Can Ataklı
29 Aralık 2019

SÖZCÜ’ye verilen ceza hepimize


ANALİZ

SÖZCÜ’ye verilen ceza hepimize

Gerçekten inanamadım kararı duyunca.

Çünkü her şeye rağmen Türkiye’de yargının tamamen ölmediğini düşünüyordum.

Buna inanmak istiyordum.

Ortada tek delil olmadan, bütün ömürlerini idealist ve kararlı bir tavırla her türlü gericiliğe karşı adamış insanların dinci bir örgütün üyesi ya da onların destekçisi olarak suçlanacaklarını ve bu nedenle de
hapis cezası alacaklarını düşünmüyordum.

Ama burası Türkiye.

Kimilerinin yeni Türkiye dedikleri, hukukun, demokrasinin ve insan haklarının tamamen ortadan kaldırıldığı Türkiye burası.

Bunu biliyor ama ne yalan söyleyeyim çok da kondurmak istemiyordum.

İnsan onurunun, hukuka ve demokrasiye bağlılığının, vicdanının siyasi bir harekete böylesine boyun eğmenin önünde gideceğini umuyordum.

Değilmiş.

Bunu gördük.

SÖZCÜ’nün yazarlarından ve yöneticilerinden dinci bir örgüt militanı çıkarmak, teröre bulaştıklarını söylemek akıl dışı ama ne çare ki karar bu yönde.

Bu ceza aslında sadece SÖZCÜ’nün bazı yazar ve yöneticilerine verilmiş ceza değildir.

Bu bugünkü iktidarı eleştiren, yanlışlarını gösteren ve söyleyen herkesedir.

Yargı üzerinden herkese “Ayağınızı denk alın sonunuz böyle olur” mesajı verilmektedir.

Çok basit bir şey söyleyeyim.

SÖZCÜ’nün sahibi Burak Akbay’ın davasını ayırmak bile oynanan oyunu açık biçimde gösteriyor.

Aynı suçlardan yargılanan Burak Akbay’ın davasını neden ayırıyorlar?

Madem o da aynı şekilde suçlanıyor, ona da ceza verilirdi.
Ama hayır, onun davasını ayırıp sürdürüyorlar ki Burak Akbay Türkiye’ye gelmesin.

SÖZCÜ davası böylelikle bitirilmesin, sürsün gitsin.

SÖZCÜ ve yazarları çalışanları sürekli bir endişe içinde olsunlar, iktidara yönelik eleştirilerini yapamasınlar.

Bir siyasi görüşün iktidarda kalabilmesini sağlamak için oynanan bu oyunların elbette bir gün sonu gelecektir.

Bu millet 1919 koşullarını bile aşmasını bilmiş, üzerindeki bütün ağırlığa, üstüne örtülmüş korkunç karanlığa rağmen yılmamış aydınlığa çıkmayı başarmıştır.

Yine öyle olacağını herkes bilmeli ve inanmalıdır.

BUNU YAZMAK GEREK

Yanlış düşünüyorsunuz Ahmet Beyciğim

Biliyorsunuz Ahmet Hakan köşe yazılarının yanı sıra Hürriyet’in genel yayın müdürlüğü görevine de getirildi.

Ahmet Hakan tiraj ve itibar konusunda dibe doğru giden Hürriyet’i kurtarabilir mi bilemiyorum.

Sanıyorum hem yazarlık hem de genel yayın müdürlüğü yapmaya kalkınca bazı konularda bilgi eksikliği nedeniyle yanlış yazılar yazıyor.

Örneğin dünkü bir yazısı şöyleydi;

 “Kanal İstanbul yapılmasın” diyerek imza kuyruğuna giriyor bazı vatandaşlarımız. 

Bu vatandaşlarımız, demokratik haklarını kullanmaktadır.

Bu kuyruk, demokrasi kuyruğudur.

Ama unutulmasın:

“Kanal İstanbul’u istiyorum” diye dilekçe vermek için kuyruğa girecek olanlar olursa…

Onların kuyruğuna da demokrasi kuyruğu demek şarttır.

Tabii aynı zamanda yandaş da olunca iş zorlaşıyor.

Her okuyucuyu elde tutmak için “Bir ona vurdum, bir buna vurdum, arada ben tanrı yazar gibi oldum” havası bilgiyle beslenmeyince ortaya böyle komiklikler çıkıyor.

Ahmet Beyciğim, insanlar “Kanal İstanbul yapılmasın” diye kuyruğa girmiyorlar.

Bu kanalın çevreye uygun olduğunu bilime dayandıran ÇED raporuna itiraz ediyorlar.

Bu insanların dilekçelerinde ÇED raporunun bilimsel gerçeklere aykırı olduğunu belirtiyorlar.

Bu nedenle hiç kimsenin “Kanal İstanbul’u istiyorum” diye bir dilekçe vermesi mümkün değildir.

Çünkü ÇED raporu bu raporun bilimsel olmadığını belirtenler için askıya çıkarılıyor.

Ahmet Beyciğim sırf Erdoğan söyledi diye Kanal İstanbul’u isteyenler dilekçeye ne yazacaklar acaba?

Bunu düşündünüz mü?

Tahmin ediyorum işleriniz çok yoğun bu çok basit ayrıntıyı atlamışsınız.

KOMİK

Demek ki bir de gerçekten otomobil yapılmış olsa

TBir insan kendi ülkesinin otomobil fabrikası yapmasına karşı çıkar mı?

Eğer başka birinin adamı değilse veya aklını kaçırmamışsa elbette buna karşı çıkmaz.

Sadece otomobil fabrikası mı, ülkeye yararlı hiçbir şeye karşı çıkmaz, çıkamaz.

Ama eğer devletin en tepesi tarafından bir ülkenin bütün vatandaşları kandırılıyorsa o zaman bunu ortaya koymak da bırakın gazeteci olmayı herkesin görevidir.

Muhteşem bir törenle tanıtılan bir otomobil var mı?

Elbette var.

Peki bu gerçek bir otomobil mi?

Otomobil ama gerçek değil.

Jet Fadıl’ın yaptırtıp getirdiği prototip de böyleydi

O zaman da sorduk “Bunun için üretim tesisi kurdunuz mu, kurabilecek misiniz? Seri üretim yapabilecek misiniz, bunu dünyaya da satabilecek misiniz?” diye.

Şimdi de soruyoruz.

Soracağız elbette.

Bu otomobil fabrikası yapılmasına karşı çıkmak değildir.

Buna karşı yapılanı “Büyük bir milliyetçi tavır” gibi sunmak da yanlıştır.

Hele “Hani yapamazdık, hane Türk milleti bunu beceremezdi” türü aşağılık duygusu ile bir iktidara yalakalık yapmaya kalkmak komiktir.

Dünkü yandaş tetikçi medyanın manşetlerine bakarsan gülmek mi ağlamak mı gerek bilemedim.

En düzgünü “Yolun açık olsun” şeklinde olanlarıydı.

Biri “Türkiye’nin devrimi” demiş örneğin, bir başkası “Devrim 2.0” manşeti atmış, daha iddiacı olanı “Devrin otomobilini durduramayacaklar” başlığını uygun görmüş.

İyi de kim durdurmak istiyor o yok haberde. Herhalde bu ülkenin aklı başında insanlarını kastediyor.

Bir iki tanesi “Yüzde 100 Türk” demiş otomobil için. İtalya’dan geldiğini, içinde yerli hiçbir şey olmadığının farkında değil diyeceğim ama biliyorlar bal gibi.

Ya “Yerli ve milli otomobili” tanıtırken “Made in Türkiye” diyenlere ne demeli.

Tam bir aşağılık duygusu içinde yarı İngilizce yarı Türkçe başlıkla sadece kendilerini tatmin ettiklerinin ve pek çok insanı kandırdıklarının farkındalar mı acaba?

Tabii daha mütevazı biçimde “İnandık başardık” veya “58 yıl sonra yeniden” başlıklarını atanlar da vardı.

ÇOK GÜLDÜM

4 pazar fıkrası birden

Yılın son haftasına girdik. Yıldırım Tuna yılbaşını da düşünerek 4 fıkra göndermiş:

MASAL

Yılbaşında 5 yaşındaki oğlumu uyutmak için koynuna girdim, sırtını göğsüme sevgiyle bastırdım, “Bak sana başımdan geçen güzel bir öykü anlatacağım” dedim “Bir yılbaşı gecesiydi, saat tam 12’yi çaldı, bahçedeki kardan adam birden canlandı. Ren geyikleri şarkı söylerken ben de onunla kol kola dans etmeye başladııım.”
Oğlum “Baba?” dedi endişe ile hafif bana dönerek “90’l ı yıllarda uyuşturucu almanız serbest miydi?”

SEVGİLİYE ÖZEL YILBAŞI HEDİYESİ

Uzun süren iş seyahatinin dönüşü yılbaşına rastlayınca Bill sevgilisine küçük bir hediye almak için karşısına ilk çıkan parfümeri dükkanına girmiş. Son derece alımlı tezgahtar kız: “Sevgilinize özel öyle mi?.. En son çıkan koku bu.. 50 dolar..”
Bill “Bu biraz benim bütçemi aşar..” demiş. Tezgahtar kız alt rafları gözden geçirip 30 dolarlık bir şişe parfüm çıkarmış.
“Bu da hayli yüksek..” demiş Bill.. Tezgahtar kız bu sefer içeri gidip bir müddet sonra elinde 15 dolarlık bir şişe parfümle dönmüş..
“Ne dediğimi anlatamadım herhalde” demiş Bill, “Ben gerçekten çok ucuz bir şey görmek istiyorum.”
Tezgahtar kız “Tamam..” demiş dişlerini sıkarak, “Tam arkanızda bir ayna var.. Dönüp bakabilirsiniz!”

KAZA YAPAN KIZ

Geçen gece geç bir saatte çalan telefon zilinin sesiyle uyandım. Uykulu bir sesle “ Alo” dedim.. Telefon eden kişi önce suskun bekleyip daha sonra ara vermeden konuşmaya başladı. “Evet baba ben Öykü.. Uyandırdığım için özür dilerim biraz gecikeceğim.. Arabanıza istemeden ufak bir zarar verdim.. Şu anda tutanak için trafik polisini bekliyoruz.. Sakın kızmayın olur mu?”
Hiç kızım olmadığı için arayan genç kızın yanlış numara çevirdiği ortadaydı ve “ Üzgünüm” dedim, “Ama benim Öykü diye bir kızım yok!”
Karşımdaki kız “Off Baba..!” dedi, “Bu kadar sert tepki verme lütfen!”

AŞIRI SEVGİYE DİKKAT

Süpermarkette alışveriş ederken uzun süredir yüzüme gülümseyerek bakan yaşlı hanımefendi yanıma gelerek askerdeki oğluna çok ama çok benzediğimi söyledi, sarıldı, gözleri nemli nemli beni öptü, “Evladım “ dedi sonra da , “Hayli duygulandım da… Ben süpermarketten ayrılırken bana ‘Güle güle Anne’ der misin?” diye sordu.
“Ne demek teyzeciğim?” dedim, o kasa kuyruğundan çıkarken arkasından hoşlansın diye “Güle güle Anne..!” diye hayli yüksek sesle bağırdım…
Ödeme sırası bana gelince kasadaki kız “Borcunuz 377 Lira” deyince “Nee?” dedim, “Şu elimdeki 3 şey bu kadar tutar mı?”
Kız “Tutmaz tabii” dedi, “Anneniz onun aldıklarını da sizin ödeyeceğinizi söyledi de. İkinizin toplamı yani..!”

Yazarlar

SÖZCÜ’ye verilen ceza hepimize
Can Ataklı