Can Ataklı
13 Ağustos 2020

Peki onların kanları ne olacak?


ANALİZ

Peki onların kanları ne olacak?

Hemen tüm gazetelerde ve televizyonlarda AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın bir tweet mesajı haber yapıldı önceki gün.

Trabzon Maçka’da, PKK’lı teröristlerin açtığı ateş sonucu kaybettiğimiz 15 yaşındaki Eren Bülbül’ü ölümünün üçüncü yılında anıyordu Erdoğan.

Altına Eren Bülbül’ün sosyal medyada paylaştığı fotoğraflı “İyi ki varsın Eren”  mesajını da ekleyen Erdoğan kendi mesajında şöyle demiş;

“Şehadetinin üçüncü yılında, terör örgütü PKK tarafından alçakça katledilen Eren yavrumuzun kanını yerde bırakmadık ama acısı hâlâ yüreğimizde. Eren Bülbül ile birlikte bu vatan uğruna canlarını gözünü kırpmadan feda eden tüm şehitlerimizi rahmetle, hürmetle yad ediyorum.”

Son derece duygusal bir mesaj.

Hayata gözlerini kapadığında henüz 15 yaşında olan Eren Bülbül’ün adı ne zaman geçse benim de gözlerim oluyor.

Bu açıdan bakınca Erdoğan’ın hassasiyetini anlamamak mümkün değil.

Buna karşı sormak istediğim bir şey var. Eren Bülbül’ün kanı yerde kalmadı, peki ya başka aşırı şiddet ya da terör eylemlerinde ölen nice gencimizi ne yapacağız?

Sadece bir örnek vermek istiyorum.

Eskişehir’de dövülerek öldürülen Ali İsmail Korkmaz’ın kanı ne olacak?

Önce Eren Bülbül’ün öldürülmesine bir bakalım.

11 Ağustos 2017’de, Maçka’nın Köprüyanı Mahallesi’ndeki Vazelon Manastırı yakınlarında polis ekipleri ile PKK arasında çatışma çıktı.

Çatışan PKK’lılar kaçarak bölgedeki bir eve girdi. Bu grubu, girdikleri evden erzak çalarken gören Eren Bülbül durumu jandarma ve polislere bildirdi. Güvenlik kuvvetleri, Eren Bülbül’ün doğru söyleyip söylemediğini anlamak için, küçücük çocuğu önlerine katıp teröristlerin girdikleri eve kadar götürdü ve “Bu ev miydi?” diye açık alanda sordu.

Bu sırada evdeki PKK’lılar güvenlik kuvvetlerine ateş açtı ve maalesef vurulan küçük Eren Bülbül olay yerinde can verdi.

Eğer güvenlik kuvvetleri görevlerini doğru dürüst yapsa, çatışma çıkma ihtimali olan bir yere küçücük bir çocuğu en öne koyarak gitmemiş olsaydı, Eren Bülbül hâlâ aramızda olacaktı.

Eren Bülbül can verdikten sonraki operasyonlarda çatışan PKK’lılar da öldürüldü. Erdoğan’ın “Kanını yerde bırakmadık” demesi bu yüzden.

Demokratik bir ülkeyi yöneten bir kişinin “kan üzerinden” siyaset yapmasını bir kenara bırakalım, ama eğer “kanını yerde komadık” edebiyatına bu kadar sadıksa, kanı yerde bırakılan başkalarını da hatırlatmak gerek.

Geleyim vermek istediğim tek örneğe, ki sayısız örnek bulmak mümkün, Ali İsmail Korkmaz’ın vahşice öldürülmesine.

Henüz 20’li yaşlardaki Ali İsmail Korkmaz, Eskişehir’de oturuyordu.

2013’teki Gezi direnişi sırasında Eskişehir’de yapılan bir gösteriden sonra tek başına evine dönerken yolunu kesen bir grup, Korkmaz’ı öldüresiye dövmeye başladı.

Ali İsmail Korkmaz, feci bir halde ancak evine kadar gidebildi, ancak daha sonra beyin kanaması geçirerek hayata veda etti.

Peki kimdir Ali İsmail Korkmaz’ı acımasızca öldürenler?

Onlar da bir anlamda terörist değil midirler? Kendileri gibi düşünmeyen insanlara saldıran, hatta öldürenleri, sıradan saldırganlar olarak değerlendirebilir miyiz?

Kendilerini devletin yerine koyan ve bu nedenle kendileri gibi olmayanları hain olarak niteleyip ölüm infazını yerine getirenlere ne ceza verildi? Neredeyse hiç.

Küçücük Eren Bülbül’ü koruyamayıp teröristlerin önüne atanları görmezden gelerek “kanı yerde kalmadı” edebiyatı yapmak,  aslında sadece vicdanları kanatır.

CANIMI SIKAN ŞEYLER

Başlayan değil, biten bir yemeğin fotoğrafı

Bu fotoğrafı “her şey dahil bir otelde” yaptığı tatilden dönen bir arkadaşım çekmiş, bana da göndermiş.

Fotoğrafın altına da “Sakın yanlış anlama, bu fotoğrafı yemekten önce değil, yemekten sonra çektim” notunu düşmüş.

Muhtemelen tatilin ilk günündeki bir ailedir bu masayı donatan ve sonra çoğunu yiyemeyip bırakan.

Açık büfe olunca, ilk bir iki günde insanlar “arsızca” dolduruyorlar tabaklarını. Sonra tabii çoğunu yiyemiyorlar.

Bir tatilde konuştuğum “her şey dahil” büyük bir otelin yiyecek içecek müdürü anlatmıştı.

Büyük grupların geldiği ilk gün, örneğin 400 yeni müşteri geldiyse 600 kişilik yemek koyarlarmış.

İkinci gün, 500 kişilik yemek koyduktan sonra üçüncü gün, müşteri sayısı olan 400 kişiye göre yemek çıkarmış. Sonraki günlerde ise 350 ve 300 kişiliğe kadar düşermiş açık büfedeki yemek miktarı.

O yiyecek içecek müdürü, “İnanmazsınız Can Bey ama 7’inci gün, herkesin gideceği gün 400 kişiye 200 kişilik yemek koyarız yine de artar” demişti.

İnsan hali böyle bir şey işte.

ŞAŞIRDIM

Çamlıca Camii’nde gerçekten sadece 34 kişi mi cuma namazı kılmış?

Türkiye’nin, namaz kılınabilecek alanı en büyük camii, İstanbul Çamlıca tepesine yapıldı biliyorsunuz.

Kapalı alanında 30 bin kişinin namaz kılabildiği Çamlıca Camii, avlularıyla birlikte aynı anda 60 bin kişinin namaz kılmasına olanak sağlayabiliyor.

Bu caminin önünden sıklıkla geçiyorum.

Her saatte kalabalık.

Ama gözlediğim kadarıyla turistik kalabalık.

İstanbul’dan ve diğer illerden otobüslerle gelip görmek isteyenlerin kalabalığı bu.

Geçen hafta sosyal medyadaki bir habere çok şaşırdım.

Diyordu ki, “Bu cuma namazında, 60 bin kişilik Çamlıca Camii’nde sadece 34 kişi vardı.”

Doğru olabilir mi?

Sanmıyorum bu kadar olacağını ama daha önceki daha ciddi bir haberde, Çamlıca Camii’nde kılınan cuma namazları içinde en kalabalık olanına 9 bin kişinin katıldığı yazıyordu.

Kapalı alanı 30 bin kişilik olan camide 9 bin kişi çok küçük bir rakam.

Aslına bakarsanız cuma namazında belki 34 değil, 3 bin kişi vardır ama bu bile böyle devasa camiler yapılmasının gereksizliğini oraya koyuyor.

İstanbul, dünyada en fazla camisi olan kent.

Üstelik bunlardan en az 15 tanesi, 5 bin ve daha fazla kişinin aynı anda namaz kılabileceği büyüklükte.

Ama cuma namazları dahil bu camilerin hepsi boş.

Buna rağmen iktidar, her gün yeni bir cami yapmak için yarışıyor sanki.

Bugün yapılan bu büyük israf ve yanlış, yarın anlaşılacak ama iş işten geçmiş olacak.

FIKRA GİBİ 

İnce’ye akıl veren, zamanında aynı şeyi yapmıştı

Türkiye gerçekten çok ilginç.

Ya hafızamız çok zayıf ya da işimize nasıl geliyorsa öyle davranmayı çok sıradan bir davranış haline getirmişiz.

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı yaptığı Muharrem İnce, şu sıralar partisinden kopma aşamasında biliyorsunuz.

İnce bugün bir açıklama yapacak, parti kuracak mı, orası henüz meçhul, bekleyip göreceğiz.

“CHP’den ayrılıp bir parti kurmaması” konusunda kendisini uyarmak üzere partinin yaşlı isimlerinden Murat Karayalçın ve Hikmet Çetin, İnce’yi ziyaret ettiler iki gün önce. Medyaya yansıyan haberlere göre; Karayalçın, İnce’ye bayağı sert çıkmış, yaptığının yanlış olduğunu söylemiş, bu yolun sonunun olmadığını, hareketinin iktidara yarayacağını anlatmış.

Böyle bir durumda, partide ağırlıklı olan kişilerin devreye girmesi normaldir ve gereklidir de.

Ama bana komik gelen nokta şu; İnce’ye gidip “Aslolan CHP’dir, parti kursan bile sen yok olur gidersin, CHP kalır diyen” Murat Karayalçın, bundan tam 20 yıl önce Muharrem İnce’nin yaptığını yapmıştı.

Bir grup arkadaşıyla CHP’den ayrılan ve Sosyal Demokrat Halkçı Parti’yi kuran Murat Karayalçın, yıllar sonra tekrar partisine dönmüştü.

Karayalçın, daha önce genel başkanı olduğu ve CHP ile birleştirmek için yoğun çaba harcadığı SHP’yi yeniden kurarken, aşağı yukarı bugün Muharrem İnce’nin yaptığı eleştirileri yapmıştı.

Karayalçın’ı, İnce’ye yaptığı uyarı nedeniyle eleştirmek istemiyorum elbette, ama ortadaki çelişkili ve komik durumu da görmeden edemedim.

DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER

Putin’in “Aşıyı bulduk” sözü ciddiye alınabilir

Korona çıktığından beri her gün “Aşı bulundu, aşı geliyor, aşı geliştiriliyor” haberleri okuyoruz.

Ciddiye almak istiyorum, alıyorum da ama arkası gelmiyor.

Önceki gün Rusya Devlet Başkanı Putin, “aşı geliştirdiklerini ve çok kısa süre sonra bunun kullanılacağını” söyledi.

Söyleyen süper devletlerden Rusya’nın başkanı olunca elbette tüm dünyada yankı uyandırdı.

Öncelikle altın fiyatlarında görünür bir düşme oldu.

Amerika, Putin’in açıklamasının inandırıcı olmadığını bildirdi.

Bazı bilim insanları ,“aşı bulunmuş olsa bile hemen piyasaya verilemeyeceğini, test süresinin o kadar kısa olamayacağını” söylediler.

Umarım Putin’in dediği doğrudur.

Doğru olduğu konusunda ise ortada çok ciddi bir veri var.

Putin, bulunan aşının kendi kızlarından biri üzerinde denendiğini söyledi.

Putin’in kızlarından birinin hastanesi var, muhtemelen onun üzerinde denenmiş olabilir.

Tabii sonuçta Putin’in kızı kobaylık yapmış oluyor.

Rusya’yı tek başına yöneten bir kişi, kızının kobay olarak kullanılmasına izin veriyorsa, demek ki aşıya çok inanıyor ve güveniyor demektir.

Bu nedenle Rusların aşı geliştirdiği haberini ciddiye alıyorum.

Yazarlar

Peki onların kanları ne olacak?
Can Ataklı