Can Ataklı
19 Ağustos 2020

Trump’ın lafına sazan gibi atladılar


ANALİZ

Trump’ın lafına sazan gibi atladılar

Son birkaç gündür hayli neşeli gidiyor her şey.

Önce Biden’ın sözleri düştü ortalığa.

Amerika’nın başkan adayı, Erdoğan’ı “darbe ile değil seçimle” göndermekten söz ediyor, üstüne ne vazife ise artık. Tabii bu, iktidarın çok işine gelen bir söylem biçimi.

Yıllardır söyledikleri “dış güçler masalına” bir kanıt gibi adeta.

Gerçi Biden, bu sözleri 8 ay önce bir televizyon programının bant çekiminde söylemiş, bu sözler aslında hiç yayınlanmamış bile.

Ama sarayın acar danışmanları, herhalde şimdi bir plan hazırlığı içinde olduklarından, daha önceden bildikleri bu sözleri medyaya sızdırıp üstünde tepinmeyi kendilerince pek akıllıca bulmuşlar.

Sarayın sözcüsü, “Niye zamana takıyorlar, niye tepki göstermiyorlar?” diye soruyor.

O zaman ben de şu soruyu sorayım; “İyi de sözcü bey, o sözleri siz zaten biliyordunuz ve hatta mayıs ayında Anadolu Ajansı’nın İngilizce haber bülteninde yayınladınız. Peki siz o sırada niye hiç tepki göstermediniz?”

Saray sözcüsü, muhalefete “tepkisiz kaldığı” için kızıyor ama bizzat kendi patronu (en azından bu satırları yazdığım ana kadar) konuyla ilgili tek kelime etmedi, neden acaba?

Medya ve siyaset, Biden’ın sözlerini tartışırken bir de baktık ki, Trump da topa başka yerden girmiş.

O da bir canlı televizyon programında Erdoğan için, “Benim sözümü dinler” demiş.

Sonra da şunu anlatmış; “Dünya liderleri benden Erdoğan’ı aramamı istedi. ‘Neden?’ diye sordum. Dediler ki, ‘O bir tek seni dinler, bizi dinlemiyor.’ ‘Amerika yüzünden mi?’ diye sordum. ‘Hayır, senin yüzünden, senin kişiliğin yüzünden. Tek dinleyeceği kişi sensin.’ Evet bu doğru. Ben onunla anlaşabiliyorum ve beni dinliyor.”

Bu sözler Erdoğan için iyi mi, kötü mü? Aslında elbette çok kötü.

Çünkü sonuçta Amerikan Başkanı, Türkiye’yi yöneten kişi için “Benim sözümü dinler” diyor.

Ama saray sözcüleri ve iktidar yalakaları için bu sözler çok güzel.

Üstüne üstlük Trump bir de “Erdoğan birinci sınıf satranç ustası” demez mi! Bundan âlâ ne olur ki?

Saray sözcüleri ve yandaşlar bir anda “nasıl bir Amerikan aleyhtarı olduklarını” unutuyorlar ve bu lafın üzerine sazan gibi atlıyorlar.

Önemli olan Amerika’ya ayar vermek falan değil, Amerikan Başkanı’nın bir güzel iltifatı, bir sırt sıvazlaması bunların bütün dengesini altüst edebiliyor.

Bakın Trump, satranç konusunu cümle içinde nasıl kurmuş;

“Demokrat Parti’nin başkan adayı Joe Biden bu göreve uygun biri değil. Karşısında çok çetin rakipler var.  Örneğin Erdoğan gibi yabancı liderler, birinci sınıf satranç oyuncusu. Onlarla başa çıkabilecek zihinsel kapasiteden yoksun bir ABD Başkanı olmamalı.”

Bizimkileri sevindirik yapan işte bu cümle. Trump, bunu rakibi Biden’i küçümsemek için kullanıyor.

Onun, diğer ülkelerin liderleriyle baş edebilecek çapta olmadığını anlatmaya çalışıyor. Erdoğan’ın sözünü dinlediğini söyledikten sonra onunla bile başa çıkamayacağını ima ediyor.

Bu tavır ne gariptir ki Türkiye’de sevinç yaratıyor. Oysa Trump, müthiş bir açık veriyor.

Biden’ın Türkiye Cumhurbaşkanı ile başa çıkabilecek kapasitede olmadığını söylüyor.

Yani açıkçası, Biden gelirse Erdoğan kendisini parmağında oynatabilir.

Buna karşı saray ve yandaşları Biden’e hakaret salvoları ile saldırırken, Trump’ı yüceltiyor. Akıllı işi mi şimdi bu?

Aslında gülünecek bir konu, o halde gülelim geçelim.

BUNU YAZMAK GEREK

Hiç olmazsa yandaş gazetedeki yazara cevap vermişler

Önce geçtiğimiz nisan ayında yazmıştım Şişli Etfal Hastanesi’nin yeni binasına taşınamadığını. Her şeyi ile bitmiş binanın bir türlü açılamamasının nedeninin açıklanmasını beklediğimi de yazmış ve “Gerçek nedeni öğrendiğimde yazarım” demiştim.

10 gün önce konuyu tekrar dile getirip binanın zemin etütlerinin yanlış yapıldığını ve kaydığını yazmıştım.

Her iki yazıma da hiçbir açıklama gelmedi.

Ardından Sabah’ta Hıncal Uluç bu yazımdan alıntı yaparak “Şişli Etfal mi?.. Şişti Etfal mi?” başlıklı bir yazı yazdı.

Uluç bu yazıda “KORKUSUZ Gazetesi’nde Can Ataklı’da (O da eski SABAH’çılardandır) okudum.

Diyor ki Can.. ‘Bu hastane, zemin etütleri düzgün yapılmadığı için açılmıyor. Hastane boşken bile aşağı, Ali Sami Yen’e doğru kayıyor. Açılırsa oluşacak yoğunluk dolayısı ile kayma hızlanacak.

Stadyum da tehlikeye girecek.’ Sağlık Bakanı’mıza da İstanbul İl Sağlık Müdürü’ne de soruyorum. Bu korkunç ithama karşı susacak ya da bitmiş hastanenin iki yıldır neden açılmadığını açıklayacak mısınız?” demiş.

Hıncal Uluç (Kendisini kesinlikle ayrı tutarım) yandaşların en irisinde yazınca, Sağlık Bakanlığı cevap vermek zorunda hissetmiş kendini.

Uluç, dünkü köşesinde bu kez şöyle yazmış;  “6 aya açılıyor! Can Ataklı KORKUSUZ’da yazmış, ben de ondan nakledip sormuştum. “İnşaatı 2 sene evvel biten Seyrantepe Etfal Hastanesi niçin açılmıyor?” diye..

Sağlık Bakanlığı’ndan imzasız bir mail geldi. İmzasız yazıları sevmem. Fazla da itibar etmem. Bu yüzden 2 satırla ifade edeyim. Aslında inşaat bitmemiş. Müteahhitle sorunlar yüzünden gecikmiş. Hâlâ devam ediyormuş. Önümüzdeki 6 ay içinde tamamlanıp TOKİ tarafından bakanlığa teslimi ve hizmete açılması bekleniyormuş.. Ben Can’ı izlemeye devam edeceğim..”

Belli ki “imzasız” mesaj Hıncal Abi’yi tatmin etmemiş.

Çünkü sanıyorum aynı bilgi kendisine de gitmiştir. Şimdi ben de bekleyeceğim 6 ay geçmesini.

Bakalım açabilecekler mi yeni Şişli Etfal binasını?

ÜZÜLDÜM

Amerika’daki en sevilen Atatürkçü öldü

Amerika’nın başkenti Washington’daki Türkler, 82 yaşında hayata veda eden Hüdai Yavalar için ağlıyor.

Eşi Mirat Yavalar ile Washington’daki Amerika Atatürk Derneği kurucusu olan Hüdai Yavalar; Washington’da, kamuya açık bir alana Atatürk heykeli konmasını sağlayan bir Atatürk sevdalısıydı.

Hüdai Yavalar (82), bir uçak biletiyle gittiği Amerika’da okumuş ve burada kendi şirketini kurmuştu. Atatürk’e olan vefasını; Washington’da, kamuya açık alana Atatürk heykeli konmasını sağlayarak göstermişti.

Başkentteki ikinci Atatürk heykeli ise Türkiye Büyükelçiliği’nin bahçesinde duruyor ve 2003 yılında dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı İbrahim Fırtına tarafından gönderilmişti.

Hüdai Yavalar, 1958 yılında Amerika Birleşik Devletleri’ne öğrenci olarak gitmiş.

Howard Üniversitesi’nin Yapısal Mühendislik  Bölümü’nden 1963 yılında mezun olmuş, 1967’de George Washington Üniversitesi’nden İnşaat Mühendisliği alanında yüksek lisans derecesi almış. Binalar için deprem sismik tasarımları üzerine yüksek lisans tezini yazmış bir mühendis ve girişimciydi Hüdai Yavalar.

1975 yılında konut ve ticari gayrimenkul geliştirme üzerine yoğunlaşan ve halen aktif işlemekte olan Oak İnşaat A.Ş.’yi kuran Yavalar, 1995 yılında Amerika Atatürk Derneği’nin kurucusu olmuştu.

Bİ SORALIM BAKALIM

Yassıada’da toplantılar ne zaman başlayacak?

Bir okurumun uyarısı ile benim de aklıma takıldı.

1960 darbesinden sonra Celal Bayar, Adnan Menderes ve Demokrat Partililerin yargılandığı Yassıada’ya, AKP iktidarı tarafından büyük yatırım yapıldı.

Adadaki ağaçlar kesildi, eski binalar yıkıldı, yerine devasa bloklar inşa edildi.

Ortasına 5 bin kişilik bir cami de kondurulan ve “Demokrasi Adası” adı verilen Yassıada’da, birçok uluslararası toplantı yapılacağı ve adanın her gün canlı olacağı ilan edildi.

Ama açıldığı günden bu yana tek bir toplantı bile yapıldığını duymadık.

Elbette “korona nedeniyle” bahanesi söylenecektir ama en azından daha ileriki dönemler için hazırlanmış bir takvim var mı acaba?

Gerçi adadaki inşaatların tüm maliyeti TOBB’a yüklendi ama olsun. Sonuçta milli servettir, çürüyüp gitmesine gönlümüz razı olmaz.

MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

Bilal Erdoğan, hangi sıfatıyla bir kamu binasını tanıtmak için gazeteci gezdiriyor?

AKP iktidarının olduğu kadar, muhalif kimi isimlerin de “popüler olmak amacıyla” peşinde pek koştuğu isimlerden Nagehan Alçı, geçen hafta Ahlat’ta yapılan Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nı gezmiş.

İzlenimlerini çalıştığı internet gazetesine yazmış.

Bizler de verdiği bilgilerden yararlandık.

Her şeyin en lüks ve ihtişamlısına meraklı olan Erdoğan’ın, Ahlat’ta son derece mütevazı bir saray yaptırdığını, her şeyin çok sade olduğunu bu sayede öğrendik.

Nagehan kızımızın yazısı sayesinde Ahlat’ta böyle bir sarayın yapılmasının ne kadar gerekli olduğunu ve bu sarayın Türkiye’ye çok büyük değer katacağını da idrak etmiş olduk.

Buraya kadar çok güzel.

Nagehan Alçı, sonuçta bir gazetecilik başarısına imza atmış.

Pek çok kişinin merakını, hayli güzel fotoğraflarla da süslediği yazısında gidermiş.

Benim aklıma takılan ise başka bir şey.

Nagehan Alçı’yı Ahlat’a götüren, bizzat gezdiren, sarayla ilgili tüm ayrıntıları anlatan kişi, AKP Genel Başkanı’nın oğlu Bilal Erdoğan.

Erdoğan’ın oğlu, elbette Nagehan Alçı ile konuşabilir, röportaj verebilir hatta bir özel geziye bile katılabilir. Ama rehber gibi davranarak, bir kamu binasını gezdirmesini ve bilgi vermesini anlayamadım.

Bilal Bey, bir parti başkanının oğlu elbette ama yapılan sarayın sahibi değil.

Yine elbette, diğerlerinden olduğu gibi bu saraydan da yararlanacaktır Bilal Erdoğan ama bu sanki sarayın yetkilisiymiş gibi gazeteci gezdirmesine bahane olamaz.

En azından böyle bir yapı, Türkiye’nin ulusal güvenliği açısından hassas bir binadır ve yetkili olmayanların elini kolunu sallayarak girmesi ve hatta yanında bir de konuk getirip fotoğraf çektirmesi olacak şey değildir.

Şöyle örnek vereyim; Taksim’de yapılan Atatürk Kültür Merkezi inşaatını gezdirmek ve bilgi vermek için yanıma birini alıp gidebilir miyim, gitsem bile içeri sokulur muyum?

Keşke Nagehan kızımızı bir Cumhurbaşkanlığı yetkilisi gezdirseydi.

Yazarlar

Trump’ın lafına sazan gibi atladılar
Can Ataklı