Hüsnü Mahalli
8 Ekim 2021

Söylemek ve yapmak


Suriye krizinin daha ilk günlerinde Genel Başkan Yardımcısı Faruk Loğoğlu’nu Şam’a gönderen CHP lideri Kılıçdaroğlu; o günden sonra Suriye ve bölgeyle ilgili olarak çok önemli tespitlerde bulunarak, iktidarı uyarıp durdu. 10 yıl sonra o tespitlerin hemen hemen tümünün doğruluğu kanıtlandı ama AKP hiçbir konuda geri adım atmadı ve yanlışlarına devam etti ediyor.

Peki CHP ne yapıyor ya da ne yapabilir?

Önceki gün Mersin’de ‘Büyük Nakliyeciler Buluşması’nda konuşan Kılıçdaroğlu, İktidar olduğumuzda, inşallah Suriye ile hemen barışacağız. Mısır ile hemen barışacağız. Karşılıklı büyükelçilikleri açacağız. Suriye’den Mısır’a kadar giden yolların tamamını trafiğe açacağız. Dış politikada kavgayı değil, barışı önceleyeceğiz dedi.

Kılıçdaroğlu, geçen süre içinde buna benzer konuşmaları çok kez tekrarladı ve AKP’nin dış politika söylem ve davranışlarının risklerini anlatıp durdu.

2018 seçim öncesinde Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı’nın (OBİT) kurulmasını öneren Kılıçdaroğlu; Türkiye, Suriye, Irak ve İran’ın bir araya gelerek tüm sorunlarını çözebileceklerini anlattı.

Irak Cumhurbaşkanı Berhem Salih başta olmak üzere bölgede çok kişinin benzer söylemleri dillendirdiği bu projenin önünde bir tek engel var o da AKP yönetiminde Ankara.

Durum böyle olunca ana muhalefet partisi ve iktidar adayı CHP kendi başına ya da Millet İttifakı olarak inisiyatif almalıdır.

Yani CHP; İran, Irak ve Suriye’ye gitmelidir.

Erdoğan oralara gittiğine göre, Kılıçdaroğlu Rusya ve ABD’ye de gidebilir.

Erdoğan’ın barışma çabası içinde olduğu Mısır’a da.

Kılıçdaroğlu, İdlib ve TSK’nın kontrol ettiği Suriye’nin kuzey bölgelerinde incelemelerde de bulunabilir.

Yalnızca Erbil’e gitmekle OBİT’in yolu açılmaz.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı başkanlığındaki CHP heyetinin Kuzey Irak’a giderek (5-8 Eylül) orada bulunan taraflarla görüşmesi CHP’nin bölgesel Kürt sorununa olan ilgisini yansıtabilir ama CHP’liler bunun için Bağdat’a, PYD/YPG sorunun muhatabı Şam ve her iki başkentle yakın ilişki içinde olan Tahran’a da gitmelidir.

CHP böyle bir adımla hem bölgesel ve uluslararası arenada prestij ve saygınlık kazanır hem de var olan sorunların çözümüne katkı sağlar.

Şam, Bağdat ve Tahran hatta Kahire, Beyrut ve diğer başkentlerde herkesle görüşerek ilk elden gerçekleri öğrenecek olan bir CHP; tehlikeli maceralara hevesli görünen AKP’yi durdurabilir.

Başka türlüsü de olmaz.

Hep söylüyorum yine de söyleyeyim:

Ülke içindeki sorunların ezici çoğunluğunun nedeni dolaylı-dolaysız dış politikadaki maceralar ve bu maceraların ülkeye ve topluma yansıyan maliyetleridir.

Macera sürekli ve çok olunca maliyet büyüyerek katlanıyor.

Her alanda ve her konuda ülkenin içinde bulunduğu durum her şeyi açıklıyor.

CHP’ye düşen ivedi görev gerçekleri soyut söylemlerle değil somut bilgilerle halka anlatmaktır.

Bunu da Bağdat, Tahran ve Şam’a giderek başarabilir.

Bu üç başkente giden bir Kılıçdaroğlu’nun ortak sorunların çözümüne yönelik söyleyeceği her sözcük herkesi etkileyecektir.

Ortaklarıyla iktidara talip Cumhuriyet’in kurucusu CHP bunu yapmalı ve başarmalıdır.

CHP bunu yalnızca Türkiye için değil diğer üç ülke ve bölgenin tüm halkları için yapmak zorundadır.

Bu yolda önemli adım atabilen bir CHP, geleceğin partisi olduğunu kanıtlayacaktır. 

Tam da bölgede çok şeyin yeniden dizayn edildiği bir dönemde.

Tam da Arap ülkelerinin Suriye ile barıştığı bir sırada.

Tam da ABD ve batının İran’la barışmayı amaçladığı günlerde.

CHP bunu başarmadan on binlerce Türk TIR’ı 2011 öncesinde olduğu gibi Suriye sınırından girip bölgenin tüm ülkelerine rahatlıkla ulaşamayacaktır.

CHP bunu başarmadan Kılıçdaroğlu’nun söylediği gibi

“TIR şoförlerinin Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Rusya dahil diğer ülkelerdeki sorunları bitmeyecektir’.

TIR şoförlerinin sorunlarını çözemeyenler yalnızca Türkiye’nin değil bölgenin tüm ülke ve halklarının kalkınma ve esenliğini düşünmüyor demektir.

Bunun da yegane koşulu:

“Yurtta Sulh Cihanda Sulhtur”.

Ama geç kalmadan.

Yazarlar

Söylemek ve yapmak
Hüsnü Mahalli