Ümit Zileli
12 Ocak 2021

Rezillikler senfonisi!


Ziraat Bankası tee 1863’de Memleket Sandıkları adı altında Sırbistan’ın Pirot İlçesi’nde Mithat Paşa tarafından kuruldu…

1888 yılında, Padişah Abdülhamit zamanında ise Ziraat Bankası adını aldı… Adı üstünde, görevi tarımı desteklemek, çiftçiyi korumak, ucuz kredi vermek böylelikle tarımın da gelişmesini sağlamaktı…

İşte bu işlevleri üstlenmiş olan banka, kuruluşundan yaklaşık 150 yıl sonra, 2014’te kara para ve safahat merkezi olarak bilinen Virgin Adaları’nda kurulmuş bir şirkete 3 yılı ödemesiz 10 yıl vadeli tam 1 milyar 636 milyon dolar kredi verdi, bugünkü kurla 12 milyar TL!

Bir de şöyle anlatayım; Türkiye’den 9 bin km. ötede, ABD’nin burnunun dibinde, kara para aklanan adacıklar zinciri Virgin’e Türkiye’nin çiftçi bankasından devasa bir kredi postalandı! Sonra ne oldu peki? Yıllar içinde bu şirkete ödediği para şu kadar oldu:

17 milyon Türk lirası!..

Diğer bir deyişle şirket, bankaya neredeyse 5 kuruş ödemediği gibi, bir de ödemediği taksitler 750 milyon dolara yani 5 küsur milyar TL’ye ulaştı!..

Sayıştay’ın ortaya çıkardığı bu kepazelik de şirketin ismi dahi yoktu, iyi mi! Banka yöneticileri yıllarca durumu kamuoyundan saklamış, bilançolarını da buna göre ayarlamıştı! Banka yönetimi, sonunda “bir telekomünikasyon şirketi” denilen firmanın Turkcell olduğunu, yabancı ellere gitmesini önlemek adına bu kredinin verildiğini açıkladı!

Çok vatansever bir davranıştı tabii, ama yerli eller kimdi? Alan kimdi? Aracı olan kimdi? Madem kurtarılmıştı, kredi ödemeleri niçin yapılmamıştı?

Tüm bu sorular yanıtsız kaldı, bir diğer deyişle üstüne bir bardak soğuk su içildi mi o soru bile karanlıkta kaldı!

Çiftçinin, üreticinin sefil olduğu, traktörünün, arazisinin bile hacze uğradığı bir dönemde, böyle devasa bir krediyi, kendi işleviyle uzaktan yakından ilgisi olmayan, niçin Virgin Adaları’nda kurulduğu bile kocaman bir soru işareti olan bir şirkete peşkeş çekildiği iddiaları karşısında biraz olsun utandılar mı, bilemiyorum!.. Ancak bu krediyi veren Ziraat Bankası Genel Müdürü ile Maliye Bakan yardımcısının, Turkcell yönetim kurulunda olduğunu biliyorum!..

Bu, karanlık senfoninin “utanmazlık” başlıklı birinci bölümü!

“Aynı denizde bile değiliz!”

Başlık Birgün Gazetesi’ne ait…

Aynı gemideyiz” diyenlere de kapak gibi bir cevap tabii! Gazete, bu okkalı manşetin haberinde Ankara Üniversitesi’nde yapılan bir doktora tezini anlatıyor; tez sahibi, Avrupa’daki 22 ülkenin cumhurbaşkanı ve başbakan maaşı ile asgari ücretlinin gelirini karşılaştırmış. Sonuç? Tabii ki bildiniz:

En büyük uçurum Türkiye’de!

AKP’li Cumhurbaşkanı’nın 2017’deki yıllık maaşı 133 bin 763 Euro iken asgari ücretlinin yıllık maaşı 5 bin 314 Euro’ydu. Cumhurbaşkanı’nın maaşı, asgari ücretlinin 25.17 katıydı yani… Bu yıl Erdoğan’ın aylık maaşı 88 bin liraya yükselirken asgari ücret ise 2 bin 825 lira oldu. Böyle olunca ne olmuş oldu peki?

Cumhurbaşkanı’nın maaşı, asgari ücretin tam 31 katına ulaşmış oldu!..

Bu da senfoninin “görkem ve sefalet” bölümü!

Cem Yılmaz bunu film yapar valla!..

Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Bilal Yorulmaz ile Sarıyer Mehmet İpgin Ortaokulu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Tuğba Sarımsakçı Akar birlikte bir araştırma yapıp makale yazdı… Konu şu:

Cem Yılmaz Filmlerinin Din ve Değerler açısından incelenmesi!

Hangi filmler seçilmiş derseniz, G.O.R.A, A.R.O.G ve Arif V 216…

Bu iki muhterem zat, şahane incelemelerinde bu üç filmde cinselliğin, dekoltenin yoğun olarak kullanıldığını, eşcinselliğe ter verildiğini, ibadetlere ise hiç yer verilmediğini tespit etmişler! Daha da beteri, Arif karakterinin gençleri kötü yola teşvik ettiğini keşfetmişler! Nasıl keşfetmişler?

Filmlerde kadınlar dekolteli, mini etekli ve göbekleri açık olarak geziyormuş, cinsel içerikli sözler ise günlük yaşamın bir parçası olarak kullanılıyormuş!

Bu iki kafadar, böylesine “imansız” filmleri tabii ki en az birkaç defa seyretmiş olmalılar; benim merakım da şu:

İnceleyelim derken günaha girmişler midir acaba?!

Bu da rezillikler senfonisinin “kara komedi” bölümü!..

Haa, bir de SÖZCÜ’nün dünkü manşeti var; habere göre SÖZCÜ TV, RTÜK’ten 11 aydır logo değişikliği için izin beklerken, aynı RTÜK, Acun Ilıcalı’nın “TV8WORLD” adlı kanalının logosunu “TV8INT” olarak değiştirmesini 8 gün içinde işleme alıvermiş!

Ben bu durumu senfoninin neresine yerleştireceğime karar veremedim…

En güzel, en anlamlı nereye yerleştirilir, onu da siz düşünüverin artık!..

Yazarlar

Rezillikler senfonisi!
Ümit Zileli