Can Ataklı
28 Ağustos 2020

Uzaktan eğitim için küçük tüyolar


DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER

Uzaktan eğitim için küçük tüyolar

Korona nedeniyle hayatımız altüst oldu.

Milyonlarca kişi mağdur durumda, ya işini yapamıyor, ya hayatını yaşayamıyor ve en önemlisi para kazanamıyor.

Korona nedeniyle eğitim de ağır bir darbe aldı elbette.

Aslına bakarsanız martta uygulanmaya başlayan uzaktan eğitimin ne olduğu pek anlaşılamadı.

Bu çocuklar için oyun gibiydi, anne babalar ise açıkçası tam olarak ne yapacaklarını bilemiyordu.

Doğal olarak pek çok kişi “Ne yapalım ikinci dönem böyle geçecek, yeni döneme hazırlanalım” düşüncesindeydi.

Oysa beklendiği gibi olmadı. Okulların açılma dönemi geldi çattı ama sorun devam ediyor.

Öğrenim bir süre daha uzaktan devam edecek.

Gerçi elbette okul yöneticileri, öğretmenler, veliler ve öğrenciler geçen süre içinde hayli deneyim kazandılar.

Pazartesi günü okullar “sanal ortamda” açılıyor.

Birkaç gün önce Edim Ders Evi’nin sahibi Emine Çaşkurlu’nun uzaktan eğitim konusundaki bir yazısını gördüm.

Çaşkurlu uzaktan eğitimin bazı aksayan veya olumsuz yönlerinin yanısıra pek çok olumlu tarafının bulunduğunu ve iyi değerlendirilmesi halinde öğrencilerin bundan çok yararlanabileceğini söylüyor.

20 yıllık eğitimci “Öğrencinin beden yorgunluğuna karşı uyku saatlerini ideal saate ayarlayabilmesinden tutun, sağlıklı beslenmeden spora zaman ayırabilmeye kadar hayatını kontrol edebilecek” dedikten sonra bazı sorular sıralamış.

– Tüm öğrenciler online dersten aynı verimi alabilecek mi?

– Evlerde günlük yaşam ve ders çalışma disiplini sağlanabilecek mi?

– Online sınav uygulamaları ile yapmaya çalıştığımız sınava alıştırma pratiği kazandırılabilecek mi?

– Yanı başında olamadığımız öğrencilerin ödev kontrolleri ve çözemedikleri sorular üzerinden – hatırlatmalar yapmak için uyguladığımız etütler sağlıklı olabilecek mi?

– Öğrencisinin kalem tutan elini, soru soran gözünü göremeyen öğretmen motive olabilecek mi?

– Mentor öğretmenlerimiz, kitap kontrollerini nasıl yapacak, haftalık ders çalışma programını nasıl takip edecek, sınav sonuçlarına göre belirlediği eksik konuların tekrarını nasıl yaptıracak?

Emine Çaşkurlu, bu soruları dile getirdikten sonra yaşanan kısa süreli tecrübe sonucu kazançları sıralıyor ve gözlemlerini aktarıyor;

– Online dersler birebir ve en fazla 6 kişilik sınıflarda verimli oluyor.

– Öğrencinize ne kadar güvenirseniz güvenin, onu ne kadar iyi tanıyor olursanız olun mutlaka ekran ve mikrofon açık ders yapılmalı.

– Online derste en çok başarı sağlanan alanlar biyoloji, geometri, coğrafya dersleri…

– Matematik, Türkçe, fizik, kimya derslerinin online olması halinde, ders saati sayısının artırılması ve derslerin mutlaka interaktif geçmesinin sağlanması gerekir.

– Tarih, felsefe, Türkçe paragraf ve edebiyat derslerinin yüz yüze olmasını mümkün kılmaya çalışmak çok daha iyi olur.

– Deneme sınavları mümkünse kurumlarda yapılmalı ama bu sağlanamıyorsa kitapçıkların öğrencilerin önlerinde olması ve sınav süresince ekranları açık sınav olmaları çok önemli.

– Online yapılacak derslerin ders notlarının önceden öğrencilere ulaştırılmış olması gerekir.

– Öğrencinin ev disiplini ve çalışma disiplini bakımından planlanması ve kontrolü mutlaka günü gününe ve ekran açık yapılmalı.

– Olabiliyorsa her öğrenci ile en az 15 günde 1 yüz yüze görüşülmeli.

– Her ay veli ve öğrenci ile online durum değerlendirmesi yapılmalı.

BUNU YAZMAM GEREK

Özel okul velileri hem telaşlı hem endişeli

Pazartesi günü başlayacak olan orta ve lise eğitiminde pek çok sorun da getirecek yanında.

Bu sorunlar eğitimle ilgili değil, daha ziyade okul veli ilişkileri üzerine.

Özellikle çocukları özel okullarda okuyan veliler adeta ne yapacaklarını bilmiyorlar.

İlk sorun okul ücretlerinde ortaya çıkıyor.

Çünkü pek çok veli eğer yüzyüze eğitim yapılmayacaksa yüksek ücret ödemek istemiyor.

Okul yönetimleri ise ister uzaktan ister yüz yüze eğitim olsun, normal okul koşullarının devam ettiğini, başta çalışanların ücretleri olmak üzere pek çok masrafın aynen devam ettiğini savunuyor.

Bazı okullarda ders saat ve sürelerinin sorun yarattığını öğrendim.

Çünkü özel okullar sanal ortamda “tam gün eğitim” programı yapmak istiyor.

Yani çocuklar sanki okula gidiyormuş gibi derslere sabah saat 08.30’da başlayıp 16.00’da bitirecekler.

Özellikle çalışan veliler ise bu duruma isyan ediyor.

Çocuğu gün boyu ekran karşısında tutmanın yanlış olduğunu savunanların yanısıra “gün boyu bizde ekranın karşısında olmak zorunda kalacağız” diyen veliler var.

Sonuçta böyle bir durumda elbette herkesin özel durumuna göre bir eğitim sistemi kurulması mümkün değil.

SORDUM ÖĞRENDİM

Yenilik Partisi Başkanı “Sessiz ve derinden geliyoruz” diyor

Değerli dostum Kemal Abdullahoğlu ile ayda hiç olmazsa bir kere bir araya gelir, bir kahve içimi ya da yemek sırasında da Türkiye üzerine sohbetler ederiz.

10 gün kadar önce yine aradı ve “Bir sürprizim var” dedikten sonra ekledi Siyasete Yenilik Partisi’nde devam ediyorum, şu anda başkanın danışmanı ve parti sözcüsüyüm.”

Ben de hayırlı olsun dileklerimi ilettim.

Kemal Bey “İlk buluşmamıza genel başkanımızı da davet etmek istiyorum” deyince “Çok iyi olur, zaten Öztürk Yılmaz beyle ben de sohbet etmek isterim” dedim.

GENÇLER ÖNE ÇIKACAK: Öztürk Yılmaz “Bizde gençler, isimsiz ama nitelikli insanlar daha önde olacak. Kadın sayısı en az yarı yarıya tutmak istiyoruz. Ama inanın bunlar lafta kalmayacak, hayata geçirecek ve bunların yapılabileceğini kanıtlayacağız” diyor.

Şişli’de buluştuk.

Hesapta sınırlı süremiz vardı ama sohbet hayli uzadı.

Sohbetimize daha sonra partinin “Toplumsal eşitlikten sorumlu genel başkan yardımcısı” görevine getirilen mimar Ayşe Ünlü ile danışman Dilber Tanrıverdi de katıldı

Öztürk Yılmaz açıksözlü bir siyasetçi.

CHP’den ayrılmış olmasının “oyları bölen” biri olacağı anlamı taşımadığını söyleyerek “Mücadelemi  parti içinde yaptım, çok önemli konularda genel başkanı ve diğer yöneticileri uyarma görevimi yerine getirdim, ancak ne kadar çaba harcarsam harcayayım olumlu sonuç almanın güç olduğunu gördüm” diyor.

Tabii ben herkesin merak ettiği “Şansınız ne, kimden ve neden oy almayı umuyorsunuz?” diye sordum.

Öztürk Yılmaz “Türkiye’den yana olan, yüreği Türkiye sevgisi ile dolu olan Atatürk’e, Cumhuriyet’e bağlı  herkesten oy alacağız” diye girdi söze.

Sonra ekledi “Muhalefet etkili siyaset yapamıyor, yeterli değil, üstelik iktidarın baskısı ile çok çekingen davranıyor, siyaset bunu kaldırmaz, biz bu eksiği dolduracağız.”

Yılmaz’ı “Bunlar elbette güzel sözler de, ben şu ana kadar partinizle ilgili kamuoyundan gelen hiçbir tepkiye rastlamadım” diyerek zorladım.

Buna gülerek cevap veren Öztürk Yılmaz “Şu anda medyatik anlamda bir tepki göremeyebilirsiniz, ancak biz çok tanınmış nitelikleri yüksek insanlarla çok ciddi bir ekip kuruyoruz, sessiz ve derinden gidiyoruz şimdilik, ancak seçim ortamında Türkiye’nin alternatifi olarak ortaya çıkacağımızı çok iyi biliyoruz” dedi.

Hayli uzun sohbetimizin tüm ayrıntılarını yazmak elbette mümkün değil.

Birkaç gün sonra Yenilik Partisi’nin “A Takımı” açıklandı.

Merakla baktım.

Anıl Çeçen gibi saygın bir akademisyen genel başkan yardımcısı. Sabah’ta uzun yıllar birlikte alıştığım Emre Aygen var. Dostum Kemal Abdullahoğlu resmen parti sözcüsü olmuş. A Takımı’ndaki bir çok ismi belki şahsen tanımıyorum ama özgeçmişlerine bakınca etkilenmemek mümkün değil.

Bakalım Öztürk Yılmaz ve arkadaşları dost sohbetlerinde oldukları kadar aktif biçimde siyasete damga vurabilecekler mi?

ŞAŞIRDIM

O heykel ucubeyse bu ne oluyor?

Herhalde hâlâ herkesin hafızasında duruyordur.

2006 yılında Kars’a giden Erdoğan heykeltraş Mehmet Aksoy’un yaptığı geçmişten bugüne dostluğu simgeleyen anıtı “ucube” olarak nitelendirmişti.

Aksoy’un İnsanlık Anıtı adını verdiği 24.5 metre yüksekliğinde yüz yüze bakan iki insan heykeli Erdoğan’ın sözlerinin hemen arkasından AKP’li belediye tarafından yıkılmıştı.

Aksoy daha sonra Anayasa Mahkemesi kararı ile tazminat almaya hak kazanmıştı ama olan olmuş bir sanat eseri bizzat başbakanın öfkesiyle ortadan kaldırılmıştı.

Ekranlarda 26 Ağustos Malazgirt Zaferi törenlerini izlerken gözüm bir anıta takıldı.

Meğer o anıt 1992 yılından beri orada duruyormuş.

Türklerin Anadolu’ya girişini sembolize eden anıtın çizimin Kültür bakanlığının açtığı yarışmayı kazanan  mimar Mustafa Aslaner yapmış.

52 metrelik anıt Erdoğan’ın “ucube” diyerek yıktırdığı heykele çok benziyor.

Ancak nedense gerçek bir sanat eserine “ucube” diyen Erdoğan bu anıta gitmekte bir mahsur görmediği gibi “ucube” de demiyor.

Mehmet Aksoy’un heykelinin yıkılma nedeni olarak, hemen arkada bulunan bir caminin görünmediği, Erdoğan camiyi ortaya çıkarmak için heykeli yıktırdığı ileri sürülmüştü.

Malazgirt anıtına bakınca sanki bu iddia gerçekten doğruymuş gibi geliyor bana.

Yazarlar

Uzaktan eğitim için küçük tüyolar
Can Ataklı