Can Ataklı
26 Nisan 2021

Sanki hiç bilmiyorlarmış gibiler


ANALİZ

Sanki hiç bilmiyorlarmış gibiler

Bundan önce taaa 1981’de Amerikan Başkanı Ronald Reagan, 24 Nisan açıklamasında “soykırım” sözcüğünü kullanmıştı.

O günden bugüne Amerikan yönetiminden bir daha soykırım sözünü duymadık.

Aslına bakarsanız 19 yıllık AKP iktidarında da Beyaz Saray her seferinde itidalli davrandı, Türkiye’yi ve Türk halkını kırmamaya özen gösterdi.

Tabii kendi ülkesinde ciddi bir oy potansiyeli olan Ermenilere de şirin gözükmeyi başardı hep.

Amerikan başkanları, soykırım yerine ‘büyük felaket’, ‘büyük trajedi’ tanımını kullandı.

Bu Ermeni dilinde aynı zamanda soykırım anlamına da geldiği için Ermeniler çok fazla ses çıkarmadılar, sonuçta biz de bir türlü tatmin edilmiş gibi olduk hep.

Bu sefer öyle olmadı.

Ancak benim dikkatimi çeken ve canımı sıkan şu ki, saray iktidarı sanki bunu hiç beklemiyormuş gibi davranıyor.

Oysa Biden’ın “soykırım” diyeceği 24 saat öncesinden Ankara’ya bildirildi.

Biliyordu saray yani.

Üstüne, Biden tam üç ay bekledikten sonra tam da 23 Nisan günü nihayet aradı Erdoğan’ı.

O konuşmada ne geçtiğini bilmiyoruz.

Sadece saraydan yapılan ve asla inandırıcı olmayan bir açıklama var önümüzde.

Klasik “İki ülke arasındaki tüm ilişkiler masaya yatırıldı” deniliyor örneğin, sonra da ekleniyor; “Sayın Cumhurbaşkanımız FETÖ ve PYD konusundaki kaygılarını dile getirmiştir.”

Kaç dakika sürdü bu telefon görüşmesi, Erdoğan hangi arada söyledi bunları, Biden bunlara ne cevap verdi bilmiyoruz.

Beyaz saray açıklamasında da zaten hiç ayrıntı yok.

Onlar; “İki lider, iki ülke arasındaki ilişkileri ve sorunları haziran ayında yapılacak NATO Zirvesi’nde yüz yüze görüşerek konuşma konusunda mutabık kaldı” dediler.

Yani Biden aramadan, saraya “soykırım denilecek haberiniz olsun” mesajı geliyor, sonra telefon görüşmesi gerçekleşiyor ve bu konu hiç konuşulmuyor, öyle mi?

Fırsat ele geçmişken Biden’a hiçbir şey söylemeyenler, açıklama yapıldıktan sonra veryansın ediyorlar.

İnandırıcı mı?

Tepkilere bakıyorum, hepsi sade suya tirit.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, “Siyasi hesap uğruna tarihin çarpıtılmasının bir göstergesi olan Biden’ın 1915 olaylarına ilişkin değerlendirmesini reddediyoruz” diyor.

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, her zamanki gibi anlamı olmayan “Tarihimiz hakkında kimseden ders alacak değiliz” cümlesiyle tepki gösteriyor.

Her şeyin en iyisini bilen sarayın İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Biden’a tarih dersi veriyor ve aynı klişe lafı kullanarak, “1915 olaylarını soykırım olarak etiketlemesini kati surette reddediyoruz, en sert şekilde telin ediyoruz” diyor.

Ben bu yazıyı yazdığım saate kadar henüz Erdoğan konuşmamıştı ama muhtemelen o da aynı lafları biraz daha esip gürleyerek söyleyecektir.

Peki bu kadar hasmane tutumun bir yaptırımı olmayacak mı?

Bana göre olmayacak.

Göreceksiniz önce ortalığı alevlendirecekler, sonra konu muhalefete yönelecek, HDP üzerinden yeni bir algı kampanyası başlayacak, Amerika ile eskisinden bile iyi ilişkiler kurulacak ve bu da “devlet yönetiyoruz, bakkal dükkanı değil” sloganıyla topluma benimsettirilecektir.

Kısacası; saray iktidarı durumu en kısa sürede kendi lehine çevirecektir.

Son notumu söyleyeyim, önümüzdeki günlerde nasıl olsa daha çok konuşacağız.

“Biden’ın bu çıkışı, Erdoğan’ı köşeye sıkıştırmak için değil, tam tersine iyice güçlendirmek ve kendisine daha da bağlamak için yapılmıştır.”

SABAH’TA BİR GÜN

Selahattin Duman’ı yitirdik. Tıpkı Mazlum Göknel (sol başta), Ahmet Vardar (benim yanımda) gibi. Ne kadar güzel günlerdi onlar. Gazetecilik yapardık, hakkıyla. Solda oturan Güngör Mengi, yanında Selahattin Duman ve Zafer Mutlu. O günleri o kadar özlüyorum ki…

NOSTALJİ

Hey gidi günler hey; Bir Selahattin Duman vardı

Henüz 12 Eylül olmamıştı.

Vatan gazetesinin kapanmasından sonra Günaydın’a geçmiştim.

Vatan’dan can dostum Zafer Mutlu ise Ankara Büyükşehir Belediyesi’nde çalışıyordu.

1980’de tekrar basına döndü ve Günaydın’da başladı o da.

İstanbul’da ev bulup taşınana kadar Laleli’de birlikte oturmuştuk.

Sonra Selahattin Duman geldi Ankara’dan.

Hiç tanımıyordum.

Zafer Mutlu’nun Ankara’daki en yakın arkadaşı, dostuydu.

Yoğun esmer bir yüz, pos bıyıklar, gözleri gülen biri.

Daha ilk günden birbirimize ısındık. Sonraki yıllarda Sabah’ın ikinci kere kuruluşuna birlikte geçtik, Zafer Mutlu önceden gitmişti.

2000 yılına kadar neredeyse gece gündüz birlikte çalıştık.

Sonra benim Sabah’tan tatsız ayrılışım, 7 yıl sonra bu kez Vatan’da tekrar buluşmamız geldi.

Müthiş bir editördü, ama yazarlığı her şeyi bastırdı.

İncenin incesi bir espri, insana feleğini şaşırtan bir hiciv sanatı ve Türkçeyi akıl almaz güzellikle kullanmak.

İşte Selahattin.

Yazarlığını, esprisini pek çok dostumuz yazdı.

Ben biraz da öteki Selahattin Duman’dan birkaç cümle ile söz etmek istiyorum.

Örneğin öyle ağır uyurdu ki, top patlasa uyanmazdı. Bir keresinde telefonla defalarca aramıştık. Açmayınca evine bir ekip gitti, zili çaldı, çaldı, çaldı olmadı, sonunda kapıyı kırıp girdiler. Sadece uyuyordu, uyanınca “Bu telaşa ne gerek vardı” demişti sakince.

Tavlanın kralıydı, yenemediği bir Mustafa Denizli olurdu ara sıra. Mustafa Denizli’deki şans da başkasında yoktur; bunu da bilesiniz. Hileli tavla getirdik, istediğimiz zarı atabiliyorduk, Mustafa Denizli’nin şansı bunu bile alt etmişti.

Yazısını inanılmaz hızla yazardı. Akşamüzeri beşe çeyrek kala gazeteye gelip beşi çeyrek geçe 10 bin vuruş, çok esprili ve tek hatası olmayan kaç yazı yazıp verdiğini hatırlamıyorum bile.

İnanılmaz bir zekâsı vardı. Çok hazırcevaptı. Baş edemediği ve kıyasıya bir savaşa girdiğinde pes ettirmediği kimseyi görmedim bugüne dek.

Çok erken gitti.

Son yıllarda sanki biraz hayata mı küsmüştü ne?

Bir trafik kazası hayatını altüst etti.

Sonra bir dolu hastalık tetiklendi.

Son 10 yıldır hiç konuşmamış, görüşmemiş olsak bile seni çok özleyeceğim, hiç unutmayacağım.

Bİ SORALIM BAKALIM

Ne demek “bir daha tekrarlanmaması için” demek?

Amerikan Başkanı Biden’ın 24 Nisan nedeniyle yayınladığı açıklamada çok dikkat çeken bir iki nokta var.

Biden, hesapta Osmanlı ile yeni Türkiye Cumhuriyeti’ni ayırmış.

“İstanbul” demiyor, “Konstantinopolis” diyor, 24 Nisan 1915’te tehciri başlatanlar için “Osmanlı yetkilileri” tanımı yapıyor.

Bunlar önümüzdeki günlerde AKP iktidarının Biden’a yakınlaşmasını halka anlatabilmesi için önemli noktalar olacaktır kuşkunuz olmasın.

Şu işin sıcaklığı geçsin, saray sözcüleri “Canım zaten Türkiye Cumhuriyeti’ni ayırmıştı, tarihi gerçeklerin ortaya çıkmasını onlar da istiyor” türü
laflar edecektir, göreceksiniz.

Ama Biden’ın açıklamasında bir cümle var ki, tarifi çok güç, en azından benim açımdan.

Biden diyor ki; “Tarihi teyit ediyoruz. Bunu suçlamak için değil, bu yaşananlar bir daha asla tekrarlanmasın diye yapıyoruz.”

Tamam suçlama yok, ama “bir daha olmaması için” sözü kime karşı, tüm dünyaya mı yoksa Türkiye’ye mi?

Biden, “Dün Ermenileri topluca yok etmişti sizden önceki devletiniz, bugün siz de benzer bir şey yapmaya kalkmayın sakın” demek istiyor olmasın.

PYD’ye verilen olağanüstü desteğin gerekçesini bu cümle içinde aramak yanlış olur mu?

CANIMI SIKAN ŞEYLER

HDP hem kendine ateş etti hem de muhalefeti mahvetti

Amerika Başkanı Biden’in “soykırım” açıklamasından sonra en aykırı açıklama HDP’den geldi.

HDP böyle bir açıklamayı neden yaptı?

Sıcağı sıcağına yapılan bu açıklamanın iktidar ya da muhalefet tüm halk tarafından tepki ile karşılanacağını bilmiyor muydu?

Bilmez olur mu?

O halde neden yaptı sorusunu bir kere daha sormak gerek.

HDP’nin açıklaması tarihi yanlışları barındırmasının da ötesinde son derece kışkırtıcı ve iktidarın ekmeğine yağ sürer nitelikte.

24 Nisan 1915’te, 250 Ermeni aydın ve siyasetçinin evlerinden alınarak zorla sürgüne gönderilmesi ve katledilmesi ile Ermeni soykırımının başladığının iddia edildiği bildiride, “Ermeni halkı, bin yıllardır yaşadığı ana yurdundan sürülerek, büyük oranda katledildi. Anadolu, Hristiyansızlaştırıldı. Soykırım neticesinde; mülkiyet ve kültürel varlık, kamu iradesiyle el değiştirdi. Türkiye, Ermeni Soykırımı ile 106 yıldır yüzleşmedi. Yüzleşilmeyen suç tekrarladı, yüzleşilmeyen suç, bugünlere taşındı. Büyük suç cezasız kaldı, ayrımcılık ve nefret suçları sıradanlaştı” deniliyor.

Saray, HDP’nin bu yanlış çıkışını elbette kaçırmadı ve anında tüm muhalefeti suçlamak için bir algı kampanyası başlattı.

İktidar medyası, CHP, İYİ Parti ve Saadet Partisi’ni hedefe koyarak sanki öncelik buymuş gibi, “HDP’ye neden iki çift laf etmiyorsunuz” dayatmasını gündeme taşıdı.

HDP, hiç gereği olmayan bir açıklama ile muhalif kesimlerde kendisine yönelik sempatiyi bir anda yerle bir ederek seçimlerdeki olası bir iş birliğini ciddi biçimde tehlikeye attı.

Sonuçta kazanan yine saray iktidarı oluyor.

O halde soruyu bir daha sormakta yarar var; “HDP bu açıklamayı neden yaptı?”

Yoksa yaklaşan seçimlerde saflar mı belirleniyor?

YENİ ÖĞRENDİM

Herkes çok kızdı ama suç duyurusunu yine HKP yaptı

Sarayın bakan adı altındaki memurlarından Ruhsar Pekcan’ın, kendi şirketinden bakanlığa mal aldığı Oda TV haberi ile ortaya çıkmıştı.

İşe bakın ki, bundan birkaç gün sonra kabinedeki memurlar arasında küçük çaplı bir değişiklik oldu ve Ruhsar Pekcan görevden alındı.

AKP Genel Başkanı’nın kararnamesinde gerekçe verilmedi.

Ertesi gün görev tesliminden sonra bizzat partinin genel başkanı, Ruhsar Pekcan’a başarılı çalışmaları ve katkıları nedeniyle teşekkür etti, hayatta başarılar diledi.

Yani anlaşıldığı kadarıyla AKP Genel Başkanı, kabinedeki memurunun yaptığı usulsüzlükten rahatsız olmamıştı.

Oysa ortada çok ciddi bir suç ve siyasi ahlâksızlık var.

Bütün siyasi partiler ve vatandaşlar, doğal olarak Ruhsar Pekcan’ın yaptığını eleştirdiler, suç olduğunu da altını çizerek söylediler.

Ancak tuhaftır hiçbiri suç duyurusunda bulunmamış.

Ruhsar Pekcan hakkında da suç duyurusunda bulunan, yine daha önceki başka olaylarda olduğu gibi yine Halkın Kurtuluşu Partisi olmuş.

HKP avukatları, eski Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan hakkında “görevi kötüye kullanma”, “irtikâp”, “kamu görevlisinin ticareti”, “nüfuz ticareti suçu” suçlarını işlediği gerekçesiyle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunmuşlar.

Suç duyurusu var da bakalım saraydan yeşil ışık gelecek mi?

Yazarlar

Sanki hiç bilmiyorlarmış gibiler
Can Ataklı