Can Ataklı
13 Eylül 2020

Ülkelerini sarsan iki genç kız


HOŞUMA GİDEN ŞEYLER

Ülkelerini sarsan iki genç kız

Birinin adı Alaa Salah.

Sudan’da yaşıyor.

Henüz 24 yaşında.

Diğeri ise İran’da yaşıyordu.

Onun da adı Meryem Şeriatmedari.

Henüz 20’li yaşlarında ve şu anda Türkiye’de, AKP iktidarının insafını bekliyor.

Her iki genç kız da ülkelerindeki baskı, zulüm ve şiddete karşı bayrak açtı.

Alaa Salah, Sudan’ın canına okuyan dinci diktatör el-Beşir’e karşı direnişin simgesi oldu.

Kadınların direnişi sonunda bu kanlı diktatör devrildi, ülkede barış ve demokrasi havası esmeye başladı.

Alaa Salah’ın mücadelesi iki yıldır sürüyordu.

Kanlı diktatöre karşı korkusuzca meydanlara çıkan ve “beyazlı kadın/bayan özgürlük” olarak da ünlenen Alaa Salah, kanlı diktatöre karşı düzenlenen bir dizi protestonun bayraktarlığını yaptı.

Bu protestolar sonucu diktatör el-Beşir, 2019 yılının şubat ayında ülke çapında olağanüstü hal ilan etti.

Ancak buna rağmen protestolar durmadı.

7-8 Nisan 2019’da, Sudan en büyük halk hareketine sahne oldu.

Bu gösteriler sırasında artık el-Beşir’in askerleri de protestocuların yanında yer almaya başlamıştı.

İki günlük gösteriler sonunda, Sudan ordusu ülkede daha fazla kan dökülmesini önlemek için son yılların en vahşi diktatörünü görevden aldı ülkede bir geçiş hükümeti kuruldu.

El-Beşir’in hapse atılmasından sonra bu kez dinci teröristlerin en rahat yuvalandıkları ve eylem yapabildikleri Sudan’ın temizlenmesi aşamasına gelindi.

Özellikle kadınların, “İslam dini alet edilerek kadınlara karşı yapılan cinsiyet ayrımcılığına” karşı çıkan eylemleri sonucu Sudan’ın yeni yönetimi, rejimin bundan böyle laik olacağını açıkladı.

Böylelikle dünyada Afganistan gibi, kadınların en çok ezildiği ülkelerin başında gelen Sudan’da kadınlar özgürlüklerine kavuştular.

Bu büyük mücadelede en ön saflarda olan Alaa Salah da şu anda Sudan’ın dünyadaki sembollerinden biri haline geldi.

Diğer genç kız Meryem Şeriatmedari ise yine İslamiyet’i kullanarak kadınların özgürlüğünü kabullenmeyen İran’da yaptığı eylemlerle öne çıktı.

Meryem Şeriatmedari, Tahran’daki İnkilap Caddesi’nden adını alan “İnkilap Caddesi Kızları” hareketinin savunucusu bir üniversiteli.

Dinci yönetimin; kadınları zorla başlarını örtmeye zorlamasına karşı, bir duvarın üzerine çıkarak başındaki türbanı atmıştı.

Bunun üzerine önce tutuklandı, sonra tutuksuz yargılandı ve hapse mahkum edildi.

Meryem Şeriatmedari, hapse girmemek için Türkiye sınırından gizlice kaçarak Denizli’ye geldi.

Geçen hafta Denizli polisi, Meryem Şeriatmedari’yi yakaladı ve İran’ın talebi üzerine genç kızın iade işlemlerine başlandı.

Sosyal medyada açılan kampanya sonunda genç kız serbest bırakıldı.

Şeriatmedari, serbest kalmış olsa da iade edilip edilmeyeceği kesin değil.

Sonuçta AKP iktidarı, İran’ın talebini mi yerine getirecek yoksa ülkesindeki baskıya karşı özgürlük bayrağı açan bir genç kızın iltica talebini mi kabul edecek, göreceğiz.

YENİ ÖĞRENDİM

Fransa’da lise bitirme sınavlarında öğrencilere bu sorular soruluyor

Yaz başında Fransa’da Baccalauréat denilen “lise bitirme” sınavları yapıldı.

Annem ve babam, lise dönemlerindeki mezuniyetlerini anlatırken, “Bakalorya  imtihanı” derlerdi.

Zaten Fransızca kelimenin okunuşu da böyle.

Aslında bizde de yıllar önce lise bitirme sınavları yapılırdı.

Benim neslim, ucundan kurtulmuştu bu sınavlardan.

Ortaokul bitirme sınavlarına girmiştim ama lisede bu kalkmıştı.

Sistemin özü şuydu;

Önce bütün derslerden geçer not alacaksın ve bitirme sınavlarına girme hakkı kazanacaksın.

Sonra bütün derslerden tekrar sınava gireceksin ve hepsinden geçer not alırsan okulu bitirecek, diploma alacaksın.

Şimdiki sistemde ise neredeyse “okula başla bitirtmesi bizden” yöntemi uygulanıyor sanki.

Oysa batıda lise bitirmek hâlâ kolay değil ve öğrenciler Bakalorya’dan geçmek zorunda.

Korona ortamında Fransa’da yapılan ve 743.594 lise öğrencisinin girdiği sınavın soruları geldi.

Bizde de bunlar gibi sorular “sorulsun” ya da “sorulursa sonuç ne olur” türü bir gevezelik yapmak istemiyorum.

Sadece Fransa’daki “lise öğrencisi düzeyini” görmeniz açısından soruları yayımlıyorum.

İşte öğrencilerin cevap vermesi gereken test dışı “klasik” ve “ucu açık” sorular:

EDEBİYAT

1. Konu: Zamandan kaçmak mümkün müdür?

2. Konu: Bir sanat eseri nasıl iyi biçimde açıklanır?

3. Konu: Hegel’den alıntılanan metni (doğa kanunları ile beşerî -hukuktan doğan-kanunların arasındaki farka dair) açıklayınız.

EKONOMİK VE TOPLUMSAL

1 Konu: Ahlak, en iyi siyaset midir?

2. Konu: Emek, insanları ayrıştırır mı?

3. Konu: Leibniz’ten alıntılanan metni (özgürlük, daha doğrusu özgür irade üzerine) açıklayınız.

TEKNOLOJİK

1. Konu: Yalnızca değiştirilebilir olan şeyin mi değeri vardır?

2. Konu: Kanunlar bizi mutlu edebilir mi?

3. Konu: Montaigne’den alıntılanan metni (bilgi üzerine) açıklayınız.

BİLİM

1. Konu: Çok sayıda kültürün varlığı, insan türünün birliği önünde engel oluşturur mu?

2. Konu: Ödevlerini tanımak, özgürlüğünden vazgeçmek anlamına gelir mi?

3. Konu: Freud’dan alıntılanan metni (bilimsel araştırmanın zaman içinde seyri üzerine) açıklayınız.

TARİH

Aşağıdaki iki konudan biri seçilerek açıklanacak:

1. Konu: 1949’dan bu yana Çin ve dünya.

2. Konu: Maastricht Anlaşması’ndan bu yana Avrupa Yönetimi.

3. Konu: II. Dünya Savaşı’nın sonundan bu yana çatışma merkezi olarak Yakın ve Ortadoğu.

4. Konu: Dreyfus Olayı’ndan bu yana Fransa’daki büyük siyasal krizlerde kamuoyu ve medya.

Öğrenciler cevapları analitik kompozisyon yazarak vermek zorundalar!

ÇOK GÜLDÜM

Pazara üç fıkra

Bu hafta Yıldırım Tuna üç fıkra göndermiş.

Biri için, “Benim değil, anonim fıkra” diyor ve ekliyor; “Ancak şu sıralar yaşadıklarımızı göz önüne alırsak tekrarlanmasında yarar var.”

Başlayalım günün mana ve ehemmiyetine uygun fıkradan o zaman;

DÜZENBAZ ŞEYH

Köylünün evine, etrafta kendine şeyh dedirten bir misafir gelmiş.

Buyur etmişler, köylülerle birlikte odaya almışlar, köylüler ne keramet edecek diye ağzının içine bakarken, şeyh arada bir irkilir gibi yapıp “Hoşt” diyormuş…

Köylüler bunun bir keramet olduğunu anlamışlar ama ne kerameti olduğunu çözememişler, merakla sormuşlar:

“Ya şeyh hazretleri, nedir o arada hoşt dediğin?..”

Şeyh, “Bir köpek, uzaktaki köyün birinde erenlerimin türbesinin duvarına sürtünecek gibi niyetleniyor, onu görüyorum, tabii ki ‘Hoşt’ diye kovalıyorum..!”

Köylülerin tüyleri diken,  itikatları bir iken bin olmuş…

Olanları kapının eşiğinden dinleyen evin hanımı sofrayı hazırlamış, herkesin önüne üzerinde et olan pilav gelmiş…

Şeyhin tabağında sadece pilav varmış…

Şeyh bir süre etsiz tabağa baktıktan sonra, kapıda beliren evin hanımına, “Benim tabağımda et niye yok?.. Bunun bir sebebi var mıdır ey hatun?” diye sormuş…

Evin hanımı yaklaşmış,  adamın tabağını ters çevirmiş, meğer onun etlerini pilavın altına koymuş…

Pilavın altında etlerin gözükmesiyle de elindeki kepçeyi şeyhin kafasına indirmiş…

“Ulan şarlatan” demiş, “Tabağındaki eti görmedin de, taa bilmem neredeki türbedeki iti mi gördün?..”

KUYU

Yaşadığı ilkel köyden Amerika’ya ilk defa resmi davetle giden Afrikalı şef, gittiği kokteylde alışmadığı tarama, patates tava, peynir ve salam gibi şeyleri yiyip acayip susaması nedeniyle ona sıkça su getirmesi için hizmetkarı Abdül’ü de yanında götürmüş.

Abdül, her göz kırpışında elinde bardakla suyunu getiriyormuş… Davetin sonuna doğru Abdül işareti almasına rağmen uzun süre su getirmeyip eli boş dönünce, “Yahu Abdül? Kuruduk burada… Suyum nerede?” diye sinirlenmiş şef.

“Büyük şef çok özür dilerim” diye cevap vermiş Abdül, “Sürekli size su aldığım kuyunun üzerine bir adam oturmuş, yarım saattir bekliyorum, kalkmadı..!”

UZUN YAŞAMANIN SIRLARI…

Adam, doktorundan 1 yıllık ömrü kaldığını öğrenince çok üzülmüş ve doğru “Bundan sonra ne yapmalıyım?..” diye akıl danışmak için rahibe gitmiş.

“Hemen marka düşkünü, menopoza girmiş bir kadınla evlen..” diye söze başlamış rahip; “Arkasından ikinci el satışa çıkarılan şirket arabalarından bir tane edin.  Son olarak da kocaları ölmüş yaşlı kadınların çoğunlukta olduğu apartmana taşın..”

Adam şaşkınlıktan gözleri fal taşı gibi açılmış halde sormuş rahibe; “Bunların bana bir faydası olur mu?”

Rahip hınzırca bir gülümseme ile “Olur… Her geçen saat bir ömür gibi gelir, yaşadığına kahredersin” demiş.

Yazarlar

Ülkelerini sarsan iki genç kız
Can Ataklı