Ahmet Takan
8 Temmuz 2020

Maske düştü!..


Pandemi sürecinde Alis Harikalar Diyarı’ndan masalları sadece ekonomi alanında mı dinledik?…

“200 kadar ülkeye hibe maske ve tıbbi malzeme gönderen iktidar”…

“Bütün dünyanın gıpta ile izlediği Türkiye”…

“Kıskanılan ülke Türkiye”…

“Sayın Cumhurbaşkanının liderliği ve talimatları ile” oldu hem de tüm bunlar!.. 65 yaş üstü büyüklerimize müebbet ev hapsi verildi, elin oğluna avuçlar dolusu maske ile koşuldu…

Pandemiye çook hazırlıklı yakalanan güçlü ekonomimiz bu süreçten daha da güçlenerek çıkmıştı!.. “Sayın Cumhurbaşkanının güçlü liderliği üstüne üstlük şehir hastaneleri öngörüsü ile en az kaza ve bela ile atlatılan salgından” dolayı el oğlu hasedinden çatır çatır çatlıyordu. Türkiye’yi model ülke olarak taklit edeceklerdi ama hasetlik yok mu hasetlik?.. Kimileri kibirlerine yediremediğinden kimi de kabadayılığa leke sürdürememeden yapamıyorlardı. Bir de “dünya liderini” elbette çok kıskanıyorlardı.

Bir süre, pandemi üzerine soslu bir buçuk porsiyon algı diplomasisi çok iyi gitti!..

Sonra… Takke düştü, kel göründü!..

Başta Avrupa olmak üzere dünya ülkeleri sınırlamaları gevşetti. Vatandaşlarına çekinmeden ama tedbirleri de koyuvermeden gidecekleri ülkeleri tek tek saydılar. Hem de somut bilimsel verilerle…

AB Komisyonu’nun 1 Temmuz’da yürürlüğe giren kararıyla AB üyesi olmayan 14 ülkeye Avrupa sınırları açılırken, seyahat yasağının kaldırıldığı ülkeler listesinde Türkiye yer alamadı. En çok turistin geldiği Almanya, Türkiye’yi kara listeden çıkartmamakta direndi. “Dostum Merkel” inat etti bir türlü yumuşatılamadı. Erdoğan, defalarca Merkel ile görüşüp Alman turistlerin tatillerin Türkiye’de geçirmeleri için ikna edemeyince, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy’u  talimatıyla (!) Berlin’e gönderdi. Alman hükümetinin Türkiye’ye yönelik seyahat uyarısını bir an önce kaldırmasını, Türkiye’nin Alman vatandaşları için risk olmadığını belirterek Alman mevkidaşlarını ikna etmeye çalışan iki bakanın bu girişimlerinden de sonuç çıkmadı.

İktidarın bakanları, bakan yardımcıları, yurdum insanına gelince burnundan kıl aldırmayan anlı şanlı saray bürokratları memlekete turist gelsin diye el kapılarında bekleyip yalvar yakar oldu. Taklalar atıldı Euro için dolar için…

Hem de kıskanılan Türkiye’nin… Pandemide ekonomisi sarsılmayan tek ülke olan Türkiye’nin..

Korona salgını sırasında 200 dolayında ülkeye milyonlarca bedava maske, tıbbi malzeme göndererek dünyada sempati kazanmaya, imajını düzeltmeye çalışan, içerdeki gariban vatandaşlara da hava yapan iktidar, turist gelmeyince bu kez kendi çocuklarına göz dikti. Analar babalar bir an önce çocuklarını kapıp tatile gitsin, otelleri doldursun diye en hayati iki sınavın (LGS-YKS) tarihlerini öne çekiverdi. O da olmadı. El kapıları hâlâ aşındırılmaya devam ediliyor. “Kıskanılan Türkiye” her ne olduysa ağlak Türkiye oldu.

Halbuki, eloğlu şeffaf… Kitabın ortasından konuşuyor.

“Şeffaf değilsiniz” diyor… “Rakamlarınıza inanmak güç” diyor… Robert Koch Enstitüsü’nde brifingler de verseniz, havada  10 takla, 20 parende atsanız dahi biz rakamların gerçeğine bakarız” diyor… ”AB kriterleri” diyor… Hani o bizdekilerin, bir zamanlar en kabadayı edalarla “eyt”,”üyt” çektikleri!..

AB’nin seyahate onay vermesi için son 14 günde Türkiye’de 100 bin kişide görülen yeni vaka sayısının, AB ortalamasına yakın ya da daha az olması gerekiyor. AB’nin bu konudaki kriteri her 100 bin kişide 16. Türkiye’de ise Sağlık Bakanlığı’nın açıklanan verileriyle bu oran her 100 bin kişide 20. Ayrıca son 14 günlük veriler, önceki 14 günle kıyaslanacak, vakalarda ve bulaşma sayısında artış olup olmadığına bakılacak.

“Dünya’nın gıpta ile izlediği” AKP Türkiye’sinde her gün televizyonlarda, gazetelerde cümbüşlü, halaylı, asker uğurlamaları yapılıyor. Üst üte binmiş insanlarla gizli partiler, gizli nişanlar, düğünler… Sağlık Bakanı bile hiç korkmadan (!) her gün kendi açıkladığı tabloya isyan ediyor.

“Kıskanılan ülke Türkiye’yi” 18 yıldır istediği gibi yöneten iktidar, “Ekonomik sıkıntıyı, döviz darboğazını aşmak için Alman turist peşine düştük” diyemiyor. Alis Harikalar Diyarı’ndan masallara devam ediyor!..

Bir de duyuyoruz ki;

Salgın sürecinde uzuun bir süre ülkeyi İstanbul’daki sarayından çıkmadan yöneten AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, Katar’a gidivermiş…

2018’de ABD ile yaşanan Rahip Brunson krizi ve yaptırımlar sonrasında ortaya çıkan kur şokunda Türkiye’ye 15 milyar dolarlık yatırım vaat eden sonra da üstüne yatan Katar!..Tank Palet Fabrikası’na 50 milyon dolar karşılığında ortak edilen Katar…

Bizi “gıpta ile izleyen bütün dünya ülkeleri” dirsek gösterirken sadece Katar, Türkiye ile swap anlaşması yapmıştı… Yapmıştı da ne olduğu hâlâ belli değil!.. Erdoğan, Katar’a gitti geldi. Kesenin ağzı açılır diye bekledik. Resmi açıklamalarda ikili ilişkilerin daha da güçlendirilmesi kararının alındığı vurgulandı. Beylik laflar… Her zaman işitmeye alıştığımız, ”sağlanan mutabakatlar”…

Kanal İstanbul güzergâhında çok önceden gayrimenkul yatırımları yaptıkları ortaya çıkarken Trabzon Sürmene yaylalarından İstanbul’da Süleymaniye Evleri’ne, İstanbul Boğazı’ndaki yalılardan Marmaris’teki otel ve tatil köylerine kadar ülkemizin pek çok yerinde kıymetli araziler, binalar, inşaatlar hep Katarlılara tahsisli değil mi?.. Medya kuruluşlarından Tank-Palet Fabrikası’na, önde gelen mağaza zincirlerinden markalaşmış gıda şirketlerimize kadar pek çok kuruluş kelepir düzeyde Katarlılarca alınmıyor mu?..

Tayyip Erdoğan, yurt içindeki neredeyse tüm resmi toplantıları, açılışları, parti toplantılarına katılımı bile video konferans ile yürütülürken salgın ve virüs riskine rağmen Katar Emiri ile yüz yüze görüşmeye gitmesinin ayrı bir yeri olamayacak mıydı?..

Sordum, soruşturdum… Saray kulislerinin altını üstüne getirdim. Ulaştığım cevap çok acıklıydı!..

“Erdoğan Katar’dan eli boş döndü…” Tayyip Erdoğan, Katar’dan istediği maddi desteği alamadı”…

Kendimizi oraya vurduk olmadı… Buraya vurduk yine olmadı…

O zaman;

“Maskeleri geri verin arkadaş!..”

Yazarlar

Maske düştü!..
Ahmet Takan