Can Ataklı
28 Eylül 2020

Tek tek bir şey ifade etmeyen haberleri alt alta okuyunca gerçek ortaya çıkıyor


ANALİZ

Tek tek bir şey ifade etmeyen haberleri alt alta okuyunca gerçek ortaya çıkıyor

Kamuoyuna müthiş bir “başarı pompalaması” yapılıyor.

Doğu Akdeniz’de artık oyun kurucu olduğumuz, gücümüzü göstererek bölge ülkelerini gerilettiğimiz, bizden habersiz artık kimsenin kıpırdayamayacağını, bölgedeki tüm ülkeleri diplomasi yoluna çektiğimizi anlatıyor iktidar günlerdir.

Peki gerçek bu mu?

Değil.

AKP iktidarı tüm dış konularda olduğu gibi son gelişmelerde de içeri başka konuşurken dışarıdan gelen tüm talepleri kabul etti.

Donanmamız Akdeniz’den çekildi, Oruç Reis gemisi tamir bakım bahanesiyle limana döndü, Yunanistan “artık masaya oturabiliriz” dedi.

Bunları yazıyoruz, anlatıyoruz.

Çok açık bir gerçek şu ki, AKP iktidarı her zaman olduğu gibi yine dışarının baskısına direnemedi ve boyun eğdi.

Şimdi sizlere tek tek okunduğunda belki hiçbir şey ifade etmeyen ya da kendi içinde bağımsız haber gibi duran birkaç gelişmeyi arka arkaya sunacağım.

Bunları birleştirdiğiniz zaman Türkiye’nin dış baskılara nasıl teslim olduğunu ama içeriye doğruları söylemediğini göreceksiniz.

1- Yunanistan Cumhurbaşkanı Katerina Sakellaropulu, uluslararası anlaşmalara göre askeri uçağın üstünden dahi uçamayacağı Meis Adası’na, 4 askeri uçak refakatinde, orduya ait helikopterle gitti. (13 Eylül)

2- Washington Examiner’a konuşan ABD Senatosu Dış İlişkiler Alt Komitesi’ne başkanlık eden Wisconsin Senatörü Ron Johnson, “ABD Donanması, Yunanistan’ın Girit Adası’ndaki Souda Körfezi’nde bir üs tutuyor ve Washington ile Ankara arasındaki gerilimle birlikte üssün önemi artıyor” dedi. (15 Eylül )

3- Yunanistan Parlamentosu’nda konuşan Almanya’nın Atina Büyükelçisi Ernst Reichel, “Türkiye’yi ikna etmek zorundayız. Mesele nasıl ikna edeceğimiz. Bence doğru cevap havuç ve sopa yaklaşımı… AB Konseyi çok yakında Türkiye’ye sopasını gösterecek” diye konuştu. (18 Eylül)

4- AB Konseyi Başkanı Charles Michel de Reuters’a yaptığı açıklamada, “Havuç ve sopa yaklaşımını içeren dış politikamızdaki araçları tespit edeceğiz; ilişkileri geliştirmek için hangi araçlara sahip olduğunu ve bize saygı gösterilmemesi halinde hangi araçlarla karşılık vermemiz gerektiği üzerinde değerlendirmeler yapacağız. Saygı görmek istiyoruz” dedi. (19 Eylül)

5- Yunanistan ve ABD birlikleri Türkiye sınırına 100 kilometre mesafedeki İskeçe’de tatbikat yaptı. 4 gün süren tatbikata ilişkin fotoğraflar, Yunanistan Genelkurmay Başkanlığı tarafından yayınlandı.  (19 Eylül)

6- Yunan gazetesi Kathimerini ABD Dışişleri Bakanı Pompeo’nun önümüzdeki pazar günü Yunanistan’daki Souda Deniz Üssü’nü ziyaret edeceğini yazdı. Pompeo önceki hafta da Rum Kesimi’ne gitmiş temaslarda bulunmuştu. (20 Eylül)

 7- Yunanistan Cumhurbaşkanı Katerina Sakellaropulu, ilk yurt dışı seyahatine çıktı ve 3 günlük ziyaret için Güney Kıbrıs’a gitti. Rum Haber Ajansı’na (KİPE) verdiği söyleşide “Kıbrıs ve Yunanistan’ın birliği, iki ülkenin, AB üyesi olarak egemenliklerini korumak için koordine olması zorunlu ihtiyaçtır. Türk askeri adada işgalcidir” dedi. (20 Eylül)

8- ABD Başkanı Trump ile yakın ilişkisiyle bilinen Stanford Üniversitesi’ne bağlı Hoover Enstitüsü’nün kıdemli uzmanlarından Victor Davis Hanson Yunan medyasına röportaj verdi. “Trump, Yunanistan’ın en iyi arkadaşı” başlığını taşıyan röportajda, 1970’lerden beri neredeyse her yıl Yunanistan’ı ziyaret ettiğini belirtti ve ABD Başkanı’nın Yunanistan’a açıkça ima ettiğinden daha yakın olduğu görüşünü dile getirdi. (21 Eylül)

9- Fransız haber sitesi Aleteia, Türkiye’nin Osmanlı zamanındaki Akdeniz emellerini yenileyerek güç göstergesinde bulunduğunu yazdı. Türkiye’nin gücünü öven haber sitesi, La Turquie est de retour “Türkler geri döndü” manşetini atarak “Türkiye, Osmanlı İmparatorluğu’nun Akdeniz emellerini yenileyerek, Avrupa ülkelerinin zayıflıklarına zıt bir kararlılık ve güç gösteriyor” ifadelerini kullandı. (20 Eylül) Bu haber yandaş medyada sanki AKP iktidarı zafer kazanmış gibi sunuldu. Oysa bu site Avrupa’nın en etkili Hristiyanlık sitesi ve başlık Hristiyan dünyasını uyarmak için kasıtlı biçimde ironik olarak atılmış.

Bu haberleri alt alta bir kerede okuyunca birkaç gün içinde adım adım Türkiye’nin nasıl geriletildiğini görüyorsunuz.

KOMİK

Saçma açıklamalar yapmak yerine Pelosi’ye bu sözleri nasıl söylettiğinizi düşünün

Türkiye hiç döneminde yabancı ülkeler tarafından aşağılanamadı.

AKP iktidarına karşı dünyanın hiçbir ülkesi Türkiye’ye açıktan dil uzatmaya, onurumuzu ayaklar altına almaya, Türkiye’ye parmak sallamaya yeltenemezdi.

AKP ise böyle şeylere hiç aldırmıyor bile.

Sadece rahip Bronson olayı, Trump’ın “Erdoğan’ı kimse sevmiyor ama ben anlaşıyorum çünkü ben ne dersem yapıyor” demesi, Avrupa Birliği’nin sopadan söz etmesi bile yeter.

Buna en son Pelosi olayı eklendi.

Trump seçimlerle ilgili konuştuktan sonra “Seçimi kaybederseniz iktidarı barışçıl bir şekilde devredecek misiniz?” sorusuna “Ne olacağını görmemiz lazım” cevabını vermişti.

Bunun üzerine konuşan Temsilciler Meclisi Başkanı Pelosi “Başkana hatırlatmak isterim, burası Kuzey Kore, Rusya veya Türkiye değil. Burası Amerika, burası demokratik bir ülke” demişti.

Sarayın adamları buna çok öfkelenmişler.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun “Nancy Pelosi’ye tek sorumuz var. Darbeleri saymazsak, Türkiye’de en son ne zaman iktidar barışçıl yollardan el değiştirmemiştir?” diye sorduktan sonra “Demokrasimize yönelik o saldırıları kimlerin desteklediğini de çok iyi biliyoruz.

ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin ciddiyetsizce ifadelerinde, Amerikalı siyasetçilerin Türkiye’ye dair yanlış algılarının bir yansımasını görüyoruz” demiş.

Sonra uzun uzun Türkiye’de demokrasinin ne kadar güçlü olduğunu anlatmış.

Saray danışmanı İbrahim Kalın da “Pelosi’nın Türkiye’ye karşı husumet içerisinde olan ön yargılı bir siyasetçi olduğunu” söyledikten sonra  Amerikan siyasetinin kendi iç sorunlarını Türkiye üzerinden çözmeye çalışan siyasetçiler sadece beyhude bir çaba içerisindedirler” demiş.

Sonra o da Pelosi’ye demokrasi dersi vermiş uzun uzun. Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu da Pelosi’nin “cahil olduğunu” ileri sürdükten sonra “Pelosi’nin ABD Temsilciler Meclisi Başkanlığı’na kadar yükselmesi esas Amerikan demokrasisi adına kaygı vericidir” diye konuşmuş.

Bu tepeden bakan konuşmalar elbette yandaş tetikçi takımı pek sevindiriyor.

Ama şunu söylemek gerek;

Pelosi’nin sözlerini “Cahillikle, Türkiye düşmanlığı ile, demokrasi hazımsızlığı ile” anlatmak saçmalamanın dik alasıdır. AKP iktidarının dünyada kimsenin ciddiye almayacağı açıklamalar yapmak yerine “Amerika Temsilciler Meclisi başkanı nasıl oldu da Türkiye’nin demokrasi dışı bir ülke olduğu hissine kapıldı? Pelosi neden sadece dört ülke sayıyor? Acaba biz bir hata mı yapıyoruz?” diye sorması gerek.

BUNU YAZMAK GEREK

Bir cephe de Azerbaycan’da açılmasın

Demeçler açıklamalar, sert eleştiriler şu anda kamuoyunda sempati yaratıyor olabilir.

Ancak Türkiye’nin bugünkü ortamda Azerbaycan-Ermenistan sürtüşmesine aktif olarak girmemesi gerekir.

Yine bir maceraya girme hevesinde olduklarını fark ediyorum.

Tabii iktidarın bu tür şeylere ihtiyacı var aslında.

Toplumun önemli bir kesimi bu tür hamasi çıkışlara destek verir, bunlar çok hoşuna gider.

Ancak Türkiye’nin yeni bir askeri cepheye tahammülü olmamalı.

Şu anda zafer çığlıkları atılıyor olabilir ama inanın bir süre sonra yine aynı şekilde “Yanlış yaptık, keşke içine dalmasaydık” türü itirafların gelmesi kaçınılmazdır.

Vakit yine geç olmamalı.

MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

TÜSİAD başkanı niye sazan gibi atlamış konuya?

Bir zamanların çok güçlü bir işveren kuruluşuydu TÜSİAD.

AKP iktidarı ise TÜSİAD’ın bu gücünü fena halde kırdı.

Gerçi TÜSİAD üyeleri AKP döneminde hiç sıkıntı çekmediler.

Zengindiler daha da zenginleştiler.

Kriz dönemlerinde bile kazandıkları için seslerini çıkarmamayı tercih ettiler.

AKP, TÜSİAD’ı “çok kazandırarak” ama sürekli “tokatlayarak” hep aşağıladı.

İktidara ağzını açamayan TÜSİAD muhalefete ise şahin kesilebiliyor.

Derneğin başkanı Simone Kaslowksi CHP ve genel sekreteri Selin Sayek Böke’yi hedef adı.

Kaslowksi, TÜSİAD tarafından video konferans yöntemiyle düzenlenen “Salgın Döneminde Dünya Ekonomisi ve Türkiye’nin Makroekonomik Dengeleri” konulu toplantıda “Son zamanlarda maalesef mülkiyet haklarını ihlal edecek türde bazı açıklamaların farklı siyasi partilerce dile getirildiğine şahit oluyoruz. Türkiye, hür teşebbüs ve mülkiyet haklarının garanti altında olduğu bir ülkedir. Herhangi bir özel şirketin mülkiyet haklarını çiğneyecek bir şekilde kamulaştırılması asla söz konusu olmamalıdır. Haksızlıklarla mücadele edilmek isteniliyorsa izlenecek yol, hukuk kuralları içerisinde olmalıdır” dedi.

Peki Selin Sayek Böke ne demişti;  “Vatandaşın emek emek alın teriyle biriktirmiş olduğu vergileri, bu aile şirketi mekanizmasıyla paylaşmayı, gönülden ortak olmuş olan 5 tane müteahhitlik şirketinden bahsediyorum. Bunlar rantçı, yandaş hatta bir adım daha öteye gidelim talancı bir zihniyetin temsilcileri. Dolayısıyla bu kamulaştırma faaliyeti dediğimiz şey bir siyasi iradeden geçiyor. Nasıl ki, kamu-özel işbirliği adı altında rantçı yandaş şirketlerle halkın kaynaklarını paylaşmış olmak bir siyasi iradeyse karşımızda duran, onu da hiçbirimize sormadan yapmışsa, biz de benzer şekilde yapacağız. Elbette hukuk çerçevesinde yapacağız.”

Türkiye’yi yakından izleyenler Böke’nin ne söylediğini ne kastettiğini elbette çok iyi anlayacaktır.

TÜSİAD başkanı kastedilenlerin kim olduğunu elbette bilmekte ama bunu anlamazdan gelerek ve açıkça hiç sormayarak klasik “hukuk devleti, ekonomik özgürlükler, piyasa ekonomisi” sıfatlarının arkasına sığınarak iktidara bağlılık göstermektedir.

Durum aslında TÜSİAD’ın yürekler acısı halidir.

Yazarlar

Tek tek bir şey ifade etmeyen haberleri alt alta okuyunca gerçek ortaya çıkıyor
Can Ataklı