Can Ataklı
9 Ekim 2020

Okulların açılması laf olsun diye


MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

Okulların açılması laf olsun diye

Milli Eğitim Bakanı, ekranda yüz yüze eğitimin nasıl yapılacağını anlatıyor;

“Pazartesi-salı günü sınıfın yarısı, perşembe-cuma sınıfın öteki yarısı gelecek. Öğretmen, öğrenci ve velilerin özelliklerine bakarak belirleniyor. Katiyen ‘şu gün gelemez, bugün olamaz’ diye bir şey söz konusu değil. Okul yöneticilerimizin esnek davranmasını istiyoruz, Türkiye’nin her yerinde aynı kural işlemez. Velilerimiz ‘Ben pazartesi-salı günü geliyordum ama perşembe-cuma gelmek istiyorum’ derse tabii ki gelebilir. ‘Evde kronik hasta var, göndermek istemiyorum’ derse tabii ki göndermeyebilir.”

Çok merak ediyorum, bunun kime ne faydası var?

Haftanın iki günü gidilen okul güvenli olacak, kalan günler güvensiz anlamına mı geliyor?

Çocukları ikiye bölmek pedagojik açıdan ne kadar sağlıklı?

Velilerin çoğunluğu çocuklarını okula göndermezse ne olacak?

Milli Eğitim Bakanı devam ediyor;

“Küresel düzeyde bir problemle karşı karşıyayız. Her bir bireyin hayatında belirli değişiklikler oluyor. Yaşanması zor bir süreç. Geçtiğimiz pazar günü eğitim müşavirleriyle toplantımız oldu. Tekrar tekrar hangi ülke neler yapıyor diye baktığımızda, özellikle kıta Avrupası’nın tümünün açtığını hatta 10-12 yaş altında maske olmadığını ve tam zamanlı açtığını görüyoruz. Küresel gidişatla ülkemizdeki gidişatı iki eksen olarak düşünüp bilimsel kararlar vermek durumundayız.”

Bakan, “Dünya örneklerine baktık” derken zannedersiniz ki bizdeki uygulama başka ülkelerde de var.

Yok öyle bir şey.

Avrupa okulları açmış, korkmamış.

Bizde ise korkak bir uygulama yapılıyor.

“Okulları açalım ama açmamış gibi de olsun, çocuklar okula gitsinler ama gitmemiş gibi de olsunlar” mantığı ile nereye varılacak acaba?

Sanıyorum bakanlık çaresiz.

Çünkü talimatlar saraydan geliyor.

Okullar tümüyle kapalı tutulursa devletin “mücbir sebep” kuralları uygulaması ve zarar görenleri kollaması gerekecek.

Oysa iktidarın buna gücü yok.

Olmayınca da fiilen okullar açık gibi davranıyor ve her türlü müeyyideden kurtuluyor.

Bu arada bakan, velilerin yüzde 76’sının okulların açılmasını talep ettiklerini belirtmiş.

Sormak istiyorum, “Bu velilerin ne kadarı çocuklarının eğitimini düşünüyor? Yoksa büyük çoğunluk çocukların evde kalmasının yarattığı sıkıntılardan mı kurtulmak istiyor?”

Ve tabii en önemli noktalardan biri de özel okulların korunup kollanması konusu.

Şu an 15 bine yakın özel okul var ve eğer okullar resmen kapalı tutulursa, bu okullar yıllık ücretlerini tahsil edemeyecek ya da ettiklerinin bir bölümünü geri vermek zorunda kalacak.

Kendisi de büyük bir özel okul zinciri sahibi olan bakanın, bu noktada büyük sıkıntı yaşadığını da göz ardı edemeyiz.

DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER

Trump tarafı koronaya karşı cesaretlenmiş

Amerika seçimlerine bir aydan daha az bir zaman kaldı.

Trump-Biden tartışmasından sonra önceki akşam da başkan yardımcıları karşı karşıya geldi kamuoyunun önünde.

Amerikan medyasında yapılan ilk değerlendirmelere göre; Biden’ın yardımcı olarak seçtiği Kamala Harris, Trump’ın yardımcısı Mike Pence’e karşı daha etkili görünmüş.

Tartışma bittikten sonra Pence’in ve Harris’in eşleri de sahneye çıkmışlar ve halkı birlikte selamlamışlar.

Görüntüye bakınca bir şey dikkatimi çekti.

Harris ve eşi selamlamada maskelerini takmışlar.

Buna karşı Pence ve eşi maskesiz.

Bir anlamda Pence ve eşi “koronaya meydan okuyan” bir havadalar.

Muhtemelen bunda Trump’ın koronaya yakalandığının açıklanması ama her nasılsa beş günde iyileşip işinin başına dönmesinin etkisi olabilir.

Pence çiftinin tavrı, Trump’ın bundan sonra kampanyasını korona üzerinden yürüteceği izlenimi verdi bana.

YENİ ÖĞRENDİM

İngiltere’de hastane maliyeti Türkiye’nin dörtte biri

Londra’da yaşayan bir tanıdığım mesaj göndermiş.

Diyor ki, “Korona nedeniyle hayli kötü günler geçiren İngiltere, sağlık alanında yeniden yatırıma başlıyor. Hükümet 40 yeni hastane için bütçe ayırdı. 40 hastane için toplam bütçe 3.8 milyar sterlin.”

Kaba bir hesapla demek ki İngiltere hastane başına 95 milyon sterlin ayırmış.

Sterlini 10 liradan hesaplarsak, demek ki bir hastane için harcanacak para 950 milyon lirayı bulacak.

Peki gelelim Türkiye’de “şehir hastanesi” adı altında yapılan hastanelere.

Harcama rakamları aslında tam olarak açıklanmıyor ancak şu ana kadar 31 hastane için 143 milyar lira harcandığı bilgisi var internetteki haberlerde.

Bu da yine kabaca hastane başına 4 milyar lirayı aşan harcama yapıldığını ortaya koyuyor.

Kısaca İngiltere’nin 950 milyon liraya yaptığı hastaneyi, biz dört katına yapıyoruz.

Tabii kimileri “Aynı büyüklükte mi sanki hastaneler?” diye sorabilir.

İngiltere’deki hastanelerin büyüklüğünü bilemem ama bildiğim şu ki, hastanenin büyük olmasının çok önemi yok, tıbbi kadrosu ve ekipmanı önemlidir.

ŞAŞIRDIM

Türkiye bu ülkeler arasında yok

Şimdi sizlere 39 ülkenin ismini yazıyorum;

ABD, Arnavutluk, Avustralya, Avusturya, Belçika, Bosna Hersek, Bulgaristan, Kanada, Hırvatistan, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Fransa, Haiti, Honduras, İzlanda, İrlanda, İtalya, Japonya, Letonya, Lihtenştayn, Litvanya, Lüksemburg, Marshall Adaları Cumhuriyeti, Monaco, Nauru, Hollanda, Yeni Zelanda, Kuzey Makedonya, Norveç, Palau, Polonya, Slovakya, Slovenya, İspanya, İsveç, İsviçre, İngiltere.

Neden mi yazdım bunları?

Çünkü bu ülkelerin Birleşmiş Milletler’deki temsilcileri bir araya geldiler, Çin’in Doğu Türkistan’da uyguladığı baskı rejimini kınadılar ve bunların sona erdirilmesi için Çin yönetimine bir mektup gönderdiler.

Dikkatinizi çekti mi bilmiyorum ama Çin’e mektup gönderen ve uyaran ülkeler arasında Türkiye yok.

Oysa biraz yakın geçmişi hatırlayın, AKP Genel Başkanı, Uygur Türklerine uygulanan baskılar nedeniyle Çin’e nasıl parmak sallıyordu.

Sonra Çin “ekonomik” iş birliğini artırdı, saray da sustu.

Tabii Erdoğan susunca, Bahçeli de susmuş oldu.

NOT: Bu arada Azerbaycan-Ermenistan savaşında; Filistin Ermenistan’ın, İsrail Azerbaycan’ın yanında. Birbirimize ne kadar benziyoruz.

CANIMI SIKAN ŞEYLER

Pelikancılar S-400’ler üzerinden karalama kampanyası başlattı

Türkiye ile Amerika arasında ciddi bir krize neden olan S-400’ler yine gündeme geldi.

AKP Genel Başkanı Erdoğan, geçen yılın yaz aylarında S-400’lerin nisan ayında hizmete gireceğini açıklamış ve “S-400’leri aldık, nokta” demişti.

Kendi adıma yazayım, o zamandan beri “bu füze sisteminin alınsa bile kullanılmayacağını, harcanan paranın da boşa gideceğini” söyledim.

Nitekim nisan geldi geçti, hiç ses seda çıkmadı.

Önceki gün medyaya üstü örtülü askeri kamyon fotoğrafları servis edildi.

S-400’ler “test yapılmak” üzere Sinop’a götürülüyormuş.

Bu haberin yayımlanmasından sonra sosyal medya üzerinden bir karalama, hakaret ve hatta linç kampanyası başladı.

Davutoğlu olayından hatırladığımız Pelikan grubunun öncülüğünde olduğunu fark ettiğim bu kampanya ile aralarında benim de olduğum pek çok gazeteci-yazar hedef alınmış.

Hedefte olanlar yani bizler, S-400’ün alınamayacağını söylemişiz ama işte alınmış ve hizmete girmiş.

Yine kendi adıma söyleyeyim; S-400’lerin alınamayacağını, S-400 parçalarının Türkiye’ye getirildiği günlerde de söyledim ve hâlâ aynı kanıdayım.

Bir savunma sisteminin alınması ile kullanılması farklı konulardır.

Kimse kimseyi kandırmasın, bir yıl önce Türkiye’ye getirilen parçaların, bugün ortaya çıkarılması ve test yapılacağının açıklanması inandırıcı değildir.

Elbette test bile yapılabilir ama bu sistemin kurulacağı ve aktif hale geleceğinin teminatı değildir.

Uzun süredir ısrarla “S-400’leri alırlar ama sistemi aktif hale getirmezler, çünkü bu çok büyük sorun yaratacaktır, Türkiye aks değiştirmedikçe, NATO’dan tamamen kopmadıkça bu sistemi kullanamaz” diyorum.

Bu nedenle açılan bu karalama ve hakaret kampanyalarına aldırmam bile.

Aktif hale getirilsin ondan sonra duruma bakarız elbette.

MERAKLISINA: Bu arada bizleri linç etmeye çalışanlar konularını da bilmiyorlar.

S-400 bir saldırı sistemi değil. Ancak Türkiye’ye yönelik bir füze saldırısı olursa harekete geçiyor. Bu nedenle “S-400’ler kuruldu, hedefleri vuracak” türü bilgisizlikler güldürüyor. Ayrıca artık günümüzde savaşlar çok güçlü füzelerle yapılmayacak, küçücük SİHA’lar savaşların kaderini belirliyor ki; S-400, SİHA’lara karşı etkisiz eleman durumunda.

Yazarlar

Okulların açılması laf olsun diye
Can Ataklı