“Sayılmayız parmak ile tükenmeyiz kırmak ile!”

27 Şubat 2020

Bilinen ve ibret alınması gereken bir hikayedir…

Fransa İmparatoru Napolyon Bonapart, 1815 yılında, Belçika’nın Waterloo kasabası yakınlarında İngiltere-Prusya İttifakı ile girdiği büyük savaşı kaybetmişti. Ağır ve kesin bir yenilgiydi bu ve Victor Hugo bu savaşı şöyle tarif etmişti:

Waterloo bir savaş değildir, dünyanın yüzünün değişmesidir!..

Hikayemiz de savaşın hemen ardından Napolyon’un generallerini çağırıp, bu büyük hezimetin nedeninin sormasıyla başlar:

Nedir yenilmemizin sebebi?

-Birden çok sebep var majeste, öncelikle kurşunumuz tükendi…

Napolyon büyük bir hayretle generalin yüzüne bakar; böylesine feci bir gerekçeyi aklına bile getirmemiştir… Büyük bir ızdırapla elini kaldırıp, diğer sebepleri saymaya çalışan generali durdurur:

O halde diğer sebepleri saymanıza gerek yok!..

Waterloo, Napolyon’un son savaşı olacak, St.Helena adasına sürgüne gönderilecek ve 5 Mayıs 1821’de sürgündeyken hayatını kaybedecekti!

Hava savunmasız savaş olur mu?..

Diyeceksiniz ki, “Bu hikaye de nereden çıktı?”

Malum, AKP’li Cumhurbaşkanı, İdlib ve Libya konusunda sürekli açıklamalar yapıyor… Mesela “İdlib’de mecbur değil, mahkumuz” demişti. Niçin mahkum olduğumuzu da Suriye ile olan 911 kilometrelik sınırımıza bağlamış, “Biz olmayacağız da kim olacak?” demişti.

Dün grup toplantısında yaptığı konuşmada ise İdlib’de en küçük geri adım atmayacaklarını söylerken, hepimizin bildiği sırrı da açığa vurdu ve şöyle dedi:

Şu andaki en büyük sıkıntımız hava sahasını kullanamamak. İnşallah buna da en yakın zamanda çözüm bulacağız!..

Erdoğan’ın söylediği gayet açık; “Hava sahasını kullanamıyoruz” demenin Türkçesi şu demek oluyor:

Suriye’de, İdlib semalarında uçak uçuramıyoruz!..

Üstelik uzun süredir geçerli bu durum, dünün meselesi değil… Peki, niçin uçuramıyoruz?

Rusya izin vermiyor da onun için!

Ancak aynı Rusya, İdlib’de uçaklarıyla rejim güçlerine dilediği gibi destek veriyor, lüzum gördüğü her yeri bombalıyor…

Pekii, biz bu durumda İdlib’de Suriye rejimine Şubat sonuna kadar verdiğimiz süre içinde istediğimiz geri çekilme olmazsa bir savaşı nasıl yürüteceğiz? Hava koruması olmadan, karşımızda Rus uçakları varken nasıl olacak da Suriye güçlerini püskürteceğiz?

Grup konuşmasında buna da şöyle yanıt verdi AKP’li Cumhurbaşkanı:

Her türlü fedakarlığı göze alıyoruz. Sayılmayız parmak ile, tükenmeyiz kırmak ile. Şehadet bizim için son değil, payelerin en büyüğüdür. Savaşta tank, top bir yere kadar, asıl mesele yürektir!..

Bu durumda “Uçak yok ama yürek var” mı demeliyiz?.. Halbuki bu işin uzmanları bambaşka şeyler söylüyor; birleştikleri ortak noktayı söyleyeyim yeter:

Hava desteksiz bir savaş cinayettir!..

Hele karşı tarafta en güçlüsü varsa! Cumhurbaşkanı’nın, “En yakın zamanda çözüm bulacağız” söyleminin ardında ABD’den istediğimiz patriotların olduğunu anlamak için ille de kahin olmak gerekmiyor. ABD’nin bu patriotları verdiğini varsayalım; gerçi ortada henüz bir işaret yok ama öyle olduğunu kabul edelim… Ortaya iki yaşamsal soru çıkıyor:

1-Ne karşılığında verecek bu hava savunma sistemini ABD?.

2-Bu sistemle Rus uçakları vurulursa, Türk-Rus ilişkileri nereye evrilecek ya da devrilecek?..

En büyük Türk büyükleri bunu da düşünmüştür zannımca…

“Can Paker nerede sahne alacaktı?”

Sabah gazetesinin başyazarı Mehmet Barlas, geçenlerde bir yazı kaleme aldı… Şöyle diyordu o yazıda:

Gerek Soros’u gerekse FETÖ’yü doğru olarak anlayanlar, doğru zamanlarda onlarla yollarını ayırdılar!..

Barlas, Osman Kavala için de “Ayrılamayanlardan biri olan bahtsız Osman Kavala ne yazık ki hala bu beraberliğin hesabını veriyor” diye yazdı.

Önce Soros’un Açık Toplum Enstitüsü’nü Türkiye’ye getiren kimdi ona bakalım:

Can Paker!

Paker aynı zamanda Soros destekli TESEV’in de başındaki isimdi! Tam 17 sene Soros’la olağanın üzerinde ilişkide olan kişiydi yani!

Peki Can Paker kimin kayınbiraderiydi? Mehmet Barlas’ın!..

Kısacası Barlas cansiperane şekilde eşi Canan Barlas’ın kardeşi Can Paker’i savunuyordu. Dün Yeni Şafak gazetesinde Tamer Korkmaz, yukarıda adı geçen muhteremler hakkında ağır bir yazı kaleme aldı. Barlas’ın  “savunma” yazısını yerden yere vurduktan sonra son paragrafta şu soruyu sordu:

Şayet FETÖ’nün 15 temmuz darbesi başarılı olsaydı, “bütün hücreleriyle Amerikancı” Can Paker acaba nerede sahne alacaktı?  Herhalde 15 sene önce kapanan Maksimum Gazinosu’nda değil!..

Epey ağır değil mi? Peki yanıt gelir mi? Hiç sanmam, unutturmak daha çok işlerine gelir herhalde!..