Can Ataklı
27 Mayıs 2020

Koronadan çıkarken, ekonomiyi arapsaçına döndürmemek gerek


ANALİZ

Koronadan çıkarken, ekonomiyi arapsaçına döndürmemek gerek

Sadece bizde değil, dünyanın birçok ülkesinde iktidarlar, bugünden çok “korona sonrası günleri” düşünüyorlar.

Çünkü şu sıralar birçok ülke, kendi halklarını ayakta tutabilmek için olağanüstü fedakarlıklar yapıyor.

Medeni ve güçlü ülkeler krizi atlatabilmek ve vatandaşlarını fazla mağdur etmemek için çok büyük bütçeler ayırdılar.

Amerika, sadece halka destek sağlayabilmek için 2 trilyon dolarlık bir fon oluşturdu.

Avrupa Birliği üyesi ülkelerin bu konuda bütçeleri de 400 milyar Euro’nun üzerinde.

Japonya bu hafta başında 750 milyar dolarlık ek bir fonu daha devreye sokuyor.

Türkiye bu konuda hayli geride.

Ekonomiye bakan damat, borç olarak verilen kredi ve teşvikler de dahil 500 milyar liralık bir fondan söz etti biliyorsunuz. Bunun dolar karşılığı 75 milyar kadar oluyor.

Elbette az para değil ama diğer ülkeler fonlarını halka maaş gibi para dağıtarak kullanıyor, bizdekinin yüzde 80’i ise daha sonradan geri alınacak olan borç ve teşviklerden oluşuyor.

Halka dağıtılan para henüz bir iki milyar doları geçmedi.

Ancak bu günler elbette geçecek.

Geçtikten sonra ise başka bir sorun çıkacak ortaya.

Oluşan ekonomik hasar nasıl giderilecek?

Bu konu şu sıralar gelişmiş ülkelerin ana gündemini oluşturuyor.

Dünyanın ciddi ekonomi yayınlarında, koronanın yanı sıra bu mücadele kazanıldıktan sonraki ekonomik gelişmeler üzerine yorumlar yayımlanıyor.

Ekonomi yorumcuları, stratejik ve ekonomiye katkısı açısından durum tespiti yapılması gerektiğini belirtiyorlar.

Genel ekonomiye katkı amacıyla temel olarak öncelenen konular şöyle;

1- Hangi sektör veya sektörler daha çabuk kendine gelebilir?

2- Hangi sektörler daha az kaynakla kendine gelir?

3- Hangi sektörler genel ekonomiyi daha çabuk etkiler?

4- Hangi sektörler daha fazla döviz getirir?

5- Hangi sektörler iç üretimi geliştirir?

Ekonomi uzmanları hükümetlerin öncelikle bu konular üzerinde yoğunlaşmasını önererek şu yorumu yapıyorlar;

“Doğal olarak herkes ve her sektör zarar gördü. Ancak normale dönülürken ciddi bir planlama yapılmaz ve bir program uygulanmazsa kaynaklar hızla israf olur, ekonomideki hasarlar kalıcı hale gelebilir. Bu nedenle sektörel öncelikler belirlenmeli ve bu yönde hareket edilmelidir.”

Yabancı ekonomi yayınlarından aldığım bilgilere göre, uzmanlar gelişmekte olan ülkeleri de uyararak şu önerilerde bulunuyor; “Yabancı ortaklı şirketlerdeki o ülkenin vatandaşlarına ait hisselerin korunması gerekir. Aksi takdirde yabancılar kendi hükümetlerinden çok daha fazla destek görecekleri için sermaye artırımı yoluyla yerli ortakları zor durumda bırakabilirler.”

Türkiye’yi yönetenler, gelecek için nasıl planlar yapıyorlar, bunu bilmiyoruz henüz ama bunun “Hiç merak etmeyin, gereken önlemleri aldık” nutuklarıyla geçiştirilemeyeceğini de bilmeleri gerektiğini düşünüyorum.

BAŞIMDAN GEÇENLER

Sokağa çıkma yasağında “korona hatırası” çektirdim

Bayramın ilk günü, bir gün sonrasının televizyon yayınına hazırlık yapmak için yine dışarıdaydım.

İşim gereği malum sokağa çıkma yasaklarında da dışarıda olmak durumundayım.

Yolum Bebek’ten geçerken, çok sevgili bir dostumun pazar günleri 65 yaş üstüne tanınan sokakta gezme izni nedeniyle yürüyüş yaptığını görünce ben de bir mola verdim.

Bebek sahilinde yürürken, kıyıya bağlanmış bir teknenin adı çok dikkatimizi çekti.

“Corona Paris” adı, sanki günümüz için çok anlamlıydı!

Rica ettim, “Şunun önünde bir fotoğrafımı çeker misin?” diye.

Böylelikle sokağa çıkma yasağı sırasında çekilmiş bir “korona hatırası” fotoğrafım oldu.

FIKRA GİBİ

Cenazeye katılma izin talebine bir ay sonra ret cevabı verdiler

Bir izleyicimden aldığım mesaj bana çok “trajikomik” geldi.

İzleyicim, ablasının “doğal nedenlerle” nisan ayının 24’ünde vefat ettiğini, cenazenin de 25 Nisan günü Sarıyer Mezarlığı’nda defnedildiğini yazmış.

Ancak izleyicim o sırada İstanbul dışındaymış.

Cenazeye katılabilmem için “Seyahat İzin Kurulu’na” başvurmuşlar.

Bu kuruldan hiç cevap gelmemiş, bu nedenle cenazeye katılamamışlar ve son görevlerini yerine getirememişler.

Buraya kadar normal karşılayalım, olmaz ama neyse…

Asıl trajikomik dediğim olay tam bir ay sonra gerçeklemiş.

22 Mayıs günü, Seyahat İzin Kurulu’ndan bir SMS mesajı almış izleyicim.

Mesajda aynen şu yazıyormuş; “25-26 Nisan tarihlerindeki seyahat izniniz onaylanmamıştır. Başvurunuzu gözden geçirerek tekrar talepte bulunabilirsiniz.”

Anlamadığım şu: Başvuru nasıl gözen geçirilecek? Bir cenaze vardı, o olmadı, şimdi yenisini mi bekleyecekler? Tövbe estağfurullah.

BUNU YAZMAK GEREK

Devrim olarak başladı, “darbe” olarak bitti

Bugün 27 Mayıs.

Tarihimizin önemli dönüm noktalarından biri.

Bundan tam 60 yıl önce bugün, Türk Silahlı Kuvvetleri siyasi iktidara müdahale ederek yönetime el koymuştu.

Aslında olay bir “devrim gibi” başlamıştı.

Demokrat Parti iktidarı, halkı ikiye bölmüş, din istismarı ile toplumun tüm dengeleriyle oynamış, küçük Amerika sevdası ile ekonomiyi yerle bir etmiş, halkın büyük kentlere akın etmesine yol açıp işsizlik ve yoksulluğu patlatmıştı.

1946’da “çok partili hayata geçişle” başlayan demokrasi dönemi, DP iktidarı tarafından hunharca kullanılmış, demokrasi adına demokrasi, hukuk adına hukuk ayaklar altına alınmıştı.

Askerin müdahalesi aslında buna bir tepkiydi, halktan gelen talebin bir tür karşılığı idi.

Ancak ne olursa olsun hiçbir askeri müdahale haklı değildir.

Nitekim bu “devrim” de kısa sürede darbeye dönüştü. Seçilmiş siyasetçiler yargılanırken, bin türlü hata yapıldı ve en ağırı da üç idam infaz edilerek tarihimize bir kara leke yapıştırıldı.

Oysa 27 Mayıs Anayasası bugün için bile çok ileri bir demokratik anayasa idi.

Özgürlüklere alabildiğine yer veren, hukuk devletini yücelten, insan haklarına son derece saygılı bir anayasa hazırlanmıştı.

O gün tamamen duygusal nedenlerle bu anayasaya hayır oyu verenlerin bile bugün pişmanlık duygusu yaşadıkları bu anayasa, dinci-faşist ve Amerikancı yönetimler tarafından adeta katledildi, 12 Eylül’ün darbeci generalleri tarafından da tamamen ortadan kaldırıldı.

Bugün keşke yeni bir anayasa hazırlamak yerine o anayasayı aynen geri getirsek.

İnanın çok daha iyi olur.

Bütün tartışmalara da nokta koyarız.

KAFAMI BOZAN ŞEYLER

Böyle bir adamın “seçilmiş” olması daha da beter

Adam, AKP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’ndeki üyesi.

Hamdullah Arvas imiş adı da.

Bilgi ve kültürü hangi düzeyde bilemiyorum tabii ama kendi inanç ve yaşam biçiminin herkes tarafından kabullenilmesi ve uygulanması için dayatmalarda bulunuyor.

Beğenmediği bir yaşam biçimini seçmiş bir genç kadının “öldürülmesini” bile kendi anlayışına göre haklı görüyor, görebiliyor.

Bakın boksör sevgilisi tarafından öldürülen Zeynep Şenpınar isimli genç kız için attığı tweet mesajı şöyle; “Hikaye aynı; özgürlük düşkünü bir kadın ve gayrimeşru yaşantısı içinde geçen bir ölüm hikayesi.”

Bu şahıs diyor ki, “Özgürsen, sevgilin varsa başına bunun gelmesi çok normal.”

Beynini, bacağının arasına sıkıştırmış nice insanın bir kopyası bu şahıs tabii ki.

Çocuk istismarlarını protesto edenlere karşı kin, nefret ve öfkesini de bir başka tweetinde de şöyle dile getirmiş bu adam; “Kara çarşaf yasaklansın, diyen deyyuslar. Medeniyet dediğiniz açılıp saçılmaksa desenize hayvanlar sizden daha medeni.”

Adamın aklı sadece bacak arasında belli ki.

Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı aynı zamanda.

19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nda da bu kez şöyle bir tweet atmış; “Benim atam Hz.Muhammed’in yolundan giden S.Eyyubi’dir, Fatih’tir, Abdülhamit Han’dır. Benim atam İslam’ı yücelten ve milletine her anlamda örnek olandır. Benim atam kendi zevki sefa çekerken, milleti açlıkla ve yasaklarla perişan olan sözde kahraman zat değildir.”

Bu nasıl bir nefrettir anlamak mümkün değil.

Adam bir de üstüne, zamanında cemaatin “maklube partilerine” de pek düşkünmüş.

Şimdi muhtemelen müthiş bir cemaat düşmanı olmuştur haliyle.

Böyle tipler aramızda çok fazla olabilir ama benim asıl canımı sıkan ve yakan, bu şahsın İstanbul halkının bir bölümü tarafından “seçilmiş” olması.

Elbette kavun gibi koklayıp da seçemeyiz insanları.

Muhtemelen AKP’lilerin çok büyük bölümü de böyle bir adamı seçmek istememişlerdir.

Yazarlar

Koronadan çıkarken, ekonomiyi arapsaçına döndürmemek gerek
Can Ataklı