Hüsnü Mahalli
28 Eylül 2021

Son kez


17 Eylül 2018’de Soçi’de bir araya gelen Erdoğan ve Putin, Suriye’nin İdlib kenti ve çevresinde bulunan 12 kadar ilçeyi işgal altında tutan silahlı gruplardan arındırmak konusunda anlaştılar.

Ankara ve Şam küs olduğu için Rusya Devlet Başkanı Putin, Suriye Cumhurbaşkanı Esad adına ve Nusra dahil silahlı gruplar adına da Erdoğan varılan anlaşmaya imza attılar.

Anlaşmaya göre “Türkiye; Ekim sonuna kadar Nusra ve diğer grupların elindeki ağır silahları alacak ve bölgede kalıcı bir ateşkes için yeni düzenlemenin yapılmasını sağlayacaktı.”

Ama yapmadı.

Yapmadığı gibi silahlı gruplara desteğini arttırdı ve her seferinde Suriye ordusunun kenti geri alma girişimlerini engelledi.

Bunun üzerine Rusya destekli Suriye ordusu 2019 yazında operasyon başlatarak bir çok ilçeyi geri aldı ve Soçi anlaşması gereği bölgede bulunan 8 Türk askeri gözlem noktasını kuşattı.

Durum giderek gerginleşiyordu.

Rusya ve İran destekli Suriye ordusu operasyona devam ederken Ankara da bölgeye askeri yığınağını artırıyordu.

Herkes kapsamlı bir savaş endişesi yaşarken Rus uçaklarının saldırısı sonucu 27 Şubat 2020’de 33 Türk askeri şehit oldu.

Durumu görüşmek üzere Erdoğan’a “5 Mart’ta gel Moskova’da buluşalım” diyen Putin; Erdoğan ve ekibini kapıda bekletip videoyu yayınlattıktan sonra İdlib’teki durumu görüştü ve yeni bir anlaşmaya vardı.

Bu anlaşmadan 19 ay sonra Erdoğan yarın yeniden Soçi’de olacak ve konu yine İdlib çünkü Ankara 5 Mart anlaşmasının gereğini yapmadı ve tersine bölgeye sürekli asker yığdı.

Bu da yetmiyor Ankara bölgede bulunan Nusra dahil (Türk devletine göre de terör örgütüdür) tüm grupların her türlü gereksinimini   karşılıyor ve TSK ile birlikte on binlerce silahlı militanın kontrol ettiği Suriye’nin % 10 kadarını Türkiye’nin bir parçası gibi yönetiyor.

İyi de neden?

Ankara; Suriye’den ne istiyor?

Ankara; bir bölümü Suriyeli olmayan on binlerce silahlı militanla neden işbirliği yapıyor ve maaşları dahil neden onların tüm gereksinimlerini karşılıyor?

Ankara; on yıldır Suriye’de harcadığı parayla yalnız Türkiye’de değil aynı zamanda Suriye’de de yüzlerce öğrenci yurdu ve üniversite inşa ederek iki ülkenin geleceğine katkı sağlayabilirdi.

Yapmadı çünkü derdi başkaydı!

Peki şimdi ne olacak?

Gelen haber, yorum ve karşılıklı demeçlere bakılırsa yarınki toplantıda önemli kararlar alınabilir ve Ankara; İdlib ve genel olarak Suriye politikasını gözden geçirebilir.

Bunun da temel üç nedeni var:

1-  ABD artık Erdoğan’ın arkasında ya da yanında değil.

2-  Erdoğan’ın Suriye planlarına dolaylı-dolaysız hizmet eden Arap iktidarlarının bir çoğu (Mısır başta olmak üzere) Şam’la barışma ve işbirliği yapma hazırlığında.

3-  Rusya ve İran destekli Esad Suriye toprağı olan İdlib ve çevresini geri almaya kararlı görünüyor. Çünkü İdlib ve Türkiye’nin desteklediği silahlı gruplar sorunu çözülmeden Fırat’ın doğusundaki ABD, batı ve İsrail destekli PYD/YPG sorunu çözülmez. Bu iki sorun çözülmeden Suriye’de elektrik, su, yakıt, yoksulluk, açlık ve benzeri hiçbir sorun çözülmez ve mülteciler ülkelerine dönmez.

Karar verme zamanı geldi ve geçiyor.

Afganistan’dan çekilen ve yakında Irak’dan çekilecek olan ABD er ya da geç Suriye’den de çekilecek.

O gün gelmeden Türkiye’nin Suriye topraklarından çekilmesi ve Şam ile 2011 öncesi duruma dönmesiyle ikili ilişkilerde ve tüm bölgede her şey normale dönebilir.

Esed yeniden Esad olmazsa da olur.

Önemli olan yalnızca Suriye ve Türkiye değil bölgenin tüm halklarının dostluk ve kardeşliğidir.

Kin, nefret ve gaddarlıktan uzak dostluk, kardeşlik ve barış olmadan hiçbir sorunumuza çare bulamayız.

10 yılda bunu öğrenmiş olmalıyız!

Son kez bir düşünelim:

Siyasal İslam projesi çökmüş ve ideolojik saplantılı söylem, tutum ve davranışlar iflas etmiştir.

Yazarlar

Son kez
Hüsnü Mahalli