Hüsnü Mahalli
11 Mayıs 2021

Mescid-i Aksa


21 Ağustos 1969’da Avusturalya’dan gelerek İsrail vatandaşı olan radikal Yahudi bir kişi Mescid-i Aksa’nın bir bölümünü yaktı.

Konuyu görüşmek üzere 22 Eylül’de Fas’ın başkenti Rabat’ta bir araya gelen Arap ve Müslüman ülke liderleri İslam Konferansı Örgütü’nü kurdu.

Örgüte bağlı olarak kurulan farklı komiteler arasında Kudüs Komitesi vardı ve bu komitenin başkanlığına ülke olarak Fas seçildi.

Oysa Fas Kralı ve şimdiki kralın babası İkinci Hasan’ın bir çok danışmanı Yahudi’ydi ve kendisi de İsrail işbirlikçisiydi. Onun ve babasının döneminde yaklaşık 200 bin Fas Yahudisi İsrail’e göç etmişti.

İkinci Hasan’ın ölümünden sonra 1999’da kral olan 6. Muhammed babasının yolundan giderek sürekli İsrail’e hizmet etti ve etmektedir. Son olarak geçen yıl açıktan ve Trump’ın telkiniyle İsrail ile barış anlaşması imzalamış ve bu yöndeki kararlılığını kanıtlamıştı.

Tuhaf olan bu kral Müslüman ülkeler ve halklar adına Kudüs’ü korumakla görevli Kudüs Komitesi Başkanı ve geçen 52 yıl içinde bu komiteyi yalnızca 3-4 kez toplamıştı.

Oysa Süleyman Tapınağı’nın kalıntılarını aramayı sürdüren İsrail, Kudüs’ün ve özellikle Mescid-i Aksa’nın altını delik deşik etmiş ve geçen süre için Kasap lakaplı Şaron dahil Yahudiler bir çok kez Aksa’ya baskın düzenlemiş ve avlusunda namaz kılan Filistinlilere yönelik saldırılarda bulunmuşlardı.

Şimdi olduğu gibi.

Dünyanın dört bir yanından gelerek İsrail vatandaşı olan farklı ülke ve milletlerin bireyi olan Yahudiler Doğu Kudüs’ün semtlerine saldırarak Filistinlilerin evlerine baskın düzenlemekte ve onları evlerinden kovmaya çalışmaktadır.

Direnen Filistinlilere de İsrail ordusu saldırmaktadır.

Son günlerin hikayesi özetle böyledir.

Peki dünya ne yapıyor?

“Çatışan taraflara itidal” çağrısında bulunan Batılı ülkeler İsrail’e de “Orantısız güç” kullanma diyorlar.

Orantısız Güç”!

Bir tarafta başta ABD olmak üzere Batı’nın yarattığı ve koruduğu İsrail’in güçlü ordusu diğer tarafta toprağı elinden alınan savunmasız ama onurlu Filistinliler.

Peki Arap ve Müslüman ülke liderleri ne yapıyor?

Bazıları ihanet içinde olan bu liderlerin çoğu konuşmanın ötesinde hiçbir şey yapmıyor.

Oldum olalı yapmadılar ve bundan sonra da yapmayacaklar çünkü onların tek bir derdi var o da iktidarlarını korumaktır.

Bunun yolu da ABD’yi kızdırmamaktan geçer.

Örneğin 6 Aralık 2017’de Trump “Kudüs’ü İsrail devletinin ve dünya Yahudilerinin dini, tarihi ve ebedi başkenti ilan edince” liderler toplandı, kınadı, protesto etti ve sonunda el altından İsrail ile işbirliğine devam ettiler.

Liderler böyle olunca elbette İsrail ve Yahudiler kendi ideolojilerine uygun davranacak ve Filistin’i işgal etme gerekçesi “Büyük İsrail Devletini” kurma yolunda gereken her şeyi yapacaklardır.

Arap ve Müslüman ülke liderleri de onlara yardım etmeyi sürdürecektir.

Son örnek “Arap Baharı”.

Bahar” numarasıyla İsrail’in korkulu rüyası Suriye, Irak, Yemen ve Libya darmadağın edilmiş ve Lübnan, Mısır ve diğer ülkeler farklı oranlarda ve değişik yollarla hırpalanmıştır.

Şimdiye kadar olduğu gibi bundan böyle de oyun öylece devam edecek çünkü liderlerin tek bir derdi var o da kendi iktidarlarını sürdürmek.

Filistin ve Müslümanlar’ın ilk kıblesi Kudüs duyarlılığı olan insanları hamasi söylemlerle kandırmak ve onların duygularını sömürmek çok kolay.

O da yetmezse Filistinlileri birbirine kırdırırlar.

O da yetmezse Arap Baharı’nda olduğu gibi Hamas’ı Suriye devletine saldırtırlar.

Ama hiçbiri Deniz Gezmiş, Cihan Alptekin, Yusuf Küpeli, Faik Bulut ve arkadaşları gibi Filistin’e gidip İsrail işgaline karşı savaşmayı düşünmedi, düşünemez.

Sokaklara dökülüp “Kahrolsun İsrail” diye bağırmak çok kolay!

Allahu Ekber” nidalarıyla Suriye, Irak, Libya, Mısır ve bu coğrafyanın bir çok yerinde Müslümanlar’ın kafasını kesmek ya da kadınlara tecavüz etmek çok daha kolay!

Elbette ruh hastası, sapık ve o katiller için.

Hiçbiri İsrail’e yönelik bir tek eylemde bulunmadı hatta aklından bile geçirmedi.

Acaba neden?

Yazarlar

Mescid-i Aksa
Hüsnü Mahalli