Ahmet Takan
15 Temmuz 2021

Okur mektuplarının düşündürdükleri…


Günlük mesaimin bir bölümünü okurlarımızdan gelen mektup ve mesajlara ayırırım. Zamanım elverdiği ölçüde cevap yazmaya da çalışırım. Hatta bunlardan bazılarına- eğer vermişlerse- telefonla döner, sohbet ederim. Birebir iletişimin kamuoyunun nabzını tutmada çok önemli bir yöntem olduğuna inanlardanım…

Her gün aldığımız mektup ve mesajların bazılarında gerçek ad, soyadı, unvan vardır, bazılarında takma isimler, bazılarında ise hiçbir isme rastlamazsınız. Kimliklerini açık yazan çoğu okurlarımızın ortak isteği ise hep “aman ne olur bunu yazarsan ismimizden bahsetme” olur. Korku imparatorluğunu hakim olduğu canım memleketimde artık bu durumu doğal sayanlardan biri oldum!..

★★★

Kuru kuruya okuyup geçmem… Okur mektupları beni hep çok düşündürür… O yüzden, son günlerde gelen mektuplardan bazılarını bugün paylaşmayı düşündüm.

İlki 13 Temmuz’daki “Erdoğan’ın ‘oyun teorisi’ne katkıları!..” başlıkla yazımla ilgili. Hacettepe Üniversitesi mezunu yüksek lisan sahibi okurumuz kimliğini açık açık yazmış ama ben malum sebeplerden dolayı saklayacağım. Şöyle;

“Yazılarınızı her gün aksatmadan okuyorum.

Bugün yazınızda verdiğiniz kulis bilgilerini seçmenin değil parti yönetimlerinin bilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Yorgun düşmüş, umutsuz muhalif seçmenin bunları okumak zaten çok az kalan motivasyonunu yok etmekten başka bir işe yaramayacak.

Biz ne yaparsak yapalım bu adam bir şekilde bu işi yine bitirecek diye düşünmeye itecek.

CHP ya da İYİ Parti’de genel kurul olsa bu yazınızın yine bir anlamı olurdu.

Erdoğan bu partilerin içini karıştırmaya çalışıyor. Genel başkanınızı ve parti yönetiminizi dikkatli seçin mesajı verebilirdiniz.

Hiçbir partide seçime kadar genel başkan ve kadro değişimi de görünmüyor.

Şu anda muhalefetin ihtiyacı yerel seçimlerde olduğu gibi kendi seçmeninde maksimum katılım sağlamak ve seçim hilelerinin önüne geçmektir.

İYİ Parti’den milletvekili koparılması şu durumda muhalefet için bir yıkım olur.

Bu konuda seçmeni değil parti yönetimini uyarmak daha doğru gibi görünüyor.

Ayrıca mail adresinizi sayfanızda paylaştığınız için çok teşekkür ederim.

SAYGILARIMLA”

Değerli okurumun kaleme aldığı toplumun içinde bulunduğu yılgın ruh halini yansıtılmasına girmeyeceğim. Bu satırları okuyunca mesleğim adına bir kez daha kahroldum. Yandaş kalemlerin işi iyice cıvıtması yüzünden ne hale geldik!.. Gazetecilik hangi taraf olursa olsun bir tarafın avukatlık mesleği olarak kabulleniliyor. Ne şuyum ne buyum. Ne de muhalifim. Ben sadece ve sadece gazeteciyim. Bu işi yaparken de kamu vicdanın sesi olmaktan başka bir şey düşünmem. İşimiz, siyasilere akıl vermek değildir. Gerçekleri de yazarken kimin işine gelir kimin işine gelmez, kime faydası dokunur kime dokunmaz diye asla düşünmem. Fotoğrafı objektif bir şekilde çeker ortaya bırakırım. Gazetecilik de budur!..

★★★

İkinci sunacağım mektupta, kamuoyunun sıkça gündemine gelen ballı maaşlarla ilgili;

“Sayın Hocam,

Son günlerde üst düzey AKP’li pek çok bürokratın birkaç farklı kurumdan birden fazla maaş aldıklarına ilişkin haberlerin hızla arttığı sizin de malumunuzdur. Gerek çeşitli gazete haberlerinde gerekse sosyal medyadaki çeşitli ortamlarda bunlara ilişkin sürekli yeni haber ve bilgiler çıkmakta. İlgileri tarafından yalanlanmayan bu örneklerden biri hakkında size bilgi vermek için bu e-maili (tweeti) yollamış bulunmaktayız.

Kadrosu Gaziantep Üniversitesi’nde olmasına rağmen, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nda görevlendirilen Doç.Dr. Oğuz Göksu, bu görevlendirmenin yanı sıra aynı zamanda Ankara Hacı Bayram-ı Veli Üniversitesi’nde çeşitli dersler vermektedir  (Medya ve Toplumsal Değişme, Kamuoyu Araştırmaları v.d.).

Ülkemizde her yıl iletişim fakültelerinden binlerce gencimiz mezun olup işsiz kalırken, iletişim alanında pek çok akademisyen, üniversitelerde kadro bulamazken, bu ve benzeri şahısların üç-dört farklı kurumdan maaş ve diğer adlar altında çeşitli ödemeler alması hem hukuk dışı hem de akademik etiğe aykırı bir uygulamadır. (İlgili şahıs hakkında kısa bir araştırma sonucunda verdiğimiz bilgilerin doğruluğu görülecektir.)

Sizden, bu ve benzeri diğer örnekleri haber, yazı ve sosyal medya hesaplarınızda ifşa ederek, gerekli toplumsal tepkiyi uyandırmanızı ve bu hukuk ve etik dışılığın giderilmesine katkı sunmanızı bekliyoruz.

İyi çalışmalar dileklerimizle.

Bir Grup Akademisyen “

Ülkenin “aydın”larının acıklı hali!.. Korkak ve ürkek… Bizden katkı sunmamızı bekliyorlar ama kendileri saklanıyorlar… Aslında toplumun büyük bir kesintinin yansıması. Birilerini arkasına sığınarak yoz “közü elimle tutacağıma maşa kullanırım” anlayışı!.. O zaman şu soruyu o “Bir grup akademisyen”e sormak en doğal hakkım;

-Peki, sizler, o ballı maaşlardan yararlananlar arasında olsaydınız bana bu mektubu gönderir miydiniz?..

★★★

Üçüncü mektubun yazarının ismi yok. Ancak belli ki gündemi çok sıkı takip edenlerden; (Özetle)

“Bu sene Doğu Akdeniz sorunsuz olacak! Mızrak çuvala sığmayınca “Bizi Akdeniz’de ve Ege’de kıyılarımızla Kıbrıs adası arasında, bir kıyı şeridine sıkıştırmaya çalışıyorlar biz bunları yemeyizzzzz!” diyenler her şeyi yedi maalesef.

Akdeniz için alınan üç adet sondaj gemisinin ikisi (Fatih ve Kanuni) Karadeniz’e çekildi. Yavuz 20 ay Mersin Taşucu’nda demire çekildi, iki hafta önce de Gebze Derinceye çekildi öylece hiçbir faaliyet olmaksızın yatıyor, ama onca masraf yanında atıl üç adet psv (platform supply vessel) gemileri ve personeli de!!! Günlük masrafı bu şekilde dahi en az 220.000usd.

Açın okuyun 2018, 2019, 2020 bayram öncesi hep çok yakında Doğu Akdeniz’den müjdeler vereceklerdi?! Bırakın müjdeyi gemilerin tamamını Akdeniz’den çektiler.

Evet Akdeniz bu sene sakin geçecek AB, ABD, İsrail, Mısır, GKRK ve Yunanistan’ın çocukları için… Onların halkı mutlu, ama Anadolu’nun çocuklarının elleri yine yanda kaldı, farkındalar mı orası da ayrı bir konu tabiki, karnı aç bir halk vatanını düşünmez!!

İşgal ettikleri Afganistan’dan rahat tahliye edilsinler burunları kanamasın diye Türk askerini Anadolu çocuklarını, Mehmetçiği ‘kuklaları’nı kullanarak Kabil Havalimanı’nın kapısına jandarma olarak dikiyorlar.”

Kayıkçı kavgalarının hüküm sürdüğü gündemimizde –azda olsa- böyle duyarlı ve uyanık okurlarımızın olmasından memnun oluyorum.

Not: Mektuplardaki yazım ve diğer hatalara müdahale etmedim.

★★★

Ulu Tanrı, tüm şehitlerimizle birlikte Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK ve onun kahraman silah arkadaşlarına rahmet etsin. Nur içinde yatsınlar. Mekanları cennet olsun.

Yazarlar

Okur mektuplarının düşündürdükleri…
Ahmet Takan