Memduh Bayraktaroğlu
7 Mayıs 2022

Otur oturduğun yerde…


Siyasette ve ticarette (Ne yazık ki) vefa yok…

Fedakârlık ise:

“Aptallık…” olarak kabul ediliyor…

Peki, kabul…

Ama be canlarım…

Bu iki meslek de:

“İnsan” için…

“İnsan” tarafından yapılmıyor mu?..

İnsanı insan yapan ise sadece:

“Düşünme yeteneği…”.

Ya da:

“Alet yapabilme” becerisi mi?..

Tabii ki değil çünkü…

İnsanlarda, yeryüzünde başka hiçbir canlı türünde olmayan bir şeyler daha var:

Vicdan…

Vefa…

Fedakârlık…

Kemal Kılıçdaroğlu ve Meral Akşener’in siyasi hataları yok mu?..

Mutlaka var…

Bir kişinin hiç kabahatinin olmaması için…

Hiç icraatının da olmaması lâzımdır…

Ama lütfen elinizi vicdanınıza koyun ve cevap verin:

Hem Kılıçdaroğlu…

Hem de Akşener…

Canlarını dişlerine takmış…

Olmayanı oldururlarken…

Bugünün çocuklarının bilmedikleri için hatırlamadıkları ama…

Benim kuşağıma ise hiç unutturulmayan:

CHP-DP kavgasını adeta tarihten silmişlerken

Yanlarına:

Diğer dört siyasi parti genel başkanını da alıp:

Kutsal bir demokrasi yürüyüşüne çıkmışlarken…

Mansur Yavaş

Seçmenlerin…

Bazı gazeteci/televizyoncu/sosyal medya fenomeninin peşine takılıp:

“Mansur Yavaş mı?..”.

“Ekrem İmamoğlu mu?..” tartışması yapmaları…

Hangi vicdana sığar?..

Altı Genel Başkanın da:

“Cumhurbaşkanı adayımızı, seçim kararı alındığında açıklayacağız” dedikleri bir ortamda…

İstanbul Belediye Başkanı’nın:

“Kamuoyu araştırmalarında ben Kemal Bey’den de Mansur Bey’den önde çıkmalıyım” deyip yollara düşmesi…

Meydanlara koşması:

Hangi vicdana?..

Hangi vefa duygusuna?..

Hangi fedakârlığa sığar?..

Ekrem İmamoğlu

Eğer Kılıçdaroğlu risk almasaydı…

Eğer Akşener de Kılıçdaroğlu’na katılmasaydı…

Eğer ikinci turda HDP İstanbul seçmeni devreye girmeseydi…

Bugün İmamoğlu’nu kaç kişi tanıyacaktı?..

HADDİN DE DEĞİL

Ekrem Bey kardeşim…

Lütfen işinin başına dön

Aday olman gerekiyorsa olacaksın…

Olmaman gerekiyorsa bekleyeceksin…

Ama…

Pişmiş aşa su katmaya…

Erdoğan’ın değirmenine su taşımaya:

Hakkın da yok…

Haddin de değil…

O BİR DEVRİMCİYDİ…

Gazi Mustafa Kemal ve arkadaşları:

İhtilal yapmadılar…

Saray’ın sattığı vatan topraklarını geri alabilmek için…

İşgal ordularıyla savaştılar…

Ve kazandılar…

Atatürk

Kazanınca da…

Vatan topraklarını satan…

Aldıkları milyonlarca sterlin ya da altın borcu

Saraylar ve lüks yaşamları için harcayan padişahı ve halefini:

Ülkeden kovdular…

Gazi Mustafa Kemal ve onun yönetimindeki Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bir tek padişahı ya da halifeyi veya veliahdı öldürmedi…

Öldürtmedi…

Bu üç tarihi olayı neden mi hatırlattım?..

Kurtuluş savaşımızı Fransız ve Rus ihtilalleriyle eş tutan Marksist ve Siyasal İslamcı kafaların uydurdukları yalanları anlatabilmek için…

NEYZEN NE GÜZEL ANLATMIŞTI…

1789 Fransız ihtilali, Saray’a karşı yapılmıştı…

Kanlı ve acımasız ihtilali başlatan ve yöneten aydınlar:

“Hürriyet, eşitlik ve kardeşlik” getireceklerini…

Bunun için…

Gücünü halktan alan bir anayasayı yürürlüğe koyacaklarını:

Vaat etmişlerdi…

Neyzen Tevfik

1917 Ekim ayında Rusya’da; aydınların başlatıp yönettiği ihtilal de yine saraya karşı yapılmıştı…

O kanlı ve acımasız ihtilali başlatan ve yöneten aydınlar da aynen Fransa’da olduğu gibi:

“Hürriyet, eşitlik ve kardeşlik” getireceklerini…

Bunun için…

Gücünü halktan alan bir anayasayı yürürlüğe koyacaklarını:

Vaat etmişlerdi…

İhtilalci aydınlar vaatlerini yerine getirdiler mi?..

Hayır…

Aydınlar; aristokratları:

İdam ederek…

Kurşuna dizerek…

Ya da:

Hapishanelerde işkence ederek öldürmüş

Kendileri o saraylarda yaşamaya başlamışlardı…

Yani…

Büyük Usta Neyzen Tevfik’in dediği gibi olmuştu:

“Türkü yine o türkü, sazlarda tel değişti,

Yumruk yine o yumruk, bir varsa el değişti…”.

GARİP BİR KOMPLO MU YANİ?..

Komplo teorilerini sevmem

Kendim de uyduruk bir şeyler yazıp söylemek istemem…

Ama…

Bu defa ben de bir komplo teorisi uyduracağım…

Bunu yaparken de Sokrat modelini kullanacağım?..

– Soylu-Özdağ kavgası bir planın gereği olabilir mi?..

– Neden olmasın?..

– Senaryonun gereğiyse eğer, amacı kendi fanatiklerinin konsolidasyonu mu?..

– Öyle olduğunu varsayalım

– Bu kavga içeride gergin bir ortam yaratır mı?..

– Geçmişe bakarsak öyle olacağa benziyor

– Ortam gerildiğinde iktidarın OHAL ilan etme hakkı doğar mı?..

– Daha önce benzerini yaşamıştık

– Bu durumda OHAL değil de sıkıyönetim ilân edilsin diyenler çıkabilir mi?..

Zaten var ve her zaman olacaktır…

OHAL hangisinin işine gelir?..

Emniyette ve yargıda güçlü olduğu için Süleyman Soylu’nun tercihi OHAL olabilir gibi…

– Peki bu durumda, askeriyede daha güçlü olan Özdağ, sıkıyönetim için bastırabilir mi?..

Nereye varmak istiyorsun?..

– Sen neden cevap vermekten vazgeçtin soru soruyorsun?…

KÜRESEL GÜÇLERİ YOK…

Bugün en basit akıllı telefon sahibi olan üniversiteli bir genç:

Her türlü bilgiye kolayca ulaşma imkânına sahip…

Bugün en basit akıllı telefon sahibi olan üniversiteli bir genç:

Dünyada olup biten her şeyi:

Ülkeyi yönetenlerden daha çabuk öğreniyor…

Gelin görün ki…

Az gelişmiş ülkenin zekâ olarak da az gelişmiş politikacıları…

Kendilerini halâ…

Osmanlı döneminde zannediyorlar…

Oysa…

Ne dünya 100 yıl öncesinin dünyası…

Ne gençler 100 yıl öncenin gençleri…

Ey siyasetçi!..

Devletin imkânlarını kullanarak insanların:

Haber alma…

Dünyayı izleme…

Düşündüklerini özgürce paylaşma hakkını ellerinden alamazsın…

Hatta…

Bu imkâna sahip olsan bile

Bu imkânı kullanabilecek küresel güce:

Sahip değilsin…

BANA UZAK OLSUNLAR…

Canlarım…

Benden:

İtfaiye ile yangın arasında taraf tutmam istenseydi eğer…

Elbette…

İtfaiyeden yana olurdum…

Ama…

Benden istenen:

Ya ateşten…

Ya da baruttan yana olmam…

Canlarım…

İkisi de…

Şeytana yakın…

Bana uzak olsun…

NE ZANNEDİYORSUNUZ?..

Tutun ki Erdoğan da Soylu da gitti…

Deyin ki Özdağ Cumhurbaşkanı oldu…

Ya da içişleri bakanlığına atandı…

Ey makul çoğunluk?

O günün…

Bugünden daha huzurlu olabileceğini mi:

Zannediyorsunuz?..

Yazarlar

Otur oturduğun yerde…
Memduh Bayraktaroğlu