Can Ataklı
25 Nisan 2021

Sarayın çocukları başardı sonunda


ACAİP YAZILAR

Sarayın çocukları başardı sonunda

Tarih 20 Ocak 2021’i gösteriyordu.

Amerika’nın başkenti Washington’da Capitol Hill’in önünde tarihi bir tören yapılıyordu.

Cumhuriyetçi parti adına 4 yıl saçma sapan bir başkanlık yapan Trump’ı 4 Kasım’daki seçimlerde yenen Joe Biden, Amerika’nın 46’ncı başkanı olarak yemin ediyordu.

Dünyanın birkaçı hariç bütün ülkelerinde nefreti üzerinde toplayan Trump’ın gidişi her yerde kutlanıyordu.

Trump’ı pek seven AKP iktidarının başındakiler buruk bir biçimde izliyordu bu yemin törenini.

Açıktan söyleyemeseler de hemen hepsinin içinden geçen şuydu besbelli; “Şimdi ne yapacağız?”

Tabii ki dünyanın sonu değildi.

Tabii ki devletler arasında ebedi düşmanlık da dostluk da olmazdı.

Tabii ki yeni başkanla da eskisiyle olduğu gibi iyi ilişkiler kurulabilirdi.

Saray danışmanları kolları sıvadılar hemen.

İlk iş bütün ülkelerin yaptığı gibi kutlama telefonu açmak oldu.

Beyaz Saray arandı.

Telefona çıkan kişi “Sayın başkan pek meşguller şu sırada, ama ilk fırsatta sizi arayacaktır” dedi.

Saray danışmanları “Normal bu tabii, nasıl olsa bugün yarın cevaben arar” dediler sonra da muhtemelen genel başkana gidip “Efendim telefonu açan kişi çok sıcak davrandı, merak etmeyin Trump’la nasılsa Biden’la da aynısını kurarız” dediler.

Ama beklenen telefon bir türlü gelmiyordu.

Saray danışmanları başladılar kara kara düşünmeye.

“Bu iş için Amerika’da lobi yapmak gerek.”

Fikir parlaktı.

Eh itibardan tasarruf edilmediği için çuval dolusu para da vardı.

Biri de “Ricacı heyetleri de unutmayalım” dedi galiba.

Bir taraftan milyonlarca dolara tutulan lobi şirketi, bir taraftan ricacı heyet başladılar Pensilvanya Caddesi’nde turlamaya.

Ara sıra Beyaz Saray’a bir mesaj ulaşıyordu, cevap hep aynıydı; “Başkan uygun bir zamanda, artık üç günde mi, üç hafta da mı yoksa üç ayda mı olur bilemeyiz ama mutlaka arayacaktır.”

Aradan tam üç ay geçti.

Nihayet 23 Nisan günü başkanın arayacağı konusunda bir haber uçtu Washington’dan.

İktidar medyası heyecandan kalbi duracak gibi başladı “Biden bugün arayacak” haberleri yapmaya.

Akademisyenler, gazeteciler, siyasetçiler sabahtan akşama “Biden ararsa ne diyecek, ne mesaj verecek, Türkiye için hayırlı olacak mı?” türü sorulara cevaplar aradılar.

Sonunda Biden, Erdoğan’ı aradı.

Saraydaki çocuklar sonunda başarılı olmuşlardı.

Üç ay süren yalvarma, yakarma seansları sonuç vermişti.

Tamam da peki ne konuşulmuştu, sonuç iyi miydi?

Neyse Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı merakları giderdi.

Yaptığı açıklamaya göre Biden-Erdoğan görüşmesinde karşılıklı çıkar ilişkileri temelinde işbirliğinin genişletilmesi amacıyla birlikte çalışmanın önemi hususlarında mutabık kalınmış, Erdoğan, FETÖ’nün ABD’deki varlığı ve ABD’nin Suriye’de PKK-PYD terör örgütüne verdiği destek gibi konuların çözüme kavuşturulmasının, Türk-Amerikan ilişkilerinin daha ileri seviyelere taşınması için önemli olduğunu ifade etmiş.

Saray danışmanı en güzel haberi son cümleye saklamış. “İki lider haziranda yapılacak NATO zirvesinde yüz yüze görüşmeye karar vermişler.”

Saray açıklamasında görüşmenin ne kadar sürdüğü ile ilgili bir bilgi yok.

Ama insanın içinden AKP genel başkanına “helal olsun” demek geliyor.

Sen tam üç ay bir telefon gelecek diye gece uyku bile uyuma, sonra telefon gelir gelmez FFTÖ’den PYD’den bahset.

Vallahi inandıktan sonra pek güzel tabii.

Peki Beyaz Saray açıklama için ne diyor.

Hiçbir şey.

Beyaz Saray açıklamasında sadece Görüştüler, ikili ve bölgesel konuları ele almak üzere haziran ayındaki NATO Zirvesi’nde ikili görüşme yapma konusunda anlaştılar” denildi.

Ne FETÖ, ne PYD ne de Ermeni konusu var açıklamada.

Beyaz Saray yetkilileri muhtemelen yazmayı unutmuşlardı, yoksa belirtmezler mi FETÖ’yü PYD’yi..

NOT: Amerika Başkanı’nın 24 Nisan açıklamasında Ermeni Soykırımı tanımı kullanacağı belirtiliyordu. Bu yazıyı okuduğunuzda bu açıklama yapılmış olacak. Soykırım dese de demese de saray iktidarı bunu lehinde gösterecektir. Soykırım derse “dış güçler” yaygarası koparılacaktır. Soykırım demezse de “Başkanımızın dik ve kararlı duruşu sayesinde Amerika soykırım diyemedi” denilecektir. Hiç kuşkunuz olmasın.

OKURDAN MESAJ

128 milyar dolar yok olmamış canım sadece yer değiştirmiş

İktidarın tüm kimyasını bozan “128 milyar dolar nerede?” sorusuna verilen cevaplar artık saç baş yolduracak hale geldi.

Saray ve adamları “Parayı cebe atan yok” algısını oluşturmak için gece gündüz çırpınıyor.

Bu uğurda birbiri ile çelişen o kadar çok açıklama yapıldı ki, işin içinden çıkabilene aşk olsun.

Okurlarımdan Levent K. “128 milyar dolar yok olmadı yer değiştirdi” savunmasına karşı askerlik dönemindeki bir anısını aktarmış.

Sizinle de paylaşmak istedim;

Erdoğan öyle demiş… 

Onun sözü askerlik günlerimi hatırlattı bana. 

Askerde çok kullanılır “mevzi değiştirmek” 

4 ay kısa dönem er olarak askerlik yaptım. 

Birgün çavuş geldi. Teftiş var dedi, hiç bir eksiklik istemiyorum. 

Koğuşun önündeki yangın söndürme kovalarımız eksik dedi. 

Her bir kovada bir harf yazıyor. Y-A-N-G-I-N

Bizimkinde eksik 2 veya 3 harf var. 

Ne yapacağız dedik. Komşu bölüğün yangın kovalarından eksik harfleri tamamlayın. 

Ama bu suç olmaz mı dedik. Hayır dedi, buna mevzi değiştirmek denir. 

Peki dedik. Yemek sonrası 3 kişi komşu bölüğün oraya gittik, kovaların yanına oturduk. Herkesin yatmasını bekledik. Emin olunca da kalkarken eksik harfin olduğu yangın kocasını aldık, bölüğümüze geldik, harfleri tamamladık. 

Ertesi gün içtimaya rap rap giderken o bölüğün de önünden geçerken yangın kelimesinin eksik halini görünce içimizden kıs kıs güldük… 🙂 

Teşbihte hata olmaz. 

Erdoğan’ın cümlesi beni o günlere götürdü. 

Saygılarımla.

KOMİK

Erdoğan’ı durduran tek adam

Adı Oktay.

Çengelköy’ün neşe kaynağı.

Biraz uçuk kaçık.

Elinde hep bir kasetçalarla geziyor.

Bir de şarjlı, ekolu bir mikrofonu.

En büyük keyfi kaset çaları sonuna kadar açıp sokakta şarkı söylemek ve oynamak.

En sevdiği kişi AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan.

Pek çok resmi işinde Vahdettin Konakları’nı kullanan Erdoğan bu nedenle sıklıkla Çengelköy’den geçiyor.

İşte Oktay, Erdoğan ne zaman geçse yolun ortasına atıyor kendini ve konvoyun kısa süreli durmasına neden oluyor  .

İlk başta anlamamış korumalar ve Oktay’ı neredeyse oracıkta indiriyorlarmış.

Neyse ki çevre esnafı anlatmış durumu.

Bunun üzerine Erdoğan çıkarıp 200 lira vermiş.

Tabii durum öyle olunca Oktay’ı tutabilir misiniz?

“Reiiiiis” diye bağırıp her seferinde kesmeye başlamış konvoyun önünü.

Şaka bir yana Oktay, Erdoğan’ı durduran tek adam, orası da ayrı.

Erdoğan bir vermiş, iki vermiş parayı, her zaman da olmaz ki.

Sonunda 4 kişilik bir polis ekibi önceden gelmeye başlamış Çengelköy’e ki Oktay yine bir delilik yapmasın.

Şimdi artık konvoyun önüne atlayamayan Oktay, anlatıyor çevresine “Ben var ya Erdoğan’ı durduruyorum” diye.

ÇOK KOMİK

Bu pazar yine 3 güzel fıkramız var

Sokağa çıkma yasağı devam ediyor, havalar ısınsa da henüz tam bahar havası yaşamıyoruz bir türlü.

O halde bu sıkıntılı güne biraz tebessüm ederek bakalım.

Yıldırım Tuna, bu pazar için 3 fıkra göndermiş;

Mikserli aşk..

Kadıncağız annesini ziyarete başka bir şehre gider, adam çapkınlıktan sabıkalı olduğu için de sık sık kocasını kontrol etmek zorunda.
Gider gitmez de kocasını telefonla arar,

“Kocacığım neredesin?..”

“Evdeyim bir tanem..”

“Yalan söylemiyorsun di mi?..

“Aa?.. Nerden çıkarttın ki hayatım?..”

“Öyleyse benim için mutfaktaki mikseri çalıştırır mısın?

“RRRRRRRRRRRR..!”

Ertesi gün alakasız bir saatte kadıncağız tekrar arar,
“Hayatım neredesin?..”
“Evdeyim evimin nuru?..”
“Emin misin?..”
“Tabii ki meleğim..”
“Mikseri çalıştır da göreyim..”
“RRRRRRRRRRR..!”
Ertesi sabah eşine haber vermeden erkenden küçük oğlunu arar “Baban nerede?..”diye,
“Bilmiyorum anne..” diye cevap verir oğlan, “Babam her sabah mikseri kapıp koşarak kan ter içinde evden çıkıyor..!”

(Alıntıdır)

Nazik kız

Bu ikinci buluşmamız. Biraz cesaretlenip utanıp sıkılarak “Burnum çok büyük değil mi?” diye sordum.

“Yo..Yoo.. Nereden çıkarıyorsun?..” diye cevapladı nazik kız, “Sadece yüz kısmın epey geriden başlıyor o kadar..!”

İş arayan Temel

Malum ekmek aslanın ağzında, Temel iş arıyor, işveren de mümkün olduğunca çok  iş yaptırarak faydalanmak istiyor yeni işe alacağı elemanından.

Bu nedenle sormuş Temel’e, “Çay demlemesini biliyor musun?..” diye,

“Evet?..” demiş Temel,

“Güzeell, “ diye cevap vermiş patron, “Pekii, vinç de kullanabilir misin?..”
Temel şaşırarak “Neden?” demiş, “Kardeşim sizin çaydanlık kaç ton?”

 

Yazarlar

Sarayın çocukları başardı sonunda
Can Ataklı