Can Ataklı
9 Eylül 2020

Madem korkarsınız niye görüşürsünüz?


CANIMI SIKAN ŞEYLER

Madem korkarsınız niye görüşürsünüz?

AKP iktidarının Kuzey Irak’tan konukları vardı.

Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani Türkiye’ye davet edilmişti.

Barzani, Erdoğan tarafından kabul edildi.

Sarayda yapılan görüşmede, Türkiye’nin Pençe Operasyonu ve PKK ile mücadelesinin ele alındığı açıklandı.

Görüşmede ayrıca sağlık ve ekonominin de ele alındığı, Habur Sınır Kapısı’nın kapasitesinin genişletilmesinin de kararlaştırıldığı belirtildi.

Neçirvan Barzani, Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ile de görüşme yaptı.

Açık havada yapılan toplantıdan sonra dikkat çekici bir fotoğraf paylaşımı oldu.

Paylaşımı yapanlardan biri Mevlüt Çavuşoğlu idi.

Sonra Neçirvan Barzani de (Bir Kürt ajans aracılığı ile) bir fotoğraf paylaştı.

Ancak iki fotoğraf arasında küçücük bir fark vardı.

Çavuşoğlu’nun paylaştığı fotoğrafta masa üzerinde iki bayrak olduğu görülüyordu.

Çavuşoğlu ve Barzani görüşürken sanki masaya Türk ve Irak bayrakları konulmuş gibi bir hava oluşturulmuştu.

Oysa Barzani’nin paylaştığı fotoğrafta Türk ve Irak bayraklarının yanında, Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi bayrağı da vardı.

Peki Çavuşoğlu fotoğraf çektirirken o bayrak kaldırılmış mıydı?

Hayır. Bayrak her iki fotoğrafta da aynı yerde duruyor.

Sadece Çavuşoğlu fotoğrafı paylaşırken Kürt bayrağını ustaca gizlemeyi becermiş.

Fotoğrafın çekildiği açıdan bakınca, masada sanki iki bayrak duruyor gibi görünüyor.

Oysa fotoğraf dik açı yerine birazcık sağdan ya da soldan çekilse, masada iki değil, üç bayrak olduğu görünecekti.

Aynı görüşmeden bir fotoğraf da Neçirvan Barzani paylaşmasa, kamuoyu gizlenen bayraktan haberdar olmayacaktı.

Çok belli ki, AKP iktidarı güney sınırımızda bir Kürt devleti kurulmasına, Amerika önayak olduğu için karşı çıkamıyor, ama bunun belli edilmesinden de derin bir korku duyuyor ve şimdilik bu tür küçük numaralarla fiili durumdan kurtulmaya  çalışıyor.

Nereye kadar?

Hep bu hesaplarla yürütülen dış politikadan hayır gelir mi?

Bu arada Çavuşoğlu’nun Kürt bayrağını saklamaya çalışması değişik tepkilere de neden oldu.

Açıkçası bu tepkilere de canım sıkıldı.

İYİ Partililer, Bölgesel Kürt Yönetimi bayrağı için “paçavra” tanımını kullandı.

Bu öfke niye anlamak mümkün değil?

PKK veya terörle mücadele ile koskoca bir halkı birbirinden ayırmak gerek.

Bayrağa paçavra denmesine, CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu tepki göstererek, “Paçavra denilen bu bayrak, Irak Anayasası’nda tanımlanan Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin resmi bayrağıdır. Bayraklar, her halkın ve o bayrak altında yaşayan yurttaşların onurudur. Bayrağa hakaret, toplumsal barışa düşmanlıktır, kabul edilemez” dedi.

Bence bu açıklamayı keşke başka bir CHP’li yapsaydı.

Tanrıkulu yapınca CHP içindeki “HDP ile iş birliğinden rahatsız” olanlar ayağa kalktı bu kez.

Zor bu işler açıkçası.

KAFAMI BOZAN ŞEYLER

Yandaş tetikçi medya, CHP’li belediyelere saldırmanın yeni yolunu buldu

Korona nedeniyle büyük kentlerdeki toplu taşıma araçlarını kullananların sayısı hayli düştü.

Öncelikle pek çok kişi işe gitmiyor, uzaktan çalışma olanağı olanlar evlerinde. Bu nedenle de toplu taşıma araçlarına binmiyorlar.

Benim gibi hep toplu taşıma araçlarına binen ama korona nedeniyle “mecburen” kendi aracını kullananlar da var.

Ancak korona korkusu azaldıkça toplu taşımaya yönelim de artmaya başladı.

İki ay önce kullananlar için metro, metrobüs, minibüsler son derece rahat durumdaydı.

Sonra kalabalıklar arttı.

Hatta öyle ki, neredeyse korona öncesi günlere bile döndük.

Önceki gün AKP Genel Başkanı, yeni korona önlemlerini açıklarken, “Otobüs ve minibüslerde ayakta yolcu almak yasak” dedi.

Karar doğru mu?

Doğru.

Peki, uygulaması mümkün mü?

Mümkün olmasına mümkün de nasıl mümkün olacak orası meçhul.

İnsanları; korona geçmiş gibi işe süreceksiniz, her gün birkaç milyon insan toplu taşıma araçlarını kullanacak ve ayakta kimse olmayacak.

Belki belediyeler bir önlem düşüneceklerdi ama bir baktım, dün cümle yandaş tetikçi medya saldırıya geçmiş.

Hepsi birer otobüs, metrobüs, minibüs hafiyesi olmuş.

“Sayın cumhurbaşkanımızın uyarılarına rağmen İETT otobüsleri yine hıncahınç” başlıklarından geçilmiyordu dünkü tetikçi medyanın internet sayfaları.

“Ciddi gazeteci!” olduklarından, haberi fotoğraflarla ve videolarla da süslemişlerdi.

Basit bir soru soracağım; “İstanbul ve Ankara kaybedilmeseydi, bu haberler yapılacak mıydı?”

Kesinlikle yapılmayacaktı, tam tersine toplu taşıma hafiyeleri ayakta hiç yolcu olmayan otobüsler organize edip “İETT güvenli ve sağlıklı seferler yapıyor” başlıklarını atacaklardı.

Şimdi biraz daha zor bir soru soracağım; “İstanbul ve Ankara kaybedilmemiş olsaydı, AKP Genel Başkanı aynı yasağı koyacak mıydı?”

Haydi, çıkarın kağıtları, süreniz 45 dakika.

DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER

Korona tamam da bir de bu gerçek gündem var

Bu tabloyu Twitter’da gördüm.

Burak Dalgın paylaşmış.

Kendisi mi yaptı yoksa o da bir yerden mi aldı bilemiyorum.

Ancak işte Türkiye’nin asıl acı gerçeği bu.

Korona günlüklerinden esinlenerek hazırlanan “Türkiye istihdam krizi tablosu”, iktidarın her gün önünde tutması gereken Türkiye tablosudur.

Bu tablo düzeltilmediği sürece, AKP bir süre daha iktidarda kalabilir ama Türkiye çok şey kaybeder.

Umarım bunun bilincindedir saraydakiler.

ÇOK GÜLDÜM

Esrar içen adam

Bugün bir hafta ortası fıkrası paylaşayım sizlerle.

Arkadaşı sormuş; “Yahu dün sizin evde polisler vardı, ne oldu?” diye.

“Komşum ihbar etmiş” diye başlamış söze diğeri, “Balkonda esrar içtiğimi söylemiş, polisler bu nedenle evi bastı.”

Arkadaşı “İyi de ne diye gülüyorsun?” diye üstelemiş.

“Nasıl gülmem ki” demiş öteki ve devam etmiş; “Polislere esrar içtiğimi ve hepsini bitirdiğimi söyledim, bana esrarı kimden aldığımı sordular, ben de komşumdan aldığımı söyledim. Şimdi onun evindeler didik didik arıyorlar her yeri.”

KISSADAN HİSSE; Gün gelecek tetikçi ihbarcılar da bu duruma düşecekler elbette.

OKURDAN MESAJ

Google’ı kullanıp ithal araçlarla yerli ve milli akıllı şehir olmaz

Bu köşede dün yazdığım yazılardan birinin başlığı şöyleydi; “Yalakalıkta sınır yok artık”

Yandaş tetikçi medya, akıllı şehir uygulaması haberini bile “Yerli milli akıllı şehirler” diye sunuyordu çünkü. Ben de bununla hafiften dalgamı geçmiştim.

Dün akıllı şehirler üzerine çalışmalar yapmış bir bilgisayar mühendisi okurumdan mesaj aldım.

“Can Bey selamlar, bugünkü yazınızda akıllı şehirler ve akılsız yandaş yalakalardan söz etmişsiniz. Hasbelkader bir bilgisayar mühendisi  ve akıllı şehirler üzerine çalışmalar yapmış, proje geliştiren biri olarak şu saptamaları yapmama izin verin” diyen okurum bakın ne yazmış;

“Akılsız yandaş yalaka takımı, işin başında hata yapıyor, cahil olduklarından olabilir. Amerika, Hollanda gibi ülkelerin akıllı şehir kurduklarını söylüyorlar. Daha en başta yanılgı içindeler, ülke ve şehir kavramlarını karıştırıyorlar.

Dünyada önde gelen ve benim de çalışmalarıma örnek olmuş gerçek anlamda akıllı şehirler var. 

Barselona, Bristol (Londra’yı geçmiş), Amsterdam, Stockholm, Singapur, San Diego, Glasgow Dubai önde gelen akıllı şehirler.

Teknik ayrıntıya girmeden akıllı şehirlerin altyapılarını şöyle özetleyebilirim.

Çeşitli cihazlardan (IoT, sensorlar vb.) toplanan verileri buluta (cloud ya da cloud computing) aktarır. Bulutta işlenen veriler bilgi haline dönüştürülüp gereken önlemleri almak amacıyla değerlendirilir. Umulan başlıca yararlar, şehir insanının yaşamını daha kolay, daha sağlıklı hale getirmek, yaşanılabilir ve sürdürülebilir şehirler kurmak, bunları yaparken yönetim maliyetlerini düşürmektir. Hava kirliliğini ölçmek, su borularındaki sızıntıyı (leak) önlemek, trafik yoğunluğunu hafifletmek, park ve bahçelerin daha az maliyetle sulanması, akarsu, göl, varsa denizlerin kirliliğini ölçmek ya da şehre özel sorunu ortadan kaldırmak için kullanılmaktadır.

Kavram şehir olduğu için yerli ve milli olma durumu yoktur. Alınacak cihazların tamamı ithal olacaktır. Bulut hizmetleri için yerli ve milli olmayan şirketlere (Amazon, Microsoft, Google) para verilecektir. Yazılım belki yerli ve milli olabilir. Buna da fazla ihtimal vermiyorum.

Büyük umutlarla başlatılan ve büyük fiyaskoyla bitişi gizlenen Fatih Projesi’ni anımsarsanız, İstanbul’a birkaç sensor yerleştirip akıllı şehirler yaptık diye böbürlenirler. Birkaç yıl sonra bu cihazlar çöp olur.  Selamlar saygılar.

Bu mesaj sayesinde “akıllı şehir nedir?” diye merak eden okurlarım da tatmin olmuştur umarım.

Yazarlar

Madem korkarsınız niye görüşürsünüz?
Can Ataklı