Can Ataklı
12 Eylül 2021

Ömrümüzün Ferhan Abisi’ne…


HOŞUMA GİDEN ŞEYLER

Ömrümüzün Ferhan Abisi’ne…

Ferhan Şensoy çok sevdiğim bir tiyatro sanatçısıydı.

İzlemediğim oyunu yoktur herhalde.

“Şahları da Vururlar” ile başladı benim Ferhan Şensoy hayranlığım, sayısız oyunuyla sürdü.

Hele televizyon için yaptığı müthiş zeka ürünü parodileri yok muydu?

Ya Türkçeyi hem adabıyla hem de lastik gibi her tarafa çekerek kullanmasına ne demeli?

Her konuya bir kulp takma becerisi, bulduğu tanımlar, yakıştırmalar, takma isimler.

Attığı efsane “Çok Faşist Bir Yağmur Yağıyor, Sanırım Kocaman Bir Şemsiyenin Altında Toplanmanın Zamanı” tweeti…

4 yıl Tele1 ekranlarında sabah gazete haberlerini biraz da alaya alarak okumayı Ferhan Şensoy’un “Ferhangi Şeyler” oyunundan esinlenerek yaptım, bunu da itiraf edeyim.

Zamansız yitirdik bu büyük ustayı.

Şair ve oyun yazarı Tamer Dursun bu büyük tiyatrocu için çok güzel bir şiir yazmış ölümünün ardından.

Benim de çok hoşuma giden bu şiiri yazarının da hoşgörüsüne sığınarak sizlere sunmak istedim;

İstiklâl’den Tünel’e inerken,

Yağmursuz, sıkıntılı bir havada,

Hem de yapayalnız.

Midye tava, bira ve hüzün.

Devren satılık hayatlar,

Peşinatı ödenmiş keder,

Takside bağlanmış her acı.

Cihangir’in kedileri dertli yine.

Tarlabaşı köpekleri aç.

Sonra en takvimsiz halimizle

Kendimize gün seçiyoruz.

Salı olmalı bugün.

“Yarın da bir Eylül” diyor garson Cevat.

Hesabı istiyoruz.

Ağlıyor garson Cevat.

Hesapta yok ama

Ölesi gelmiş Ferhan abi’nin.

İnanmıyoruz.

Bizim bildiğimiz,

Ferhan abi salı günleri ölmez.

Çarşamba perşembe de ölmez.

Cuma cumartesi pazar da ölmeyeceğine eminiz.

Belki pazartesi ölürdü ama

O da dündü.

Zaten yalancıdır bu garson Cevat.

Masaya koyduğu dolmadan belli.

Zabıtacılar, seyyar kimsesizler, ara sokaklar.

Herkes kendindendir kaçıyor.

Kalkıp Küçük Sahne’ye gidiyoruz.

Koltuğumuzun altında otuzbeşlik rakı.

Ferhan abi’yi göreceğiz, yolu yok.

Kapıda bir karanlık karşılıyor bizi.

Nereden yanıyor ulan buranın ışıkları?

Işık yok.

İçerden bir ses bekliyoruz.

Ses de yok.

Memlekete benziyor burası.

Nereden uyanıyor ulan buranın insanları?

İstiklâl’den Tünel’e inerken,

Yağmursuz, sıkıntılı bir havada,

Hem de vedasız bir ölümü daha

Kaldıracak mecalimiz yokken.

“Failün Mefailün, Mefailün Failün”

Çok pardon yani Ferhan abi de,

“Kafiyesi zor biraz.”

Ağlamaya istediğimiz yerden başlayabilir miyiz acaba?

Garson Cevat gibi

Bu dünya da yalancı.

Ömrümüze koyduğu noktadan belli.

Aramızda kalsın,

Bu gece uzun olacak İstanbul.

Daha kaybedecek çok savaş var.

Ve kaybedecek çok umut.

Öyleyse,

Eylül rüzgârıyla ört üstümüzü.

Biz bizeyiz bu gece.

Ferhan abi yok.

Onun birden bire ölesi gelmiş.

Vardır bir bildiği…

ÇOK GÜLDÜM

Bu pazara üç fıkramız var

Bu hafta Yıldırım Tuna üç güzel fıkra göndermiş.

Haydi gelin birlikte okuyalım;

Torbacı

“Torbacının biri barda kokain satıyor ” diye ihbar gelince sokağın başındaki polis hemen söylenilen bara koşmuş ve adamın birini elindeki paketi klozete boşaltmadan bileğinden yakalayarak

 “Ahaa işte..!” demiş,  Bu senin mi?..”

Adam “Kusura bakmayın..” demiş, “Size yemin ederim adamın biri bunu elime tutuşturdu ve kaçtı, tam bunu tuvalete atıp sifonu çekiyorum, anında elimde bir başka paket peydahlanıyor. İnanmayacaksınız ama gerçekten kötü bir sihir bu..!”

Polis inanmamış tabii,  Öyle mi?..” demiş alaylı bir ses tonuyla, “Göster o zaman..!”

Adam paketi klozete atmış, sifonu çekmiş ve gülümseyerek polise bakmış.

“Evet..” demiş Polis, “Hani yeni kokain paketi nerde?..”

Adam masum bir bakışla gülümsemiş ayağa kalkıp giderken , “Anlayamadım..” demiş, “Nedir bu kokain mevzusu?  Neden bahsediyoruz?”

Erkeğin fendi

Akşama yemeğe misafir gelecek ama kadının daha ojeleri kurumamış, hemen eşine mesaj atmış

“Hayatım, ofisten gelirken salata malzemesi alır mısın? Ve Sibel sana selam söylüyor…” diye.

Kocası birazdan cevaplamış “Sibel?”

Kadın cevaplamış mesajı; “Şaşırma tatlım şaka, sadece mesajımı alıp almadığını merak etmiştim..”

Adam bir dakika sonra yazmış. “İnanılmaz tesadüf… Çünkü biz şu anda Sibel’le beraberiz  de… O nedenle şaşırdım.”

Kadın inanamamış, anında şüphe dalgalarının arasında tepetaklak olmuş, “Neredesiniz?..” diye yazmış sinir içinde.
“Marketin yakınlarında..”

Manikürlü parmaklarını anında unutarak hırsla kapmış otomobilin anahtarını, birkaç dakikada orada bitmiş ve “Neredesin?..” diye mesaj atmış tekrar..

“Ofisimdeyim.. Ya sen?”

“Marketteyim?..”

“Harika…” diye cevap vermiş kocası, “Hayatım, hazır markettesin salata malzemelerini unutma..!”

İç gitsin

Adam telaşla karakola gidip “Karım beni zehirlemek istiyor…” diye ihbarda bulunmuş,

“Neden zehirlemek istesin ki?” diye sormuş Komiser,
“Size söylüyorum… Hayatım tehlikede… Ne yapmalıyım?.. Ne olur yardım edin…”

Komiser düşünmüş, “Bana bir hafta süre verin, eşinizle konuşayım” demiş, “Bu arada dikkatli olun ve verdiği hiçbir şeyi yiyip içmeyin…”
Bir hafta sonra da adamı karakola davet etmiş… “Şeyy.. Eşinizle geçen gün görüştüm” demiş alnını sıvazlayarak , “Benimle telefonda hiç durmadan tam üç saat konuştu… Abartmıyorum tam üç saat aralıksız konuştu… Tavsiye ister misin?..”

Adam heyecanla “ Evet, evet” demiş.

Polisin yanı çok net olmuş; “O zehri iç anam!”

DEDİKODU

Sen üstüne doğru dürüst bir şey giy de gel

Anlatanın yalancısıyım.

Ama anlatan da koca müteahhit, niye yalan söylesin ki.

Müteahhitlerin en ünlülerinden biri.

AKP iktidarının güçlenmeye başladığı yıllar.

Müteahhitimiz de yeni yeni palazlanıyor Erdoğan sayesinde.

Ama havası binbeşyüz.

Kolay mı, piyasada Erdoğan’ın gözdelerinden olduğu konuşuluyor.

Bir gün Erdoğan yine bir iş verecek, üç dört tane müteahhidi çağırmış yanına.

Bizimki kot pantolonun üzerine blazer bir ceket geçirmiş içinde de mavili beyazlı bir gömlek.

İçeri girince Erdoğan şöyle bir bakmış müteahhite, tepeden tırnağı süzdükten sonra “Sen git üstüne doğru dürüst bir şeyler giy de öyle gel” demiş.

Müteahhit tabii alı al moru mor fırlamış dışarı, bir koşu gitmiş giymiş takım elbisesini takmış kravatını sonra da huzura çıkmış yeniden.

O gün bugün bir daha huzura çıkarken asla “kıyafet hatası” yapmamış.

Erdoğan açısından da durum ne garip değil mi?

Demek ki biraz para görüp itktidar sahibi de olunca böyle şeyler göze çok batıyor.

DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER

Taliban aşktan mı anlamaz sembolünden mi?

Sevgiyi sembolize eden şeylerin başında “kalp çizimi” gelir.

Sosyal medya sayesinde emojiler de girdi hayatımıza ve en çok kullanılan emojilerden biri işte bu kalp simgesi.

Bizim dilimizde “seni seviyorum” derken kalp işaretini İ harfinin üstüne koyabiliyoruz.

Ama İngilizcesi çok kolay ve güzel.

I love you yazarken love kelimesinin yerine kalp emojisi koyunca herkes bunun ne olduğunu anlıyor.

Taliban henüz Kabil’i ele geçirmeden önce böyle bir görsel koymuşlar meydanlardan birine.

Kabil’i seviyorum anlamına kalp emojisi kullanılmış.

Taliban gelince bu kalp işaretini kaldırmış.

Acaba Taliban kalp işaretinin anlamını mı bilmiyor?

Yoksa “sevgi de neymiş be” mi dediler?

Ya da bunu yoz kültür olarak mı kabul ettiler?

Hangisi olursa olsun Taliban’ın hırtlığı çıkmıyor mu ortaya?

 

Yazarlar

Ömrümüzün Ferhan Abisi’ne…
Can Ataklı