Memduh Bayraktaroğlu
25 Aralık 2020

Siyasetçiler seçim meydanlarına ellerinde İncil veya Tevrat ile çıkıp; yurttaşlarını kutsal kitapla kandırmazlar…


Gelişmiş demokrasilerde (Ki bunlar genelde hem Hristiyan ve hem de daha ziyade proteston mezhebinden olan halkların yaşadığı ülkelerdir) halklar, yurttaşı oldukları ülkenin yönetilmesini vekillerine emanet ederler…

Ve gelişmiş ülkelerin milletvekilleri, senatörleri emanete ihanet etmezler…

Asillerine karşı saygılıdırlar…

Gelişmiş ülkeleri yöneten siyasi kadrolar, halkın sahip olduğu devletin hazinesinden haksız yere tek sent almazlar…

İhalelere fesat karıştırmazlar…

Yakınlarına, eş, dost, ahbap ve yalakalarına devlet ihalesi vermezler…

Kamu adına yapılan her türlü iş, işe alım veya yargılamada fırsat eşitliği vardır…

Gelişmiş ülkelerde din, Allah’la birey arasındaki iletişim aracıdır

Kiliseler asla devletin işine müdahil olmaz…

Siyasetçiler seçim meydanlarına ellerinde İncil veya Tevrat ile çıkıp; yurttaşlarını kutsal kitapla kandırmazlar…

Rahipler, rahibeler, papazlar ve bilumum din insanları da keza…

Siyasi iktidarın propagandasını yapmazlar…

Peki…

Az gelişmiş…

Ya da…

Gelişmekte olan ülkelerde nasıldır durum?..

Onu da bir diğer yazıda okuyacaksınız…

DİNLE, ALLAH’LA, KUTSAL KİTAPLA VE PEYGAMBERLE ALDATIRLAR

Az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerde ise, gelişmiş demokrasilerdekinin tam tersi olur…

Siyasetçiler seçim meydanlarına giderken:

Bir ellerine kutsal kitabı…

Diğer ellerine ise o ülkenin bayrağını alırlar…

Her cümlelerine “Allah’ın adını anarak” başlarlar…

Az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerde siyasi iktidarı ellerine geçirenler; kutsal kitapta “günah” olarak tanımlanan ne kadar eylem varsa hepsini yaparlar…

Yalan söylerler…

Irza geçerler…

Devletin hazinesini soyarlar…

Kamu kaynaklarını yakınlarına, eş dost ve ahbaplarına peşkeş çekerler…

Ama…

Zavallı ve eğitimsiz halkın güvendiği, tanıdığı, bildiği bir din adamından…

Hırsızlıklarının…

Yolsuzluklarının…

Ve her türlü kirli işlerinin…

Kutsal kitap tarafından kutsandığına ilişkin fetva gibi açıklamalar alır…

Kendi medyalarında yayınlarlar…

GELİŞMİŞLİKLE AZ GELİŞMİŞLİK FARKININ KAYNAĞI…

Yani canlarım…

Az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerle gelişmiş demokrasiler arasındaki fark…

Din kültürlerinden ve din ahlakından kaynaklanıyor…

Az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerde cahil, eğitimsiz, fukara halklar

Siyasi iktidar sahipleri tarafından:

Allah’la…

Kutsal kitapla…

Ve…

O dinin peygamberi ile aldatılırlarken…

Gelişmiş demokrasilerde siyaset, hukuk ahlâkı üzerinden yapılıyor…

EN BÜYÜK YALAN İŞTE BU YALANDIR…

İnsan hayatı, “keşke” ile “iyi ki” arasına sıkıştırılmış vaziyettedir…

“Keşke” demek pişmanlıktır…

Pişmanlık geçmişte yapılan yanlışları silme veya düzeltip doğru hale getirmeye yetmez…

Ama…

Gelecekte yaşanabilecek tehlikeler için önlem almaya yarar…

“İyi ki” ise…

Geçmişinden pişmanlık duymayan başarılı insanların iki kelimelik en kısa cümlesidir…

İnsanlar kendi eylemlerinden pişmanlık duyar…

Kendi eylemleri için, “iyi ki” derler…

Halkların ise “iyi ki” diyebilmeleri kendi eylemlerine bağlı değildir…

Çünkü…

Demokrasi her ne kadar “halkın kendi kendini idaresidir” diye tanımlansa da…

Az gelişmiş ya da gelişmekte olan

Halkların ve siyasetçilerin büyük çoğunluğunun “Müslüman” olduğu ülkelerde söylenen en büyük yalan işte bu yalandır…

HALİMİZE ŞÜKREDELİM ALLAH KORUYOR

Biliyorum…

Kimileriniz ana yazıyla ilgili, “Yahu bu yazı ne alaka?” diye soracaksınız…

Aslında bunu bir fıkrayla anlatacaktım…

Anlatacaktım ama…

Ne kadar masum olursa olsun BİK bik yapılacağından korktum…

Ancak….

Şu kadarını hatırlatayım…

Fıkra şöyle başlıyor…

“Oflu Hoca bir gün…”.

Ve şöyle bitiyor:

Köylü, karısının üzerinde yüzükoyun yatan Oflu’ya ‘bu ne hal Hoca?’ diye sorduğunda Hoca pişkin pişkin sırıtır ve şöyle der: “Ya gözüne geleydi daha mı iyi olurdu?..”

Yani halimize şükredelim…

Ki…

“Gelişmiş ülkeler” statüsündeyiz…

Ya aksi olsaydı?…

Allah koruyor yani…

MERKEZ BANKASI BAŞIMIZI DÖNDÜRDÜ…

SÖZCÜ’de yayımlanan haberin üst başlığı şöyle:

“Merkez Bankası, bugünkü Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında politika faizini yüzde 15’ten yüzde 17’ye yükseltti.”.

Bankanın gerekçesi ise şu:

(Enflasyonla mücadele edebilmek için) güçlü bir parasal sıkılaştırma yapılmasına karar vermiştir…”.

Bunun benim iktisadi sözlüğüme göre mealen tercümesi şöyle:

“Yeterli gıdayı alamadığı için 40 kiloya düşen hastamız; bir yandan kortizonla tedaviye edilirken diğer yandan da kendisine 200 kiloluk bir kişiye uygulanan gıda rejimi uygulanacaktır…”.

Yazarlar

Siyasetçiler seçim meydanlarına ellerinde İncil veya Tevrat ile çıkıp; yurttaşlarını kutsal kitapla kandırmazlar…
Memduh Bayraktaroğlu