Hüsnü Mahalli
9 Ekim 2020

O kadarı da olmaz (mı)


Kafkaslar bölgesi, Suriye’ye benzemez ama görünen o ki yakında Suriye’de olduğu gibi bu bölge için de bir Astana hatta Soçi süreci başlayacak.

Minsk Grubu’nda Türkiye yoktu ama yeni Astana’da olabilir.

Elbette Rusya ile birlikte.

Rusya ve İran, Kafkaslara komşu.

Her iki ülke Suriye’den Azerbaycan’a taşındığı söylenen İslamcı militanların olası risklerinden çok tedirgin.

Her iki ülke İsrail’in Azerbaycan’la olan askeri ve istihbarat iş birliğinden endişe duyuyor.

İsrail ise kendi işine bakıyor.

15 Eylül’de Beyaz Saray’da, Bahreyn ve BAE ile imzalanan ABRAHAM Barış Anlaşması’ndan sonra İsrail şimdi Mekke ve Medine’nin peşinde.

Adamlar “Yahudiler, Muhammed’den çok önce Mekke ve Medine’deydi. Kabe’yi de atamız Abraham inşa etti” diyorlar.

Yakında zemzem suyuna da sahip çıkarlar.

Sakın “Bu kadarı da fazla” demeyin.

Bu konu ile ilgili YouTube kanalımda bir video yükledim.

İzleyince şaşıracaksınız.

FİLİSTİN BENİMDİR” son kitabımda FİLİSTİN’le ilgili aklınıza gelebilecek tüm soruların yanıtı var.

Dinler, efsaneler, uygarlıklar ve siyaset.

Yaklaşık on bin yıllık geçmiş ve çoğu kanlı.

Ders alan hiç olmamış.

Bugün de öyle.

Bağnaz ve saplantılı dinsel yorumlarla Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanlar tarih boyunca savaşıp durdu ama bizim coğrafyada Müslümanlar kendi aralarında çok daha fazla birbirini boğazladı.

Şimdi olduğu gibi.

Herkes herkesle kavgalı.

Araplar, Türkler, Persler, Kürtler ve diğerleri…

Her grup kendi içinde bin olmazsa on parça.

Türkiye’nin haline bakın.

KKTC, küçük Türkiye.

Pazar günü yapılacak seçimlere 11 aday katılıyor.

Yaklaşık 200 bin seçmenin olduğu KKTC’de kavga ve gerginlik var.

Siyaseti, güvenliği ve büyük ölçüde ekonomisi Ankara tarafından yönetilen ya da yönlendirilen KKTC’de en sıcak konu:

KİMLİK.

Kıbrıslılar belki de ilk kez “bağımsız kişilik” söylemini ilk kez bu denli yüksek sesle dillendiriyorlar.

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın Ankara ile kavgası üzerinden.

Böyle düşünenler “Türkiye’yi kendine göre dizayn etmeye çalışan ve büyük ölçüde bunu başaran Erdoğan KKTC ve insanlarını yola getirmeye çalışıyor” diyorlar.

Nasıl mı?

Siyaseti, ekonomiyi, medyayı şimdi de ve hukuk ve yargıyı kontrol altına alarak.

Özetle Gıbrıs ve Gıbrıslıları AKP’leştirmek istiyor.

Kavga bundan ibarettir.

Erdoğan’ın bu çabasına karşı duran herkes doğal olarak Türkiye ve dolaysıyla Erdoğan düşmanı ilan ediliyor.

Türkiye’de olduğu gibi “Erdoğan’ın yaptıklarını eleştirmek “Erdoğan’a hakaret” kabul edilir hale geliyor.

KKTC’nin işi zor.

Çok ağır ekonomik koşulların baskısıyla yaşamını sürdürmeye çalışan 100 bin kadar Kıbrıslı Türk ile 1974’ten sonra adaya gidip oraya yerleşen 250 bin kadar Türkiyeli 46 yıldır ambargonun siyasal, ekonomik, sosyal ve psikolojik baskısı altında “öylece bekliyor”.

Siyaset kirli, ekonomik ilişkiler karanlık ve insanlar çaresiz, umutsuz ve mutsuz.

1981’den bu yana adaya gider gelirim.

Değişen hiçbir şey yok.

Çirkin betonlaşmanın dışında.

Yozlaşan ya da lümpenleşen insan ilişkilerinin dışında.

Sayıları kırkı geçen kumarhanelerin dışında.

Hiçbir ülkenin tanımadığı ama en az yüz ülkeden insanların gidip köle gibi çalıştığı bazılarının da öğrenci olarak gidip karanlık işler çevirdiği ilginç bir ülke.

AKP’nin toplumunu İslamlaştırmaya çalıştığı bir ülke.

Sonuç ortada.

Maraş’ın sahilinde bir gezinti.

Bir mehter takımı eksikti.

46 yılda harika bir ülke ve toplum olabilirdi Kuzey Kıbrıs ama olmadı, olamadı, olmasına izin verilmedi.

Bunun çözüm ya da çözümsüzlükle hiç ilgisi yok.

Bu bir mantalite ve tercih sorunudur.

Kıbrıs’ta yaşayanların ezici çoğunluğu sorunun ne olduğunu biliyor.

Elbette güneyle var olan sorunlar devam ediyor ama Ankara ile ilişkilerin şekil ve şeması çok daha güncel.

Pazar seçimleri bunun için çok önemli.

Bu işin Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’le ilgili devam eden tartışmalarla ilgisi yok.

Daha geniş bir açıdan bakmalı.

Örneğin İsrail ve Yahudiler ne der bu işlere!

Son kitabım FİLİSTİN BENİMDİR’de onu da anlattım.

Yazarlar

O kadarı da olmaz (mı)
Hüsnü Mahalli