Can Ataklı
20 Aralık 2020

Okluk’taki yazlık saray bu yıl kullanılır artık


DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER

Okluk’taki yazlık saray bu yıl kullanılır artık

AKP genel başkanının kendi döneminde yaptırdığı saraylardan biri daha tamamlanmış durumda.

Gökova körfezinin en muhteşem koyu olarak bilinen Okluk’taki sarayın tamamen bittiğini ve muhtemelen bu yaz kullanılmaya başlanacağını öğrendim.

Bu saray için yapılan harcamanın ne kadar olduğu tam bilinmiyor, ancak onlarca milyon dolara mal olduğu tahmin ediliyor.

Bu koyda ilk Turgut Özal 255 metrekarelik iki katlı bir yapının onarımını yaptıktan sonra Cumhurbaşkanlığı sırasında iki yaz kullanmıştı.

Özal zamanında ancak bir misafirin kalabildiği “Cumhurbaşkanlığı yazlık konutunun” önündeki Okluk Koyu da tüm doğal haliyle bırakılmıştı.

Zaten o sıralar Özal’ın danışmanı olan Can Pulak, bölgeye çivi bile çaktırmıyordu ki bu cumhurbaşkanı için de geçerliydi ve en güzeli Özal da böyle düşünüyordu.

Yazlık konut Özal’dan sonra hiç kullanılmadı.

Demirel Sezer ve Gül buraya bir kere bile gitmedi.

Sıra Erdoğan’a geldiğinde yazlık konut tekrar ele alındı.

“İtibardan asla tasarruf etmeyen” AKP genel başkanı 255 metrekarelik bir yazlık evin Türkiye’nin itibarına yakışmayacağını düşünmüş olmalı ki toplam 13 bin metrekare kapalı alanı olan 5 büyük blok yapılmasını istedi.

İki yıldır inşaatı süren ve artık bir mütevazı yazlık konuttan ziyade devasa bir turistik tesise dönen yazlık konut için bir rivayete göre 50 bin ağaç kesildi.

Çevresi kalın duvarlarla çevrilen ve yolları da çevre halkına, turistlere tamamen kapatılan “yazlık sarayın” önündeki Okluk Koyu da doğal halinden çıkarılıp, galiba Dubai’den esinlenerek yapay bir hilal biçimine sokuldu.

Dev yazlık tesiste iki helikopter pisti, tenis ve basketbol alanları ile üç havuz var.

Vatana millete hayırlı olsun…

KOMİK

Korona geyikleri

Bu pazarı da sokağa çıkma yasağı ile geçiriyoruz.

Neyse kış olduğu için insanda sokağa çıkma arzusu pek fazla olmuyor.

Şaka bir yana neredeyse bir yılı dolduracağız yeni hayatımızda.

Bugün sizlere evde kalanların yaptığı esprilerden bir demet sunmak istiyorum.

Bu espriler bir kişiye ait değil, son 10 aydır sosyal medyada yapılan esprileri bir araya toplayıp yine sosyal medyada yayınlamışlar.

Başka yerde yayınlandı mı bilmiyorum, ama döneme uygun komik laflar, bir kere daha okunmakla bir şey olmaz.

 Çin’den kaç gündür hiç ses çıkmıyor mahallenin delisi gibi ortalığı karıştırıp kenara çekildiler.

– Ürdün’de bir adam aracın içinde koranadan öldüğü için aracı ile birlikte defnedildi, malını öbür tarafa götüren ilk insan olarak tarihe geçti.

 Anneme “Virüs var biraz alışveriş yapalım” diyorum, o da “dur belki ölürüz masraf yapmayalım” diyor.

– Korkudan sadece sokağa değil, tartıya da çıkamıyorum.

 Ev kızı isteyenlere müjde, şimdi bütün kızlar evde.

– Eskiden biri hapşırınca çok yaşa denirdi şimdi hapşırıldığında “Git ileride hapşır vallahi 155’i ararım” deniyor.

 Şimdi de Çin’de Hanta virüsü çıkmış, Cengiz Han’ın mezarını bulup çıkarın laaa, biz bu Çinlilerle başa çıkamıyoruz.

– Bakıyorum da sokakta el ele gezen çift göremiyorum, hani ölümüne seviyordunuz?

 Yaz geliyor fit olayım derken, karantinaya girdim fil gibi oldum.

– Ay sonuna kadar kuaförler açılmazsa sarışınların yüzde doksanı yeryüzünden silinecek.

 Bana “Evlen evde kalacaksın” diyordunuz. Şimdi siz, hepiniz kaldınız mı evde? Etme bulma dünyası işte.

– Salgın bitince parayı kıracak 4 meslek

1-  Psikiyatristler

2-  Diyetisyenler

3-  Kadın doğum uzmanları. (Kuaför ve berberleri eklemekte yarar var)

4-  Boşanma avukatları

 Yıllarca bizi üç harfliler çarpacak diye korkuttular meğerse o cin değil Çin’miş.

– Şekerimizi kolonyamızı aldık, görücü bekleyen gibi oturduk evde virüs bekliyoruz.

 Kim akıl ettiyse çok doğru söylemiş, dışarı çıkana para cezası değil de evinde kalana para ödülü verirse biz 5 güne kalmaz bu virüsü yeneriz.

ÇOK GÜLDÜM

Bu pazar üç fıkramız var

Geçen hafta Yıldırım Tuna’dan fıkralar yoktu.

Bu hafta ise üç fıkra göndermiş.

Haydi birlikte okuyalım;

Van Gölü Canavarı

Turist, akşam yemeğini yedikleri göl kenarındaki restoranda rehberine dönüp “Van Gölü Canavarı ne zaman gölde başını dışarı çıkartıp, suları yüzgeçleriyle havaya püskürtüp kuyruğunu falan gösterecek?” diye sormuş.

“Pek saat veremiyoruz “ diye cevap vermiş rehber kibarca peçeteyle ağzını silerek, “Ama genellikle dördüncü dublenizden sonra başlıyor!”

Bu sefer tamam

Uzun iş seyahatinden gece yarısı döndüğümde aşırı gök gürültüsü ve yıldırımdan korkan çocuklarımın ikisi de annelerinin koynuna girmişlerdi, ben de o gece mecburen salondaki kanepede iki büklüm yattım.

Ertesi sabah iki çocuğumu karşıma aldım “Annenizin yanında yatmanız güzel de” dedim, “Artık koca çocuklar oldunuz.. Tekrar olmasın, ben hiç uyuyamadım.”

Birkaç hafta sonra tekrar uzunca bir iş seyahatinden döndüğümde çocuklar ve karım havaalanına beni karşılamaya gelmişlerdi, çıkış kapısında göründüğümde çocuklar yolcu bekleyen kalabalığı yarıp bana doğru koştular, “Babaa” dediler avazları çıktığınca bağırarak, “Sen evde yokken bu sefer annemle hiç kimse yatmadı!”

Yolcu karşılama salonu birden çok sessizleşiverdi.

Dilenci

Adam topal dilenciye para verirken çok acımış ve onu rahatlatmak için “Ayağın topal ama şükret “ demiş, “ Ya kör olsaydın.” Dilenci “Körlüğü de denedim, onda iş yok abi..” diye cevap vermiş, “Onluk diye beşlik yutturuyorlar, itiraz da edemiyorsun..!”

KAFAMI BOZAN ŞEYLER

Yine aynı pis numara “Yazayım mı?” Yaz be…

İktidar sözcülerinin ortak bir alışkanlığı var.

Gerçi bazen muhalefette de görüyoruz bu alışkanlığı.

Bir eleştiriye uğradıklarında ya da birini suçlamak istediklerinde “Bak söyletme, bildiklerimi bir açıklarsam” türü efelenmelerle üste çıkıyorlar.

Daha doğrusu üste çıktıklarını sanıyorlar.

Oysa artık biz de buna çok alıştık ve bu tür “Bak bir konuşursam, bir söylersem” zırvalıklarına aldırış etmiyoruz.

Uzun zamandır ortalarda görünmeyen, sonradan olma AKP’li saray danışmanı ve Varlık Fonu üyesi Yiğit Bulut kendini göstermiş yine.

Tweet atmış bir tane.

Aynı pis numaraya başvurmuş Yiğit Bulut da.

“Birileri” Yiğit Bulut’a “17-25 Aralık tweeti at” demişler her nedense.

O da öfkelenmiş bu çağrıya ve demiş ki;

“Bana 17-25 Aralık tweeti at diyorlar. Ne yazayım? Ben-Biz ve bizim gibiler, daha doğrusu büyük Türk milleti Gezi olaylarından beri kelle koltukta emperyalizm ve uzantılarına karşı savaşırken, masa altında saklanıp şimdi “adam diye” ortada dolaşanları mı yazayım!”

Yaz be Yiğit, yaz da elalem yiğit görsün, sana saldıran biçarelerin de gerçek yüzü açığa çıksın.

Haydi yaz.

MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

Bunları söyleyen kim?

Yanılmıyorsam cuma günü Erdoğan yine bir yerlerde konuştu.

Zaten konuşmadığı ve muhalefete çatmadığı gün yok.

Hatta öyle ki bir günde bir konuşma ile de yetinmiyor çoğu kez, birkaç defa bir ikisi hariç tüm televizyonlarda konuşuyor.

İşte cuma günü yaptığı o konuşmalardan birinde şöyle dedi;

“Dışarıdaki şaşkınları anlıyoruz fakat içerideki şaşkınları anlamakta zorluk çekiyoruz. AK Parti’ye yönelttikleri tehditlere baktığımızda katıksız bir faşizmin emarelerini görüyoruz. Ne diyorlar? İktidara gelirsek AK Parti’yi kapatacağız diyorlar. AK Parti ile çalışan memurları işten atacağız diyorlar. AK Parti ile iş yapanların mallarına el koyacağız diyorlar. Bunun gibi pek çok zırvayı dillerine doluyorlar. Nerede kaldı sizin demokratlığınız, insana saygınız.”

Konuşmadan anladığımız kadarıyla “birileri” parti kapatmaktan söz etmiş, AKP’nin kapatılacağını söylemiş.

Sonra yine “birileri” iktidara gelmeleri halinde “AKP ile çalışan memurları işten atacaklarını” söylemiş.

Aradım taradım AKP’yi kimin kapatmak istediğini bulamadım.

Ama “birileri” söylemiş Erdoğan’a göre..

Söylem hep aynı aslında, hiç değişmiyor.

Hep “Birileri” var, bunlar Türkiye’yi batırmak için ellerinden geleni yapıyor.

AKP genel başkanı yıllardır bu “Birilerinden” yakınıyor.

Hayır işin kötü tarafı asla ve kat’a “birilerinin kim olduğunu” söylemiyor.

Bir söylese, vallahi sopayı kaptığım gibi o “birilerinin” kafasını patlatacağım.

Yazarlar

Okluk’taki yazlık saray bu yıl kullanılır artık
Can Ataklı