Ahmet TAKAN
19 Eylül 2020

Meis’e bakarken Kıbrıs’ı mı kaybedeceğiz?..


Oruç Reis’i tırıs tırıs Antalya limanına çekip iç turizmin hizmetine verdiler!.. Hani bakım için geri gelmişti?.. Saraydan peş peşe yapılan açıklamaları yerseniz dünyayı titretip diplomasi masasına oturtmuşlar. Tabii ki dünya liderinin muhteşem “eyt” “üyt”leri sayesinde!. Ha bu arada, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı bünyesinde “Stratejik İletişim Daire Başkanlığı” kuruldu. Demek ki bundan böyle algı operasyonları tek elden yönetilecek. Şahsımın kanaatine göre konulan isimde yanlış tercih yapılmış. “İç pazarlama A.Ş” denilseymiş aynen cuk otururdu!.

Şu rezaleti nasıl zafere dönüştürebilirler ki?..

Karşımızda AB, ABD, Fransa, Almanya, Rusya Yunanistan, İsrail, Mısır, BAE, S.Arabistan vb. aktörlerden oluşan geniş bir siyasi-askeri ittifakla mücadele etmeye çalışırken Dışişleri Bakanı aklınca iç kamuoyuna daha da önemlisi Cumhurbaşkanına yandaşlık mesajı vereceğim diye devletimizin en önemli dayanağına saldırıyor.

Dışişleri Bakanı, o ülkenin dışarıya yönelik yüzüdür. Devleti temsil eder. Gerçi artık hak ettiği gibi kutlanmıyor ama mesela T.C.’nin bağımsızlığının simgesi 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlama törenlerinin sorumlusudur Dışişleri Bakanlığı… Gel gör ki, bizdeki Dışişleri Bakanı T.C. devletinin kurucu belgesinin tapusunun, Türk tarihinin belki de en önemli diplomatik başarı belgesinin başarısızlık olduğunu ima ediyor. İma ediyor çünkü, korkudan Lozan adını söyleyemiyor.

Mevlüt Cavuşoğlu’nun bu açıklamalarının içeride yarattığı tartışma ortamı karşı cephedekilerin duydukları memnuniyetin hatta zafer söylemlerinin, krizde Yunan tarafının isteklerinin yerine geldiğini yani Türkiye’nin çıkarlarına aykırı bir durum oluştuğunu gösteren resmin üstünü de örtüyor.

Çavuşoğlu, “Oruç Reis gemisi bakım için limana geldi” dese de Avrupa Dış İlişkiler Konseyi adlı düşünce kuruluşunun etkinliğinde konuşan Cumhurbaşkanlığı sözcüsü  İbrahim Kalın “Cumhurbaşkanımız bir kez daha diplomasiye şans verdi. Oruç Reis Antalya limanına geri döndü. Bunu Yunanistan’ın görüşmeleri ilerletmek için bir fırsat olarak kullanmasını ve istikşafi görüşmelere devam etmemizi umuyorum.” diyerek bakanı yalanladı.

Yunan ve AB tarafı temmuz ayında krizin ilk günlerinden itibaren müzakereler için araştırma ve savaş gemilerinin sahadan çekilmesi şartını öne koymuş saray tarafı ise “Hem sahada hem masada olacağız, gereğini yaparız, Yunanistan’ın Doğu Akdeniz’de söz hakkı yok görüşecek de bir şey yok” mealinde karşılık veriyordu. Sarayın önceki günkü açıklamalarına bakılırsa Yunanistan’ı müzakere masasına oturtmak başarı olarak ifade ediliyor!..

★★★

Uzman görüşüne de başvurduk. Savunma, güvenlik, dış politika analisti emekli Deniz Kurmay Albay Cahit Armağan Dilek’in değerlendirmeleri;

“-Yunanistan-GKRY bağlamındaki müzakere geçmişimize bakarsak müzakere masalarına oturmak ve bunu ucu açık sürece dönüştürüp fiili durumun devamını sağlamanın Yunan’ın işine yaradığını görülür. Örneğin, Ege’de durum malum. 1976’dan buyana arada bir iki kriz çıksa da bir moratoryum var, fiili Yunan ihlal ve işgalleri sürüyor. Şimdi benzeri Doğu Akdeniz’de yaşanacak. Dikkat ederseniz, Yunan Başbakan da Doğu Akdeniz’de istikşafi görüşmeler başlatmaktan bahsediyor. Yani öyle somut müzakere konuları yok. Görüşmeler devam ediyor bahanesiyle de Doğu Akdeniz’deki MEB faaliyetlerinin durdurulması istenecek. Yunan’ın o bölgede zaten hiçbir faaliyeti yok. Yani aslında sadece Türkiye bu araştırma-sondaj faaliyetlerini durduracak. Ne zamana kadar? Çıkmaz ayın son gününe kadar!.

-Aslında Yunan’ın ve tabi ki arkasındaki emperyalist aklın geçmişten ders alarak Doğu Akdeniz’deki krizi kurguladığını anlamak gerekiyor. Bunu kavramazsak bugünkü soruna uygun politika geliştiremeyiz.

-1911’de İtalya’nın Libya’yı işgaliyle başlayıp orada karşılaştığı sorunu çözmek adına Osmanlı’nın içinde ve çevresinde bulunduğu durumu da görüp cepheyi Osmanlı aleyhinde genişletme adına Libya’daki savaşı Ege’ye taşıyıp 12 adaları işgal etmesiyle başlayan yeni süreç Balkan Savaşları’nın patlamasıyla Yunanistan’ın Ege’nin kuzeyindeki adaları işgaliyle ve zamanın diğer büyük devletlerinin de müdahil olmasıyla Ege adalarını uluslararası bir sorun haline getirildi.O süreçte toplanan konferansların ve büyük devletlerin kararlarının ne olduğu ortada. Bütün ihlalleri ve işgalleri sözde anlaşmalarla kendilerince yasallaştırdılar.

110 yıl sonra neredeyse benzerini şimdi Doğu Akdeniz’de yeniden yaşıyoruz. Aktörlerin adı değişiyor belki ama coğrafya aynı, jeopolitik aynı. Askeri stratejinin ilkeleri değişmiyor. Düşman aynı savaş hilelerine başvuruyor. O zaman İtalya şimdi Fransa. Türkiye’nin Libya bağlamındaki faaliyetlerinden rahatsızlıklarıyla başlayan süreçte Yunanistan üzerinden bu sefer Fransa, Libya’daki krizi merkezinde Meis olmak üzere Doğu Akdeniz’e tam da Türkiye’nin sınırlarının dibine taşıdı. Olay uluslararası krize dönüştü. Yani, Doğu Akdeniz için masa kuruluyor. Yunanistan hiç yoktan kriz yarattı. Doğu Akdeniz’i de sözde sorunlar listesine yazdırdı. Balkanlardan Suveyş’e kadar Türkiye’yi kriz hattı ve Türkiye karşıtı geniş bir siyasi-askeri ittifakla kuşattı. Ege’yi unutturup Doğu Akdeniz’i öncelikli yaptırdı.

Karşımızdaki aklın bir süre sonra Kıbrıs konusunu da yeni gelişen Doğu Akdeniz Konferansına dahil edip 1911’den sonraki süreçte Balkan Savaşları sonrasındaki konferanslar ve büyük devletler kararlarındakine benzer şekilde siyasi gerekçelerle Enosis’in önünü açacak senaryo hazırlamadığına ne kadar eminiz?

Seville haritasıyla bize sahte hedef Meis’i gösterirken aslında asıl hedefleri Kıbrıs olmasın?”

★★★

Diplomasi koridorlarından farklı bir not; Saray’ın Libya’da desteklediği ve ekim sonunda görevi bırakacağını ilan eden Serrac’ın “ihvan” cı olduğu gerekçesiyle ABD baskısıyla işinin sonlanacağı konuşuluyor. Ankara’daki dış işleri koridorlarında, 2021 Mart ayına kadar Türkiye’nin Libya’daki askeri varlığını geri çekmesi için süre tanınacağı fısıldanıyor.

-Ulu Tanrı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK ve onun kahraman silah arkadaşlarına rahmet etsin. Nur içinde yatsınlar. Mekanları cennet olsun.

Yazarlar

Meis’e bakarken Kıbrıs’ı mı kaybedeceğiz?..
Ahmet TAKAN