Can Ataklı
23 Haziran 2021

Sarayın ara seçim beklentisi


ANALİZ

Sarayın ara seçim beklentisi

Anayasa Mahkemesi, HDP’nin kapatılması için davanın iddianamesini kabul etti.

Böylelikle partinin kapatılma süreci de resmen başladı.

Dava ne kadar sürer, nasıl sonuçlanır?

Normal koşullarda “bunun kararını yargı verecek” demek durumundayız ama günümüz Türkiyesinde bu söylem gerçeği yansıtmayacaktır.

Çünkü çok belli ki HDP’ye dava açılmasına da bunun kabul edilmesine de saray karar verdi. Nasıl sonuçlanacağına da sarayın karar vereceğini söylemek çok şaşırtıcı olmaz.

Bu davanın ne zaman sonuçlanacağı konusu, konunun en önemli noktası bana göre.

Çok kısa sürede sonuçlanması, özellikle şubat ayından önce bitmesi pek çok olasılığın devreye girmesine neden olacak.

Eğer HDP kapatılırsa en az 45 milletvekiline siyaset yasağı gelecek, bu durumda milletvekillikleri düşecek.

Şimdi size Anayasa’nın 78’inci maddesini sunmak istiyorum;

“MADDE 78-Savaş sebebiyle yeni seçimlerin yapılmasına imkân görülmezse, Türkiye Büyük Millet Meclisi, seçimlerin bir yıl geriye bırakılmasına karar verebilir.

Geri bırakma sebebi ortadan kalkmamışsa, erteleme kararındaki usule göre bu işlem tekrarlanabilir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliklerinde boşalma olması halinde, ara seçime gidilir. Ara seçim, her seçim döneminde bir defa yapılır ve genel seçimden otuz ay geçmedikçe ara seçime gidilemez. Ancak, boşalan üyeliklerin sayısı, üye tam sayısının yüzde beşini bulduğu hallerde, ara seçimlerinin üç ay içinde yapılmasına karar verilir.

Genel seçimlere bir yıl kala, ara seçimi yapılamaz.

(Ek fıkra: 27/12/2002-4777/2 md.) Yukarıda yazılı hallerden ayrı olarak, bir ilin veya seçim çevresinin, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde üyesinin kalmaması halinde, boşalmayı takip eden doksan günden sonraki ilk pazar günü ara seçim yapılır. Bu fıkra gereği yapılacak seçimlerde, Anayasa’nın 127’nci maddesinin üçüncü fıkrası hükmü uygulanmaz.”

Genel seçimler 2023 yılının haziran ayında yapılacak.

Bu durumda ara seçimler en geç 24 Haziran 2022’den önce yapılmak zorunda.

2022 Haziranı’nda ara seçim yapılması için de en geç şubat sonunda karar alınması gerek.

Yani HDP, şubat ayına kadar kapatılır ve 40 HDP’linin milletvekilliği düşerse ara seçim kaçınılmaz olacak.

Böylelikle en az 40’ı HDP’den, 17 de daha önce boşalmış toplam 57 boş sandalye için seçim yapılacak.

İşte sarayın yeni hesabı bu.

HDP’nin milletvekillerinin seçildiği bölgede, AKP’nin dışında bir parti yok.

Üç ay içinde bağımsız adayları organize etmek ya da bir başka parti üzerinden aday göstermek çok zor.

Bu durumda AKP, 40 HDP milletvekilliğinin tamamını alabileceği gibi, diğer boş 17 milletvekilliğinden de en az 10’unu alabilir.

Meclis’te 288 olan AKP sayısı böylelikle 338’e yükselir.

Buna MHP’nin 48 milletvekilini eklediğimizde 386 ediyor.

BBP zaten AKP’nin yanında, sayı 387 oluyor.

7 bağımsız milletvekilini çeşitli vaatlerle AKP’ye destek vermeye zorlamak çok zor olmaz.

Böylelikle AKP koalisyonunun Meclis sayısı 393’e kadar bile çıkabilir.

Bu anayasayı değiştirecek güce ulaşmak demektir.

Yapılacak düzenlemelerle ve Seçim Kanunu’ndaki değişikliklerle Erdoğan’a seçim kazandırmak çok kolaylaşacaktır.

Zaten Erdoğan’ın amacı tek bir seçimi, bir oy farkla bile olsa kazanmak.

Ondan sonra Erdoğan’ı makamından ömür boyu indirmeye kimsenin güce yetmeyecektir.

Muhalefet, ara seçim planına karşı çok dikkatli ve duyarlı olmalıdır.

Sonra “atı alan” gerçekten Üsküdar’ı geçer ki, bunun dönüşü de olmaz.

DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER 

Sezgin Baran Korkmaz’ın iadesini istemek şovdan ibaret

Gazetelerin çoğunda dün Avusturya’dan Sezgin Baran Korkmaz’ın iadesinin istendiği haberi vardı.

Ayrıca Sezgin Baran Korkmaz da “Beni Türkiye’ye iade edin” demiş.

İkisi de doğru değil, ikisi de şov amaçlı.

Kısaca SBK olarak anılan bu kişi günlerdir gündemin bir numaralı maddesi olurken, kimsenin aklına “iade isteyelim” demek gelmiyordu.

Ne zaman Amerika, Avusturya’dan bu kişinin yakalanmasını ve iade edilmesini talep etti, bir de baktık ki Viyana Büyükelçisi, “İade işlemlerini başlattık” açıklaması yapmış.

Kimi kandırıyorlar?

İkincisi de zaten büyük olasılıkla Amerika’ya “teslim olma” talebi ileten SBK’nın, Türkiye’ye iadesini istemesinin ne kadar absürt olduğu ortada.

Bu konuda bana göre en iyi teşhisi yine Sedat Peker koydu.

Peker, önceki akşam Uğur Dündar’a hitaben attığı tweette şunları belirtti;

1- Uğur Ağabey yanlış anlamazsanız en önemli bölümü kaçırıyorsunuz. (anlattıklarınızın hepsi çok değerli ama). Sezgin Baran Korkmaz’a suç örgütü liderliğinden ve de kara paradan suçlama yapılıyor.

2- Suç örgütü suçlaması yapılabilmesi için polisin en az 6 aylık ön çalışma yapması gerekir. Ayın 4’ünde saat on buçukta İçişleri Bakanı bu şahısla nasıl görüşür? (hem de bakanlık makamında) Bu görüşmenin ertesi günü bu şahıs yurt dışına nasıl kaçar?

3- Bakanlığın kamera kayıtlarını ve HTS kayıtlarını şu ana kadar neden yayınlamadılar? Bence en önemli konu bu. Bu konu sanki unutturulmaya çalışılıyor. Başarılar dilerim.

ŞAŞIRDIM

TRT olunca içki reklamı yasağı da olmuyor

Avrupa Kupası’nda artık yokuz ne yazık ki.

Büyük umutlarla ve “şişire şişire” gönderdiğimiz “Bizim Çocuklar” kocaman bir hüsran yarattılar.

Şimdi herkes suçlu arama telaşında.

Tabii bu hezimet çabuk unutulacak.

Önümüzde Dünya Kupası elemeleri var.

Üst üste bir iki maç kazanalım, görün bakın aynı edebiyat yeniden başlayacak.

Biz artık elendik ama maçlar devam ediyor.

Vatandaşın önemli bölümü yine ekran başında ve aynı heyecanla maçları izliyor.

Maç yayınlarında bilmem dikkatinizi çekiyor mu, saha kenarındaki panolarda içki reklamları da var.

Bira reklamı var örneğin, çok sık çıkıyor.

Yine aperatif içki markaları da görünüyor.

Bizim televizyonlarımızda içki reklamı yasak aslında.

Filmlerde falan görünürse üzeri buzlanıyor.

Maçlar TRT’de yayınlanıyor ve içki reklamları da açık biçimde gözümüzün içine sokuluyor.

Merak ediyorum, eğer maçları başka bir kanal yayınlasa RTÜK ne yapar?

Malum RTÜK’ün yetki alanı içinde değil TRT.

ÇOK GÜLDÜM

Bir dakikada kaybedilen 1 trilyon 200 milyar dolar

Adı Christopher Williamson, hemşirelik okulunda okuyan 20 yaşında Amerikalı bir genç.

Son yıllarda özellikle gençlerin merak saldığı kripto para, hemşire adayının da ilgisini çekmiş.

Ama fazla parası yok, adı pek bilinmeyen Roket Bunny’den sadece 20 dolarlık almış.

Sabah cep telefonuna yüklediği uygulamadan “Bakalım param ne durumda?” diye bakmış.

Gördüğü rakama inanamamış.

Çünkü ekrandaki hesabında
1 trilyon 200 milyar dolar varmış.

Genç adam “Bir yanlışlık olmalı” diye düşünerek uygulamayı kapatıp tekrar açmış, ama görüntü yine aynı çıkmış.

Bunun üzerine hesabını hemen başka bir cüzdana aktarıp işi garantiye almaya çalışmış ki, zaten ne olduysa o an olmuş.

Şirket uygulama üzerinden otomatik olarak müdahale etmiş ve “Sistemsel bir hata oldu, en kısa sürede düzeltilecektir” notunu göndermiş.

Demek ki kripto para uygulamalarında sistemsel hatalar olabiliyor.

Bu öğrenildi, bunun yanı sıra bu tür büyük hatalarda bir alarm sistemi olduğu da anlaşıldı.

Peki tam tersi olsaydı ve örneğin bir yatırımcının bir milyon doları bir dolara düşseydi şirket aynı sistemsel hata mesajını gönderecek miydi?

BUNU YAZMAK GEREK

Görkemli bir “Selamünaleyküm” kampanyası

Adam yazmış Twitter hesabında, “Arkadaşlar, bu Can Ataklı Selamünaleyküm denmesinden rahatsız olmuş, o halde kendisini daha çok rahatsız edelim, selamünaleyküm, selamünaleyküm..”

Sonra peşi sıra tweetler yağmaya başladı.

Onlarca, yüzlerce belki binlerce bile olmuştur.

Twitter’da TT oldum bir anda.

Peki ne oldu da böyle oldu?

Tele1’deki sabah programında bir haberi okurken artık moda halinde, herkesin her yere girdiğinde ‘Selamünaleyküm’ dediğini söyleyerek, “Neden ille Arapça kullanılır bunun Türkçesi varken? Ayrıca selamünaleyküm deyince Müslüman olunmuyor” dedim.

Elbette ne olduğunu ben de biliyorum. Eleştirim, dini siyasal alanda kullananların bu tür sembolik dayatmaları ile de hafiften dalga geçmekti.

Zaten yayını izleyenler bunun farkında, yani dine karşı söylenmiş bir şey yok.

Önceki akşam bir Twitter kullanıcısı  benim bu konuşmamı paylaşmış, altına da az önce yazdığım gibi “Rahatsız edelim o zaman” demiş.

İşte o andan itibaren kampanya başladı.

Burada ilginç olan, birkaç kendini bilmez dışında hemen herkesin gayet seviyeli biçimde, çok medeni bir “rahatsız etme protestosu yapması” bana göre.

Benim espri amaçlı yaptığım bir konuşmayı, benzer bir espri ile bana yönlendirmişler.

Keşke hep böyle olsa protestolar.

Tabii dün öğleden sonra devreye her zamanki gibi Yeni Şafak gazetesi girdi.

Hiçbir ahlaki ve vicdani değeri olmayan bu gazete hemen “din düşmanlığı, İslam düşmanlığı” kelimelerini kullanarak beni yine hedef haline getirmiş.

Bu haysiyet yoksunluğundan sonra mesajların rengi bir parça değişti ama yine de istediklerini tutturamadılar.

Ne diyeyim, protestoculara düzeyli ve görkemli kampanyalarından ötürü teşekkür ederim, saygılar sunarım, her şeye rağmen kırılan, incinen olduysa da özür dilerim.

Bazen olur böyle şeyler.

 

 

 

 

Yazarlar

Sarayın ara seçim beklentisi
Can Ataklı