorun çıkmıştır” demiş.

Ne enteresan.

FoxTV muhabiri meğer kurallara uymuyormuş.

Kendisi uyarılmış.

Ama yine kurallara uymamaya devam etmiş.

Çok merak ediyorum, AKP’nin gazetecilere koyduğu kurallar nedir acaba?

Ömer Çelik’in koyduğu kural sanıyorum şu cümle içinde gizli; “O bizim aldığımız kararı da eleştirebileceksiniz ama kamuoyuna doğru bilgi vereceksiniz. Rahatlıkla arayıp burayı sorabilirsiniz. Diğer muhabir arkadaşla hiçbir problem yaşanmamıştı.”

Çok güzel demek ki gazeteci eleştirebilirmiş.

Ama doğru bilgi verecekmiş.

Barış Kaya hangi konuda yanlış bilgi vermiş peki?

Aslında yanlış bilgi verdiği yok.

Sadece AKP’nin alışmadığı biçimde soru sormaya kalkmış.

Ömer Çelik daha önce gazetecilere “Ruhsar Pekçan’ı sormayacaksınız” talimatı vermiş, tabii ki herkes uymuş.

Ama Kaya “kurala” uymamış ve sormuş.

Son toplantıda ise yine gazetecilere “Erdoğan Bayraktar konusu sorulmayacak” talimatı vermiş.

Barış Kaya’nın bu soruyu soracağı tahmin edilmiş.

İçeri alınmaması bu yüzden.

Tel tel dökülüyorlar artık, ne diyeceklerini iyice şaşırıyorlar.

Şimdi baş aşağı gidiyorlar ya panik halinde böyle saçma sapan açıklamalar yapıyorlar.

Bİ SORALIM BAKALIM

Paşam gerçekten o sözleri siz mi söylediniz?

Sık sık söylüyorum “Erdoğan’ın bakanları arasında bakan saydığım tek kişi Hulusi Akar’dır, onu dikkatle izliyorum hatta biraz korkarım bile” diyorum.

Bakanlar arasında bir tek Akar’ın biraz daha bağımsız çalışma olanağı var.

Sarayın medyadaki amiral gemisi Hürriyet geçen hafta iki gün üst üste Hulusi Akar’ı parlattı.

Çok önemli sözler söyledi Akar.

Ama bunlardan bazıları beni çok şaşırttı.

Örneğin Akar PYD konusunda bakın ne demiş;

“Ortadoğu’da Amerika’nın güvenebileceği tek ülke Türkiye’dir. Bu (YPG konusu) ABD ile ilişkilerde birincil konumuzdur. YPG’nin terör örgütü olarak adını koyması lazım. ‘YPG ile taktik nedenlerle bir ittifak kurmak zorundaydık’ derseniz, bunu olumlu karşılamasak bile anlayabiliriz. Ama YPG’nin PKK olmadığını söylerseniz, ‘Hayır, bu PKK değil’ derseniz, bu bizim aklımıza hakaret etmek olur. ‘Bunu yapmayın’ diyoruz. Sonuç olarak ABD’nin TIR’lar dolusu yardım gönderdiği YPG ile ilişkisini kesmesi gerekiyor.”

Paşam ne diyorsunuz böyle?

Yani Amerika terör örgütüyle zorunlu ilişki kurarsa bunu anlıyorsunuz da “Bu PKK değil” derse mi öfkeleniyorsunuz.

Amerika “PKK terör örgütüdür” derse YPG’ye şu ana kadar yapılmış destekler meşru mu olacak?

İkinci konu S-400’lerle ilgili.

Akar bu konuyu görüşmelerle çözebileceklerini belirtmiş.

Sahi Akar, şu görüşmede ne konuşulur onu da söylese ya.

Malum Amerika “alma” diyor, iktidar “aldık” diyor, konuşurken ne denilecek ben de çok merak ediyorum herkes gibi.

Gerçi Akar daha önce “Girit modeli” önermişti.

Girit modeli biliyorsunuz füzeleri toprağın altına gömme modeli.

2.5 milyarı toprağa gömdük aslında da hesabını soramıyoruz.

YENİ ÖĞRENDİM

Savcı 6 yıl sonra dört eski bakan için yapılan suç duyurularını reddetti

Bazen okurlar “Başta Halkın Kurtuluş Partisi olmak üzere iktidar ve etrafı ile ilgili yapılan suç duyurularını yazıyorsunuz, peki bunlardan sonuç alınıyor mu?” diye soruyor.

Şu ana kadar cevap geleni pek duymadım.

Ama bildiğim şu, savcılar bazen yıldırım hızıyla davranıyor. Özellikle muhalif olanlar için yapılan suç duyuruları, yapan kim olursa olsun anında işleme konuyor ve harekete geçiliyor. (Kendimden de biliyorum.)

Ama bir de iktidar aleyhine olan suç duyuruları var.

İşte onların akıbeti meçhul.

İşte bunlardan biri ile ilgili iki suç duyurusundan birine 6 yıl bir diğerine de 7 yıl sonra cevap gelmiş.

Gelen cevap da “Ret, takipsizlik” olmuş.

Konu 17/25 Aralık büyük yolsuzluk skandalı.

Halkın Kurtuluş Partisi 2014 ve 2015 yılların bu büyük skandalda adı geçen 4 bakan ile ilgili da suç duyurusunda bulunup Meclis’e fezleke yazılmasını talep etmiş.

Karar ancak şimdi gelmiş.

Şaka gibi değil mi?

Yazarlar

Vatandaş bunu bile ödeyemiyorsa…
Can Ataklı