Can Ataklı
22 Eylül 2020

Koronaya karşı eter önerisi


YENİ ÖĞRENDİM

Koronaya karşı eter önerisi

Bu yazımın bilimsel anlamda elbette bir değeri yok.

Ancak bu konuda bilimsel çalışmalar yapanlardan aldığım bilgileri aktarıyorum.

Dr. Füsun Koroğlu Çorapçıoğlu, Başbakanlık eski müsteşarlarından.

İki üniversite mezunu.

Biri Eczacılık fakültesi.

Koranaya karşı “eterin etkili olacağını” öne süren bir bilimsel projeyi, Bilim Kurulu’na vermiş.

Taaa geçtiğimiz nisan ayında üstelik.

Bu yılın başında Kıbrıs’a giden Çorapçıoğlu dönüşünde çok ciddi nefes alma sorunu yaşamış hastanede 4 gün müşahede altında tutulmuş.

Dedi ki “Korona olduğumu sonra öğrendim. Buradan çıkan şu; korona Türkiyede ocak ayında da vardı ama henüz teşhis konamıyordu.”

Çorapçıoğlu “Korona farklı tiplerde, genetik materyal olarak  RNA taşıyan ve en dış çeperinde lipit zarf kaplı bir virüstür. Bu virüsün ağırlığı 0.85 attogram (gramın trilyonda birinin milyonda biri) ve bir kişiyi hasta eden 70 milyar virüsün toplam ağırlığı 0,0000005 gram, dünyada 7 milyonu aşkın hastadan hareketle de tüm dünyayı tehdit eden bu yaratığın toplam ağırlığı ancak 3.5 gram olarak tahmin edilmektedir” diyerek başladı anlatmaya.

Bu virüsle baş etme yöntemlerinden birinin eter kullanmak olduğunu düşünmüş.

Covid-19’un çevresi yağla kaplı, eter de bu tür virüslerdeki yağı yok etme özelliğine sahip.

Çorapçıoğlu’nun dediğine göre “Lipitler, eter, alkol ve aseton gibi organik çözücülerde çözünür ve eter de yağlar için mükemmel bir çözücüdür. Gerek elde gerekse bedendeki virüsün alkol ve sabunla yıkanarak yok edilmesi,  her ikisinin de yağ çözücü özelliği nedeni ile virüsü parçalayarak etkisiz hale getirmesinden kaynaklanmaktadır.”

Öneriye göre “İnhalasyon yolu ile yeni enfekte olmuş bir hastaya, maksimum 3 damla eter koklattığımızda kesinlikle aldığı virüsdeki yağ tabakası  parçalanacak  tıpkı alkolle el temizliği gibi eterle de akciğerler dezenfekte olacak.”

Peki bu yöntemle hastalık gerçekten önlenebiliyor mu?

Doktor Füsun Çorapçıoğlu “En azından kendimde başarılı oldu. Ayrıca başka arkadaşlarım klinik deneyleri de yaptılar elbette” dedikten sonra şunları anlattı:

“Eczacılık üzerine çalışan, yani konuyu bilen biri olarak bu önerimi sunduğumda Bilim Kurulu normal zaman prosedürü uyguladı. Yani ortada bir mücbir sebep yokken bulunmuş bir yöntemin uygulanması konusunda ne yapılıyorsa onu yapmak istiyorlar. Konu Bilim Etik Kurulu’na havale ediliyor. Oysa buna öncelik verebilir, Bilim Etik Kurulu en azından daha hızlı çalışarak eter kullanımına karar verebilir.”

Çorapçıoğlu “Elbette tıbbı bir yöntemin yaygın kullanımından önce tüm araştırmalar yapılacaktır, ancak eter 150 yılı aşkın süredir kullanılan, en etkili ve anestezik amaçlı ilk uçucu gazlardandır. Bunun yanında en prestijli tıp dergilerinden Lancet’de yayımlanan makalede geleneksel tedaviye cevap vermeyen ağır astım hastalarının mekanik ventilasyon sırasında halotan ile birlikte verilen dietil eterden belirgin derecede fayda gördükleri  bilinmektedir. Eterin virüsü parçalama özelliği de dikkate alındığında Covid- 19 durumunda çarpan etkinin çok daha fazla olacağı açıktır” dedikten sonra şunu anlattı:

“Açıkçası eter uygulamanın tıbbi açıdan çok büyük bir sakıncası yoktur. Beklenmedik ters bir yan etki yaratmayacağı da açıktır. Bilim Kurulu, mücbir sebep koşulları altında bu yöntemi inceleyebilirdi. Ancak ne yazık ki nisan ayından bu yana hiç cevap vermediler bile.”

Elbette tıbbi konuda ahkam kesecek halim yok.

Füsun hanıma “Eter satışı serbest mi?” diye sordum önce.

Serbest değilmiş. Demek ki bu yazıyı okuyup da kendi başına eter koklamaya kalkan olmayacaktır.

Bu nedenle bu öneriyi gönlüm rahat yazabildim.

ŞAŞIRDIM

Böyle bir zamanda çifte gelinlik

Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Yüksel Kocaman, İnşaat Mühendisi Ayça Dursun ile evlenmiş.

Allah mesut bahtiyar etsin.

Başsavcının nikah töreni ve “Korona kurallarına uygun düğünü” Sheraton Otel’de yapılmış.

Nikah şahitliklerini Yargıtay Başkanı Mehmet Akarca, Danıştay Başkanı Zeki Yiğit, Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Güler, Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Muharrem Akkaya, Hakimler ve Savcılar Kurulu 1. Daire Başkanı Halil Koç, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu yapmış.

AKP genel başkanı ise nikaha katılamamış.

Böyle olunca da yeni evli çift nikahtan sonra saraya gitmişler ve burada küçük bir özel kutlama daha yapılmış.

Başsavcıların lüks bir otelde muhteşem nikah töreni yapması elbette çok güzel.

Ama benim dikkatimi çeken konu başka.

Gelin hanım iki gelinlik diktirmiş.

Lüks oteldeki gelinlik daha modern, daha hoş, daha alımlı bir gelinlik.

Ama gelin hanım saraya giderken gelinliğini değiştirmiş daha klasik daha kapalı bir gelinlik giymiş.

Bana şaşırtıcı geldi.

İlk törendeki gelinliğin saraya giderken giyilmemesinin nedenini anlayamadım.

Tabii pekçok kişi “Yahu biz bir gelinlik bile alamazken sırf cumhurbaşkanına gidebilmek için ikinci gelinlik almak da neymiş?” diye sorabilir orası da ayrı.

ÖNERİ

Araç muayene sıklığı arabanın yaşına ve kullanım biçimine göre olmalı

Son günlerde araç muayene istasyonları gündeme geldi yine.

Fiyatların yüksekliği milleti öfkelendiriyor besbelli.

Bu işi de özelleştirince bazı konuların önüne geçmek pek mümkün olmuyor haliyle.

Yine de muayene ücretinin yüksekliği konusunda çok fazla fikrim olmadığını söylemeliyim, ancak dikkatimi çeken bir başka konuyu da dile getirmek istiyorum.

Eskiden “Fenni muayene” denilen “Zorunlu araç muayenesi” iki yılda bir yapılıyor.

Buradaki amaç, araçların trafiğe güvenle çıkması ve başkalarına zarar vermemesini sağlamak.

Araçlar iki yılda bir bu muayeneye giriyor, teknik heyet araçların frenlerine, sinyal sistemine, mekanik aksamın yeterli çalışıp çalışmadığına bakıyor.

Bu çok doğru ve gerekli elbette.

Ancak şu var ki araçlar da eski araçlar gibi değil.

“Fenni muayene” dönemindeki araçların frenleri 10 bin kilometrede aşınırdı. Lastikler 15 bin kilometre yapınca kabaklaşırdı. Mekanik aksam daha 10 bin kilometre olmadan sorun çıkarırdı. Hatta bir çok otomobil 60-70 bin kilometreden sonra rektifiye edilmek zorunda kalırdı.

Oysa yeni araçlar öyle mi?

Bir çoğu bırakın 200 bin kilometreyi 500-600 bin kilometreden sonra rektifiye ediliyor.

Fren, sinyaller, lastikler, mekanik aksam kolay kolay bozulmuyor.

Eskiden araçlar tamir edilirdi örneğin, şimdi olduğu gibi parçalar değişiyor, her şey yenileniyor.

Kısacası yeni araçlarda 2 yılda bir muayene aslında çok da gerekli değil.

Araçlardan olağanüstü ÖTV alan devlet, muayene aralıklarını da uzatmalıdır artık.

DÜZELTME

İstanbul’daki büfelere her yıl zam yapılmış

İstanbul’daki gazete büfelerinin kiralarına yapılan zamlarla ilgili dünkü yazımdan sonra ilginç tepkiler aldım.

Tabii büfe sahipleri sorunlarının bir kere dile getirilmesinden memnunlar.

Ancak yaptığım bir maddi hatayı düzeltmek istediler.

Yazımda “Büfe kiralarına 2005’ten beri zam yapılmamış” demiştim.

Hata benim.

Çünkü bana anlatan büfeci “Can Bey tamam 2005’ten beri ciddi bir kira zammı yapılmadı” dedikten sonra eklemişti “Kira sözleşmelerindeki her yılın enflasyon rakamına iki puan eklendi.”

Yani büfecinin söylemek istediği beklenmedik ve aşırı zamlar yapılmamış olması.

Bu nedenle özür dilerim.

Bu arada dün Tekel Gazete Bayileri Esnaf Odası Başkanı Ferihan Karasu ile konuştum.

Karasu “En çok üzüldüğümüz nokta, CHP’lilerin bayilere yandaş muamelesi yapması. Konuyu bilmiyorlar ve zannediyorlar ki tekel büfeleri yandaşlara peşkeş çekilmiş. Oysa bu esnafın başkanı olarak karşılarında bir CHP’li olarak duruyorum. Bu esnaf, sadece yandaşlardan oluşsa beni yıllardır başkan olarak seçerler mi?”  dedi.

CANIMI SIKAN ŞEYLER

Acun’a para toplatmak yerine “Biz bize yeteriz”de toplanan parayı ne yaptığınızı açıklayın

Yüz yüze eğitim ilkokullarda dün başladı.

Pek çok veli çocuğunu okula göndermeye çekindi elbette.

Diğer sınıfların ise uzaktan eğitimi devam ediyor.

Ancak günler geçtikçe anlaşılıyor ki yüz binlerce öğrenci ya bilgisayar veya tableti olmadığı ya da evinde internet bağlantısı bulunmadığı için bu eğitimden yeterince yararlanamıyor.

Önceki akşam Acun Ilıcalı sahibi olduğu TV8’de yardım kampanyası yaptı.

Amaç evinde tablet olmayan öğrencilere bir tablet almak.

Piyasada fiyatları 500 lira ile 3 bin lira arasında değişen tabletler var.

Acun Ilıcalı en pahalısında karar kılmış “Bir tablet 3 bin lira, bağışlarınızı buna göre yapın” dedi.

Sonuçta bir gecede 7 milyon 500 bin lira toplandı.

Demek ki 2 bin 500 tablet alınabilecek bu parayla.

Teşekkür Acun Ilıcalı.

Tamam ona teşekkür ediyorum ama iktidara da sitemim var.

“Biz bize yeteriz” diye kampanya açıp millete IBAN numarası vermeyi biliyorlar.

Burada toplanan milyarlarca liranın ne olduğu da hâlâ açıklanmadı.

İşte size fırsat.

Acun Ilıcalı’nın mütevazı kampanya ile toplayacağı paraya kalacağınıza bu kampanyadaki para ile çocuklara tablet alsanıza.

Hiç olmazsa nereye harcandığını biliriz.

Yazarlar

Koronaya karşı eter önerisi
Can Ataklı