Korkusuz
Can Ataklı

MHP’nin tek başına seçime girmesinin nedeni bu muydu?

ANALİZ

MHP’nin tek başına seçime girmesinin nedeni bu muydu?


Yine yazayım en baştan.

Bu seçim sonuçlarına inanmıyorum.

Büyük bir oyun döndü, rakamlarla oynandı, sanki her şey önceden hazırlanmış bir planın parçası gibi.

Zamanında farklı yorumlar yaptığımız bazı olayları, her şey sonuçlandıktan sonra görmek daha kolay geliyor.

MHP’nin ve ardından Yeniden Refah Partisi’nin (YRP) Cumhur İttifakı içinde olmalarına rağmen ortak liste ile değil de tek başlarına seçime girme kararı almaları şaşkınlık yaratmıştı.

Ben de şaşırmıştım.

Çünkü bütün anketlerde MHP’nin oyu yeni sistemin barajı olan yüzde 7’nin altındaydı.

Hele Sinan Ateş cinayetinden sonra MHP’de ciddi bir çözülme olmuştu.

Bu koşullarda MHP’nin kendi listesiyle seçime girmesinin adeta intihar olacağını düşünmüştüm.

Ayrıca Bahçeli, bu tutumuyla sanki Cumhur İttifakı’nı zora sokuyor gibi gelmişti bana.

Aynı şekilde önce cumhurbaşkanlığı için imza toplamaya çalışan, son anda kararını değiştiren ve Cumhur İttifakı’na katılan Yeniden Refah Partisi’nin de seçime kendi listesiyle gireceğinin açıklanması aynı şaşırtıcılıktaydı.

Öyle ya bütün anketlerde yüzde 1’i pek geçemeyen YRP’nin tek başına seçime girmesi sonucu genel başkanları Fatih Erbakan’ın bile seçilmesi mümkün görünmüyordu.

Ama seçim sonuçları çok farklı çıktı.

Yüzde 5’in bile altına düştüğü ileri sürülen MHP yüzde 10 YRP ise yüzde 2.68 oy almıştı.

Hemen değerlendirmeler başladı.

Neymiş, “Milliyetçi oylar son anda MHP’yi gitmiş.”

İyi de güya MHP’ye giden milliyetçi oylar sonuçta cumhurbaşkanı seçiminde Erdoğan’a oy veriyor.

Yine AKP’den kaçan dindar oylar da cumhurbaşkanı seçiminde Erdoğan’ı tercih ediyor.

İşte hazırlanan senaryo dediğim bu.

AKP’nin oyuna bakın.

Yüzde 35.16.

Yani 2002’den bu yana aldığı en düşük oy.

Kamuoyu AKP’deki büyük düşüşü zaten biliyor, Erdoğan’ın seçilmesi için diğer oylara ihtiyaç olduğu da ortada.

Eğer Cumhur İttifakı tek liste ile seçime girseydi AKP’nin görünürdeki oyu, yüzde 48 olacaktı ve bu inandırıcı bulunmayacaktı.

Çünkü kamuoyu MHP’nin yüzde 5, Yeniden Refah’ın ise yüzde 1 olduğuna inanıyor.

Bu durumda sanki AKP’nin oyu yüzde 42 gibi algılanacaktı ve kimse buna inanmayacaktı.

Oysa ne oldu, AKP’deki ciddi düşüş gözler önüne serildi ama MHP ve Yeniden Refah’a yükleme yapılarak Cumhur İttifakı’nın oy oranı yüzde 48’e çıkarıldı.

Erdoğan da aslında muhtemelen yüzde 42-43 oy aldığı halde yüzde 49.5’te sabitlendi ve cumhurbaşkanlığı seçimi ikinci tura bırakıldı.

Böylelikle YSK’nın da ne kadar hassas davrandığı, sarayın etkisiyle yüzde yarım puanlık bir eklemeyi bile yapmadığı gösterilmiş oldu.

Bu oyun gözümüzün önünde oynandı.

Muhalefetin bir yandan ikinci tura hazırlanırken diğer yandan bu oyunu ortaya çıkaracak hamleler yapması gereklidir.

ÖNERİ

Erdoğan-Kılıçdaroğlu birlikte ekrana çıksın


Tüm dünyada uygulanan bir sistem Türkiye’de uygulanmıyor.

Medeni bütün ülkelerde seçim sürecinde partilerin başkanları televizyon programlarında karşı karşıya gelir.

Bu kural Türkiye’de de geçerliydi.

12 Eylül’den önce de sonra da seçim öncesi liderler ekranda herkesin karşısına çıkardı.

Bunu en son 2002 seçimlerinden önce gördük.

Gerçi bu son liderler zirvesi sadece iki parti arasında olmuştu.

CHP ve AKP genel başkanları Baykal’la Erdoğan seçim öncesi bir programda konuşmuşlardı.

Bu son oldu.

Tam 21 yıldır iktidarda olan Erdoğan hiçbir seçimde rakipleri ile aynı programa katılmadı.

Hatta öyle ki Erdoğan son 10 yıldır gazetecilerin bile sorularını cevaplamıyor ekranlarda.

Kendilerine gazeteci süsü verilmiş kişiler, Erdoğan’ın danışmanlarının verdiği sorulara prompterdan okuyarak cevap veriyor.

Erdoğan neden rakipleriyle veya gerçekten soru soran gazetecilerle bir programa çıkmıyor?

Bunun iki nedeni var:

BİRİNCİSİ: Kendisini herkesin üstünde görüyor, özellikle liderlerle bir araya gelmeyi yediremiyor.

İKİNCİSİ: Erdoğan monoloğa alıştı, önceden bilmediği sorulara cevap veremeyeceğini biliyor. Liderlerle ise tartışmaya girdiği an kazanamayacağını düşünüyor.

Şimdi önümüzde ilk kez yaşayacağımız bir ikinci tur seçimi var.

Gönül ister ki Erdoğan tek rakibi Kılıçdaroğlu ile bir programa çıksın.

İki lider aynı sorulara cevap versinler, eğer fırsatını bulurlarsa birbirlerine soru sorsunlar.

Mümkün mü?

Değil.

Çünkü Erdoğan, Kılıçdaroğlu ile aynı programa çıktığı an yerle bir olur.


Bİ SORALIM BAKALIM

1 milyon 800 bin seçmen nereden çıktı?


Seçimin tuhaf rakamlarından birinden söz etmek istiyorum.

2018 genel seçimlerinde, seçmen sayısı 59 milyon 367 bin 19’du.

YSK 2023 seçimlerindeki seçmen sayısını ise 64 milyon 113 bin 941 olarak açıkladı.

2018’den 2023’e kadar 2 milyon 519 milyon vatandaşımız vefat etti, dolayısıyla bu sayı toplam seçmen sayısından düştü. (Seçmen yaşı tutmayanların ölüm oranı hayli düşük.)

Yani 2018’de 59 milyon 367 bin 19 olan seçmen sayısı 56 milyon 985 bine düşmüş oldu.

YSK’nın 2023 seçimi için açıkladığı seçmen sayısından eski seçmen sayısı çıkarıldığında aradaki fark 7 milyon 128 bin 922 oluyor.

Yine YSK açıklamasına göre 2018 ile 2023 arasında 18 yaşını geçerek seçmen hüviyetine kavuşanların sayısı 4 milyon 904 bin 672 oldu.

Yeni seçmen sayısı rakamını açıklanan toplam seçmen sayısından çıkarıldığında 2 milyon 224 bin 250 seçmen fazlası var.

Şimdiki yeni seçmenlerin bir bölümü bu hakkı 2019 yerel seçiminde kazanmıştı.

Demek ki YSK’nın açıkladığı 64 milyon seçmen sayısında 2 milyona yakın bir fazlalık var.

Bu seçmen nereden çıktı?

Bu seçmenler birden fazla oy kullanmış olabilir mi?

Bu konu salı akşamı uzun bir toplantı ile konunun uzmanları tarafından Ekrem İmamoğlu’na aktarıldı.

İmamoğlu’nun bu verileri nasıl kullanacağını merakla bekliyorum.

BUNU YAZMAK GEREK

Erdoğan ikinci tur sürecinde ABD ve Batı’ya güven vermeye çalışacak


Hepimizin ortak merakı şu: Erdoğan Cumhurbaşkanlığı seçim sonucunu nasıl oldu da anında kabul etti, hiçbir itirazda bulunmadı ve daha gece bitmeden ikinci tur yarışının ilk propaganda konuşmasını yaptı?

O gece AKP’liler sanki zafer kazanmış havasındaydılar aslında.

Oysa Erdoğan da çevresindekiler de biliyor ki aslında bu bir zafer değil.

AKP’nin oyları kazandığı ilk seçimlerdeki oranına düşmüş.

Milletvekili sayısı azalmış.

Cumhurbaşkanlığını ilk turda kazanamamış.

Erdoğan’ın bir talimatıyla YSK o yarım puanlık farkı kapatırdı ve Erdoğan’ı Cumhurbaşkanı ilan ederdi.

Sanıyorum bunu istemediler.

Meclis çoğunluğunu almış olmanın rahatlığı ile ikinci turu kabul ettiler.

Dün de yazdığım gibi Erdoğan’ın oyu yüzde 49.5 değil.

Tahminim şu: Erdoğan iki seçim arasını dış dünyayı etkilemek ve ikna etmek için kullanacak.

Başta ABD olmak üzere NATO ve Avrupa Birliği, aslında Erdoğan iktidarının sürmesinden yana.

Ama Erdoğan’ın zayıfladığını da görüyorlar.

Erdoğan’la bir süre daha devam etmek isteyen bu güçler bazı tavizler ve sözler istiyorlar.

Özellikle hukuk ve demokrasi alanındaki gerilemelerin giderilmesini, Türkiye’nin NATO ve Avrupa Birliği’ne daha yaraşır hale gelmesini istiyorlar.

Erdoğan bu güvenceleri vereceğine ikna etmek için çabalıyor.

Çünkü seçilse bile ülkeyi yönetmesinin çok daha zor olacağını kendisi de çevresi de çok iyi biliyor.

DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER

Seçim bölgesi dışındakiler bulundukları yerden oy kullanabilmeli


İkinci tur seçim için yine “yer değiştirme trafiği” yaşayacağız.

Seçmen bölgelerinin dışında yaşamak zorunda kalanlar oy kullanmak için sandıklarına gidecekler.

Bu nedenle yine taşıma organizasyonları yapılıyor.

Oysa ikinci tur adeta referandum gibi olacak.

İki adaydan birini seçeceğiz.

Bu durumda seçmenlerin ille kendi seçmen bölgelerinde oy kullanmaları gerekmiyor aslında.

Bu seçime yetişir mi bilemiyorum ama bundan sonra yapılacak bu tür ikili seçimlerde herkese bulunduğu yerde oy kullanma hakkı tanınmalı.

Aslında bu işlem bu seçimde de yapılabilir.

Hafta sonuna kadar herkese süre verilir, herkes seçim günü nerede olacaksa oranın seçim kuruluna başvurur kaydını yaptırır, seçim kurulu da seçmenin asıl sandığından ismi çıkarır.

Tabii AKP’nin iktidarda olduğu bir ülkede böyle bir yöntemle milyonlarca fazla oy kullandırılabileceği gerçeği de var, orası da başka.